Kuzey Kore 25 Mayıs 2009 tarihinde bir yeraltı nükleer silah denemesi yaptığını açıklamıştır. Uzmanlara göre 2006 Ekim ayında yapılan ilk denemede 5-15 kiloton gücünde olan silahın oldukça üstünde, 10-20 kilotonluk bir güce sahip olan bu deneme çevresinde Güney Kore’de 4,5 şiddetinde bir depreme yol açmıştır. Bu denemenin hemen arkasından da kısa menzilli füze testlerini sürdürdüğü gözlemlenmiştir. BM Güvenlik Konseyi, Japonya’nın talebi üzerine toplanmış ve oybirliği ile Kuzey Kore’yi kınamıştır. Alınan kararda, BM’in nükleer silah denemelerini yasaklayan iki kararına ve Altılı Grup görüşmelerinde alınan kararlara uyması istenmiştir. Yetkililer, BM Güvenlik Konseyi’nden kararın bir saat gibi kısa bir zamanda çıkmasını ve Kuzey Kore’nin en yakın müttefiki Çin’in hiç itiraz etmeden karara katılmasını oldukça anlamlı bulmuşlardır. Kuzey Kore yaptığı bu test ile BM kararlarının yanı sıra iki önemli anlaşma olan, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (Nuclear Non-Proliferation Treaty) ve Nükleer Test Yasaklama Anlaşması’nı da (Nuclear Test Ban Treaty) ihlal etmiştir. Fransa, Kuzey Kore’ye yeni yaptırımlar uygulanması gerektiğini söylerken, ABD, Rusya, Japonya Güvenlik Konseyi kararlarının çiğnenmesini çok ciddi bir tavır olarak gördüklerini bu konunun mutlaka bir karşılığının olması gerektiği çerçevesinde açıklamalarda bulunmuşlardır.

 

Bilindiği gibi Kuzey Kore’nin ilk diktatörü Kim II Sun 44 yıl önce füze yapımını gerçekleştirmek üzere bir askeri akademi kurmuş ve Japonya’yı vurabilecek ve ABD’nin Kore yarımadasına karışmasına mani olacak silahlar yapılması direktifini vermiştir. Kim’in oğlu ve halefi Kim Jong II füze yapımını destekleyerek, birçoğu Japonya’yı vurma yeteneğinde olan 200’den fazla Nodong füzesi inşa etmiştir. Kuzey Kore komşularına ve özellikle Japonya’ya gözdağı vermek için birçok füze denemesi yapmıştır. 1998’de Japonya üzerinden Pasifik Okyanusu’na yaptığı uzun menzilli füze denemesi ile Japonya’yı oldukça telaşlandırmış ve 2006 yılında başarısız olan diğer uzun menzilli füze denemesinden sonra Japonya Patriot füze savunma sistemi tesis etmiş, ABD Japon denizinde Aegis antibalistik füzeleri deniz platformunda konuşlandırmıştır.

 

En son füze denemesini Nisan 2009’da yapmış ve oldukça tepki almıştır. Pyongyang, bu denemenin uzaya uydu yerleştirilmesi ile ilgili olduğunu açıklamasına rağmen uluslararası yetkililere bu açıklama pek inandırıcı gelmemiş ve Kuzey Kore 13 Nisan 2009’da BM Güvenlik Konseyi tarafından oybirliği ile kınanmıştır. Pyangyong bu karara tepki göstererek, 14 Nisan 2009 tarihinde Altılı Grup görüşmelerinden çekildiğini ve nükleer ve füze programlarına devam edeceğini açıklamıştır. Kuzey Kore’nin 2003 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan (NPT) çekilmesi üzerine, aynı yıl Güney Kore, Çin, Japonya, Rusya ve ABD ile kendisinden oluşan Altılı Grup görüşmeleri başlamıştır. Bu görüşmeler 2007 yılında, Kuzey Kore’nin bütün nükleer programını sona erdirmesi, ABD ve Japonya ile ilişkileri normalleştirmesi karşılığında, Pyongyang’a enerji yardımı ve güvenliğin sağlanması garantisinin verilmesi ile sonuçlanmıştır.

