2003 yılından bu yana Asya'da milyonlarca kanatlı hayvanın ve dünyada toplam 74 kişinin ölümüne yol açan “kuş gribi” hastalığı Türkiye’de can almaya başladı. Türkiye'de, ilk defa Ekim ayında ülkenin kuzey batısında Balıkesir’e bağlı Manyas'ın Kızıksa ilçesinde tespit edilen H5N1 virüsüne karşı 'acilen çok katı önlemler' almıştı ve bu ilk vakıa insan kaybı olmadan atlatılmıştı. Ancak şimdi hastalığın ülkenin doğu bölgelerinde görülmesi ve can almaya başlaması Türkiye’nin çok büyük bir salgın riski ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Güneydoğu Asya ülkeleri ve Çin dışında, insanda bilinen kuş gribi vakasına ilk kez Türkiye'de rastlanmıştır.

 

Her şeyden önce hastalığın ilk görüldüğü yer olan Iğdır’ın Aralık ilçesi ve Doğu Beyazıt ilçesi Nahçivan ve İran’a sınır kapıları olan yerleşim birimlerimizdir. Kuş gribinin bu iki ilçenin ardından çok kısa bir süre zarfında birkaç ile daha sıçraması, bölgenin aynı zamanda Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçivan), İran ve Irak’a sınırda bulunması, salgının hem bulaşma yolların konusunda ipucu vermekte ve hem de bu salgının bir anda bölgesel bir tehdit haline dönebileceği endişesi yaratmaktadır.

 

Virüs bugün itibariyle beş ayrı yerde kesin olarak tespit edilmiştir. Bu bölgeler Erzurum, Van, Iğdır, Doğubeyazıt, Silvan ve Akdağmadeni'dir.Kuş gribi vakaları nedeniyle bölgedeki 10 ilde (Erzurum, Erzincan, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan, Tunceli, Van, Bingöl ve Muş) kanatlı yaban hayvanlarının avı, 7 Ocak'tan itibaren ikinci bir emre kadar yasaklanmıştır.

 

Uzmanlar virüsün yayılmasına sebep olan göçmen kuşların şu an Afrika'da olması gerektiğini ifade etmektedir. Oysa virüs Türkiye'de kaldı ve yayılmayı başardı, ki bu da ortaya yasa dışı kanatlı hayvan sevkiyatı ve salgın noktası tespiti konularını ortaya koyuyor. Doğu ve güneydoğu bölgelerimizde ise yasadışı hayvan kaçakçılığının uzun bir süreden beri yapıldığı bilinmektedir.

 

Salgının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yayılma riski çok yüksektir. Bu nedenle dikkat edilmesi gereken en önemli husus her şeyden önce bu bölgeler eğitim ve bilinç seviyesinin diğer Batı illerine göre daha düşük olduğu ve kitle iletişim araçlarının zayıf kaldığı bölgelerimizdir. Diğer yandan Batı illerimizden farklı olarak bu bölgede neredeyse her evin bahçesinde kanatlı hayvan ve başta güvercin olmak üzere çeşitli evcil kuşlar da beslenmektedir. Yaşam alanları ve kümesler çok fazla iç içe geçmiştir. Daha da önemlisi bu bölgede bilinçsizlik hastalanan kanatlı hayvanların kesilerek yenmesine ve hatta tedbir için toplanan bu hayvanların ekiplerden saklanmasına yol açmaktadır.

 

Bu hastalıktan ölüm oranı yüzde 50 oranındadır. En büyük tehlike ise hastalığın insanlarda görülen normal grip vakasıyla birleşerek mutasyona uğraması ve insandan insana geçebilmesi riski. Bu konuda kanıtlanmış bir vakıa yok ama, yetkililer böyle bir riskin varlığını inkar edememektedirler.

 

Kış aylarının da yardımcı olduğu kuş gribi virüsünün yaşaması ve insanlara bulaşması için bu bölgelerimizde oldukça uygun bir ortamın olduğu görülmektedir. Aynı şekilde bu bölgemizde sağlık imkanları da yetersizdir. Bütün bu şartları göz önüne aldığımızda bu virüsün doğu bölgelerimizde çok hızlı bir şekilde yayılabileceği ve oradan da batı illerimize sıçrayabileceği ihtimali giderek güçlenmektedir. Önümüzde 9 günlük resmi tatili de dikkate aldığımızda ve bayram ziyaretleri sebebiyle bu bölgemiz insanlarının hem birbirleriyle ve hem de batı bölgelerimizle sağlayacakları yoğuz ziyaret trafiği bir anda tüm Türkiye’yi sarabilecek bir salgına dönüşmesine sebep olabilir. Yetkililerin bir an önce bayram rehavetine kapılmadan en sert ve en sıkı tedbirleri almaması durumda kuş gribi ülke bekasını tehdit edebilecek bir salgına dönüşebilir. Ancak paniğin ve kontrolsüz kitle hareketlerinin her zaman hata yapmaya zemin hazırladığını da unutmamak gerekir.