Kürtlerin en büyük düşmanı ÖCALAN ve PKK’dır. İkinci büyük düşman ise birinciyi haklı bir davanın peşinde olanlar olarak gösterme gayreti içerisinde olanlardır. Küresel propagandanın aleti olan ikinciler aralarındaki bağlantının gereği olarak, birincinin gerçekleştirdiği eylemlerin günahını ört-bas etmekle görevlidirler.

 

Birinci ve ikincilerin ortak çalışmasının en son örneğini 13 vatan evladının şehit edildiği olayda gördük. ÖCALAN’ın talimatıyla PKK’nın gerçekleştirdiği eylemin sorumluluğu hiç vakit kaybedilmeden örgütün en iddiasız iki elemanı olan Cemil BAYIK ile Mustafa KARASU’ya yükleme propagandası başlatıldı. İkincilere göre, demokratikleşmenin mimarı olan ÖCALAN ve artık silah bırakmaya hazır olan PKK’lılar böylece aklanmış olacaktı. Bu propagandanın hedefine ulaşması halinde de dünyanın efendilerinin isteği doğrultusunda sürdürülen süreç yara almadan devam edecekti. Propaganın hedef kitleyi aşıp örgütün bütün birimlerini de içine alarak bölünmüş ve ÖCALAN’ı dinlemeyen bir PKK algısının ortaya çıkması üzerine Murat KARAYILAN hemen açıklama yapmak zorunda kaldı. Kuşçuların öyle iddia ettikleri gibi örgüt saflarında güvercin-şahin gibi ayırım olmadığını bir kez daha vurgulamak zorunda kaldı. İkincilerin günahı bununla son bulmadı. Varlığını döktüğü kana borçlu olan terör örgütünü kuşlara benzetenler sadece Kürtlere haksızlık yapmadılar. Aynı zamanda güzellik ve irade timsali olan güvercin ve şahinlerin de haklarını gasp ettiler.

 

Yazılı ve görüntülü propaganda araçları aracılığıyla ortaya kurulan bu sahte masumiyet sahnesinin aksine gerçekler hiç de öyle değildir. Gerçekler öyle sanıldığı gibi ne derindedir ne de karışıktır. Basit ve yalın haliyle yaz ayları PKK için büyük önem taşır. Tüm hazırlıkların ve faaliyetin tek amacı; mevsimin elverişliliğinden yararlanarak, örgütü bulunduğu noktadan bir üst konuma taşıyacak ortamın oluşturulmasıdır. Hedef buyken, güvenlik güçlerinin bölgedeki etkinliğini hâlâ kıramamamış olması acele içindeki PKK’yı sinirlendirmektedir. Çatışmalarda verdiği kayıpların hem maddi hem de psiklojik olumsuz etkileri vardır. İtiraf etmek zorundayız ki Kürtçüler bugüne kadar hiç olmadığı kadar büyük bir stratejik kazanımın eşiğine ulaşmış bulunmaktadırlar. Böyle bir aşamaya gelinmişken gel-git yaşayan İmralı ve Kandil huzursuzluk içerisindedir. Silahla kazandığının bedelini siyasetle ödemek hiç işine gelmez. Bundan da öteye, bir taraftan silahla görüşme masasına oturulamayacağı, diğer taraftan silahın bırakılmasının da yolun sonu olacağı gerçeği büyük bir açmazdır. İşte bu nedenle ikincilere masumiyet senaryoları düzme görevi düşmektedir. Ama onlar da görevlerini öylesine benimsemektedirler ki silahlı-siyasi-sivil örgütlülerin bile aklını karıştırmaktadırlar.

 

Saçılan tohumlar büyüyüp artık meyvaya döndü… Bütün bunlarım kurbanı olan iki türlü “Kürdistan” halkı yaratıldı. Birincisi; Mehmet FARAÇ’ın ifadesiyle ÖCALAN’ın evinin toprağını bile teberik haline getirenlerdir. Bunlar eli silahlı öldürmeye programlı insanların başında bulunan ÖCALAN’ı ilahlaştıranlardır. Bazıları için Kürtlerin kurtarıcısı, bazıları içinse yeni bir mezhebin yaratıcısıdır. Tıpkı ABD’de topluca intihar eden Cennetin Kapısı-Heaven’s Gate mezhebinin müritleri gibidirler. Varlıkları liderleri için ölmeye kurgulanmıştır.

 

İkincisi ise korkuya teslim olmakla, devletine güvenmeye devam etmek arasında tereddüt yaşayanlardır. Hiç hak etmedikleri halde PKK’nın kötülüğünün en mağdur tarafı olanlardır. Onlar iki büyük düşmanlarının masum kurbanlarıdırlar. Bu kurbanlar üç-beş keçisini satıp bölgenin kasabasına, şehrine hatta çok daha uzaktaki büyük kentlere göçmekle yakasını PKK’dan kurtaramadılar. Çaresiz yerleşmek zorunda olduğu kenar mahalleleri örgüt ele geçirdiği için, başını sokacağı bir ev, üç kuruşluk iş ve kendisini aralarına kabul edecek toplum için kesinlikle PKK’nın onayına muhtaçtırlar. Örnekleri çoktur… Köy ile kasaba arasında ulaşımı sağlayan iki dolmuşçudan örgüte yakın olanın işleri yolunda giderken, devletine güvenen elindeki tek geçim aracını yok pahasına satıp oralardan kaçmak zorunda kaldı. PKK bununla da yetinmedi…Köyün en sosyal, en dışa dönük sakinini ajan ilan edip, köy meydanında kurşuna dizdi. Ortada ajanlıkla ilgili hiçbir şey yokken bile kurşuna dizmekle bütün köylüye yarın aynı son sizin de başınıza gelebilir, bunun hiçbir ölçüsü yok korkusunu yerleştirdi. Aşiretin veya o yerleşim biriminin en saygın adamını öldürerek sıradan insanları yarattığı korkuyla teslim aldı.