 

Bundan bir adım öncesinde, 2006 Ekim ayında Kuzey Kore’nin yaptığı ilk nükleer test dünyada büyük tepki ve şaşkınlık yaratmıştır. Uzmanlar Kore’nin nükleer ajanların minyatürize edilmiş savaş başlıklarına adaptesi çalışması içinde olduğunu ve bu deneme ile birlikte Japonya’yı kapsama alanı içine alan, mevcut orta menzilli balistik füzelerine uygun nükleer başlık yapma yolunda ilerlemeye çalıştıklarını açıklamışlardır. Savunma İstihbarat Bürosu Direktörü Korgeneral Michael D. Maples Senato’nun ilgili komitesine rapor verirken, “Kuzey Kore balistik füzelere uyumlu nükleer başlık yapmada başarılı olabilir” şeklinde bir değerlendirmede bulunmuştur. Öngörülen değerlendirmelere göre, Kuzey Kore birkaç yıl içinde ABD’ne tehdit teşkil eden uzun menzilli balistik füzelere nükleer başlık adapte edebilecek düzeye gelebilecektir. Ancak, Kuzey Kore balistik füzelerinin çoğu modifiye edilmiş eski teknolojiye sahip Scud füzelerinden oluşmaktadır. Körfez Savaşı’nda Irak tarafından kullanılan Scud’ların hedefe doğrulukla vurması olasılığının ne kadar düşük olduğu gözlemlenmiş olmasına rağmen, hem Japonya’da, hem de Güney Kore’de sivil toplum üzerinde yarattığı korku, Kuzey Kore için bir koz olmakta ve bu kozu uluslararası görüşmelerde veya ABD ile ikili görüşmelerde rahatlıkla kullanma temayülü içine girmektedir.

 

Kominizm türü komuta ekonomisine sahip, açlık ve yetersiz beslenmenin hat safhada olduğu, her türlü fakirliğin kol gezdiği ülkede, füzelerin, füze komponentleri ve ilgili teknolojilerin talep edilen ülkelere transferi, Kuzey Kore için büyük bir gelir kaynağı olmaktadır. Monterey Kaliforniya’da bulunan Yayılmanın Önlenmesi Araştırmaları Merkezi’nin (Center for Non-proliferation Studies in Monterey) 2006 raporuna göre; Kuzey Kore İran, Pakistan, Syria, Mısır, Libya ve Yemen’e yaptığı satışlardan milyonlarca dolar kazanmaktadır. En iyi müşterisi de İran olarak gözükmektedir.

 

Bu gün Moskova Elçiliği’nden üst düzey bir yetkili ITAR-TASS haber ajansına yaptığı açıklamada uluslararası tepkileri reddederek, ABD ve müttefiklerinin Kuzey Kore’ye düşmanca tavırları devam ederse daha fazla nükleer test yapılmasının mümkün olduğunu ifade etmiş ve artık, Altılı Grup görüşmelerine katılmayacaklarını söylemiştir. ABD bu görüşmelerin devam ettirilmesi için Çin’in devreye girmesi konusunda gerekli girişimde bulunmuştur.

 

Kuzey Kore’nin nükleer silah ve atma vasıtası olan balistik füze geliştirme çabalarının altında yatan amaçlar aşağıdaki gibi sıralanabilir

 

-ABD ile yapılacak ikili görüşmelerde avantaj sağlamak: 1999 yılında Kuzey Kore (ABD) Clinton yönetimi ile müzakereler sırasında füze testlerini durdurmuş, daha sonra George W. Bush’un seçilmesi ile ikili görüşmeler askıya alınmıştır. Bilindiği gibi Başkan Bush döneminde “Şer Ekseni” içinde nitelendirilen Kuzey Kore ile ilişkiler Altılı Grup görüşmelerinden sonra iyi niyet çerçevesinde normalleşme yoluna girmişti. Başkan Obama’nın yönetime gelmesi ile başlayacak olan ikili görüşmelerde elindeki kozun ne olduğunu göstermesi açısından önemli bir adım olarak nitelendirilebilir. Kuzey Koreli yetkililer, “Biz füze ve nükleer teknolojiye sahibiz ama bunu hasımlarımız üzerinde kullanmıyoruz, bunun bize bir avantaj olarak dönmesi gerekir” diye düşünmektedirler. Başkan Obama için, çözümü zor bir sorun olduğu bir gerçektir.

