Türkiye, otuz küsur yıllık sözde mücadelesinin sonucunda terörü yok edemediğinden başka onun üzerine inşa edilen “Kürt sorununu” çözme sorumluluğunun da altına sokuluyor.

 

Şimdilerde unutulan bu süreci bir kez daha gözden geçirdiğimizde durum çok daha iyi anlaşılacaktır:

 

İçeriden ve dışarıdan yürütülen planlı programlı çalışmalarla önce Marksist-Leninist Apocular adıyla başlayan terör, sonra etnik-bölücü teröre en son olarak da “Kürt sorununa” dönüştürüldü.

 

Etnik-bölücü terör uluslararası alanda büyütülüp, gürbüzleştirilirken Türkiye daima sınırları içerisinde ve savunmada kalmaya mecbur bırakıldı. Sonunda Marsist-Leninist bir çete çıktığı yolda kendisinin de inanmakta güçlük çektiği bir başarıyla “Kürt sorununun” meşru muhatabı haline geldi.

 

En başından itibaren uluslararası destekli etnik-bölücü terörün sürüklediği Türkiye, şimdi de bu sentetik sorunu çözmeye zorlanıyor. Ancak terörle mücadelede olduğu gibi sorunun sözde çözümünde de karar verici değil, kararları uygulayıcı olması dayatılıyor.

 

En son olarak Kürtçülerin bir bölümünün adına başbakan düzeyinde atılan adımda öne sürülen “çözüm önerileri” ne şöyle bir göz atıldığında bu durum hemen göze çarpacaktır.

 

Basın aracılığıyla duyurulan öneriler sadece, Mesut BARZANİ, Kandil, İmralı, içerideki ve dışarıdaki Kürtçü seçkinler, Avrupa Konseyi’nin çeşitli organları ve Washington’ın ağzıyla konuşan Council on Foreign Relations’ın (CFR) daha önceleri duyurdukları önerilerin bir kopyasıdır. Bu sözde önerilerde Türkiye’nin bir katkısının olup, olmayacağını soran ve merak eden yoktur. Ondan istenen sadece yerine getirmesidir.

 

Otuz küsur yıldan sonra önümüze açılan kapı budur. Etnik-bölücü terör Türk ve Kürtler üzerinde her geçen gün artan birbirlerinden uzaklaşma etkisi yaratmaktadır. Sadece birkaç yıl önce anadilim Türkçe diyenler, bugün Kürtçe diyenlere dönüşüyor. Dün ayrılık istemeyenler, bugün özerklik çözüm olur diyorlar. En ücra köyde bile “devletle savaşılır mı” diyenler, bugün teröristleri “gerilla” olarak tanımlıyor.

 

Terörün tarafında yer alanların sesleri yüksek çıkarken, terörün mağdur ettiği Türk ve Kürtlerin sesi duyulmuyor, çıksa da aldıran olmuyor. Tek kale oynanan bu oyunun önüne geçilmediği takdirde kaybeden hak ve hukuka inanan Türk ve Kürtler ile Türkiye olacaktır.