 

Hafız ESAD’ın Şam’ından örgütü yönettiği günlerde ÖCALAN, PKK’ya yardım etmeyen ve devletin yanında yer alanların nasıl cezalandırılmaları gerektiği talimatlarını video ve teyp kasetleriyle kırsala ulaştırıyordu. Kürt köylüsünün PKK’nın hedefi olması için bir şey yapmasına gerek yoktu, örgüte mesafeli durması bile ajan ilan edilerek öldürülmesi için yeterliydi. ÖCALAN’ın kasetlerle ulaştırdığı talimatlarıyla öldürülen köylünün tarlasındaki ekinin akrabaları tarafından kaldırılması dahi yürek isterdi. Her türlü şiddete rağmen bütün Kürtlerin bir türlü istenilen noktaya getirilememesinden doğan öfkesiyle ÖCALAN, Kürtlere hakaretler yağdırıyordu.

 

Bugün de hiçbir şey değişmedi. Önceki yapılanmada örgütün MK üyesiyken öldürülme korkusuyla PKK’dan kaçan Nizamettin TAŞ’ı, döndürmeye kararlı olan ÖCALAN’ın sözleri önemlidir. (1)  Eski PKK’lı kendisiyle Erbil’de ropörtaj yapan gazeteciye ÖCALAN’ın avukatları aracılığıyla gönderdiği talimatta örgüt içindeki ayrılıkları kendisine bağlı kalmaları kaydıyla kabul ettiğini bildirdiğini söylemekteydi. Hizip bile PKK içinde ÖCALAN’a bağlıyken her hangi bir kuşun onun izni olmadan barınmasına imkân yoktur.

 

Mayıs 2011 ayından itibaren PKK’nın çatışmalarda kayıp vermesi üzerine İmralı’dan örgütün bütün birimlerine gönderdiği talimatlarda silahlı teröristlerin görevlerinin gereğini yerine getirmelerini, savunmanın hareketsiz kalmak olmadığını, çatışmalara misliyle karşılık vermeleri gerektiğini, zamanın 24 saatle sınırlandırılamayacağını bildirmişti. Bu konuda olabilecek tereddütleri ortadan kaldırmak için Kandil gibi kendisinin de bu hareket tarzına engel olamayacağını ilave etmeyi de unutmamıştı. Yani silahlı teröristleri içerisinde bulundukları ortama uygun olarak neyi uygun görürlerse onu yapmakla görevlendirmişti.

 

İkinci düşmanın kuşları örnekleyerek masum göstermeye çalıştıkları PKK budur işte! Vatan evlatlarının şehit edilmeleri öyle gösterilmeye çalışıldığı gibi kuşların işi değildir. Kendi dünyalarının penceresinden bakarak, elinde kan bulunanları düzmece entrikalarla masum gösterme gayretinde olanlar aynı zamanda Kürtlerin haklarını da gasp etmektedirler.

 

Kandil’i yol edinenlerin, ellerinde kaleşler ve molotoflar, dillerinde barış, beyinlerinin karanlık köşelerinde Kürtleri demir yumruk altına almak olan Kürtçülerin her sözünü halka mal etmeye çalışanların çevrelerinde olan, biteni görmelerini beklemek hayaldir. Aksi olsaydı, Murat KARAYILAN ile görüşmelerinde, gittiği Hollanda’nın kendisinin neden kabul etmediğini, Kandil’e neden dönmek zorunda kaldığını, yerine Fransa’ya gönderilen Ali Rıza ALTUN’un Avrupa’da kalmasına neden göz yumulduğunu sormaları gerekirdi. Eğer bunu yapsaydılar Türklere de Kürtlere de büyük iyilikleri dokunurdu. Yine aynı şekilde, sırf ÖCALAN’ı eleştirdikleri için ortadan kaldırılanlarıyla ünlü Lolan Kampı’nı sorabilirlerdi. Ya da gittikleri Diyarbakır’da alışılmışın dışına çıkarak gerçek halkın arasına karışıp, çöplüklerde ekmek arayanları görüp gerçek Kürtlerin ne halde olduklarını bizlere anlatarak hayırlı işler yapabilirlerdi. Böylelikle kendilerine de faydaları olur, ışığı odalarına alacak isabetli pencereler açabilirlerdi. Son bir noktayla Kürtçü seçkinlerin neden Tunceli’den bir milletvekili bile çıkaramadıklarını da anlarlardı.

 

Dipnotlar

 

(1) Habertürk 22 Aralık 2010 Zülfikar Ali AYDIN   “PKK Kürtlerden Özür Dilemeli”