 

-Mevcut rejimin korunması kaygısı: Halen 67 yaşında olan Kuzey Kore lideri Kim Jon Il’in hasta olduğu ve yerini 20’li yaşlarda bulunan en küçük oğluna devretme isteğinde olduğu bilinmektedir. Bu arada güç kaybı da gerçekleşmiş ve ordu güçlenmiştir. Görevi devir alacak oğlunun, hem iç politikada güçlü olduğunu ve hem de nükleer gücü elinden kaçırmak istemeyen ordu ile aynı paralelde olduğunu göstermesi açısından bu denemelerin önem taşıdığı değerlendirilebilir. Uygulanan programın başarılması durumunda yukarıda bahsedildiği gibi rejimin gücü pekiştirilmiş olacaktır.

 

-İç politik faktörlerin etkisi: Yukarıda izah edildiği gibi, lider değişimi sırasında bir taraftan dünyaya Kuzey Kore açısından yürütülen politikada bir değişikliğin olmayacağı mesajı verilirken, içeride de aynı teminatı göstermek bakımından önem taşıdığı düşünülebilir.

 

-Teknik motivasyon: Daha evvel 2006’da denenen küçük güçlü bombanın geliştirilerek, daha güçlü olarak tasarlanması ve başarılı bir şekilde testi, balistik füze harp başlığı yapma yolundaki gelişmeler, bunun yanında balistik füzelerinde gittikçe daha istikrarlı bir şekle getirilmesi ülkenin yüksek teknolojiye sahip olduğu gururu ile kendisine dünya platformunda yer araması, prestij sağlama yolu olarak görülmesi önemli bir faktör olarak belirlenebilir.

 

Gelişmelerden de anlaşılacağı gibi Kuzey Kore, hem nükleer silahların geliştirilmesi, hem de bunların atma vasıtaları olan balistik füzelerin menzillerinin arttırılması ve güvenilirliğinin sağlanması konusunda planlı ve ciddi bir politika yürütmektedir. Kuzey Kore, uluslararası baskılar sonucunda uyumlu bir yola girmek zorunluluğunda olduğunu bilerek rolünü iyi oynamakta ve çeşitli bahaneler uydurarak, yine bildiğini okumaya çalışmaktadır. Uluslararası arena -bu ülke üzerinde gerekli etkiyi sağlamak için- yaptırımları son derece sıkı uyguladığından artık kaybedecek bir şeyi olmadığını değerlendiren Kuzey Kore’nin bir atılım yapması gerektiğini değerlendirmesi son derece akılcı bir yaklaşım olacaktır. Bu atılım iki yönde de olabilir: Birincisi, BM Güvenlik Konseyi ve Altılı Grup görüşmelerinin kararlarına uyarak, vaat edilen yardımları almak. İkincisi ise, mevcut programını uygulayarak, nükleer silahlara sahip dokuzuncu ülke konumunu elde ederek, uluslararası platformda prestijli bir konum sağlamak. Birinci seçenekte, başlangıçta gerekli ekonomik ve güvenlik yardımlarını alarak belli bir seviyeye geleceğini düşünülmekteyse de, belli bir süre geçtikten sonra ülkenin genel durumunda fazla bir aşama getirmeyen bir yol tutulmuş olacaktır. Bu yolun tutulması ile, mevcut ekonomik ve refah düzeyinin değişmemesinden dolayı halkın tepkisi sonucunda mevcut rejim zayıflayacak ve tehlikeye girecektir. Bunun ötesinde Güney Kore ile birleşme sesleri ve rejim değişikliği gündeme gelebilecektir. Bu şekilde bir gelişme herhalde mevcut iktidar tarafından en az arzu edilen bir sonuçtur. İkinci seçenekte ise, nükleer olarak güçlü bir devlet yaratmakla içeride kendi gücünü arttırma ve rejimin güçlenmesini sağlama imkanını bulurken, uluslararası ve bölgesel düzeyde gerekli etkiyi yaratacak enstrümanlara sahip, sözü dinlenmek zorunda olan bir ülke konumuna gelebilecektir. Bu şekilde bölgesel bir güç olarak, Güney Kore’ye örnek teşkil edecek veya onu etki altına alabilecektir. Gidilen yol başlangıçta ABD, Japonya ve Çin dahil diğer ülkelerin tepkisini çekerken, silaha ve onlara ulaşabilecek atma vasıtalarına sahip olması durumunda, onlarla eşit düzeye gelen, bu ülkelerin Kuzey Kore’ye karşı davranışlarında ölçülü olma yoluna kanalize eden bir statü elde edebilecektir. Kuzey Kore’nin programdaki ısrarına baktığımız zaman ikinci seçeneği benimsediğini varsayabiliriz diye değerlendirilmektedir.