Hafızamız bizi yanıltabilir; yıl 1989 veya 1990 olabilir. PKK, Avrupa’da kendisi dışındaki Kürtçü grupları çatısı altında bir araya getirmenin yollarını arıyordu. Avrupa sorumluları o zaman adı TKSP (Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi) olan hareketin başındaki Kemal BURKAY ile de görüşme düşüncelerini ÖCALAN’a iletiyorlar. Eski tüfeklerin anlattıklarına göre bu isteğe mağrur ÖCALAN’ın cevabı son derece aşağılayıcı oluyor. “Dört ayaklının peşinden giden iki ayaklıyla işimiz olmaz” diyor. Bu sözlerin hedefi elbette köpeğiyle birlikte Stockholm sokaklarında gezinti yapan K. BURKAY’dır.

 

Aradan yıllar geçti. Biri adada cezaevine kondu diğeri ayrıcalıklı bir izinle tekrar yurda döndü. Bıraktığı yerden Kürtçülüğe devama başladı. O kadar sistemli gidiyor ki, geçen hafta Tunceli’de yapılan Munzur Festivali’nde partisinin simgesini bile dalgalandırdı. ÖCALAN’ın büyük oyununun parçası olmayı kabul etti. Aslında Türk solunun içindeki Kürt solu bugün artık Türkiye’deki solun büyük bölümünün dizginlerini eline aldığı için onlar bile bu oyuna çoktan girmişlerdi. Girmeyen veya alınmayan tek hareket HÜDA-PAR tabelası altındaki Hizbullah idi.

 

ÖCALAN, yıllardır Kürt Ulusal Konferansı (veya kongre) düzenlenmek için her fırsatı değerlendirmeye çalıştı. Ama o günlerde Kürtçülerin namluları dışarıdan çok kendilerine doğrultulmuştu. Dolayısıyla olmadı. Bugün durum değişti ve ortam çok uygun. Eski hasımlar şimdi artık müttefikler. Öyle ki, ÖCALAN bir zamanlar aşağıladığı Kemal BURKAY’ın HAK-PAR’ı nı konferansa özellikle çağırıyor. Türkiye’ye döner dönmez PKK ve ÖCALAN aleyhinde faaliyete girişen BURKAY, her ortamda PKK’nın örgüt için ölüm infazlarının araştırılmasını başlatılmasına ön ayak oldu. Tek başına bu durum bile Kürtçülerin dostlukları kadar düşmanlıklarının da çabucak değiştiğinin kanıtıdır.

 

ÖCALAN açısından diğer ve en önemli hasım BARZANİ cephesinin bu ulusal konferans çağrısına olumlu cevap vermesi de çok dikkat çekicidir. Bugüne kadar Kürt ulusal konferansına karşı çıkan ve yapılmasını hep engelleyen BARZANİ’ye ne oldu da şimdi izin veriyordu? İki büyük Kürtçünün ilişkileri K. Irak’a olduğu kadar Suriye’de de sıcak gitmiyor. Suriye’de kendisine yakın partilerin mensupları PKK/PYD tarafından kaçırılırken, her türlü baskı, şantaj, fidyecilik yapılırken BARZANİ neden tavır değiştirdi? Suriye’de tek egemen gücün PKK olmasının K. Irak’ta nelerin kaybına yol açacağını muhakkak ki hesaplıyordur. BARZANİ’nin kendisine atalarından intikal eden sessiz ve derinden gitme politikasını bilenler için bu durum anlaşılmaz değildir.

 

Zayıflık ve zafiyetlerini gidererek ilerleyen BARZANİ’nin başkanlığı olağan süresi içinde Ağustos 2013’te bitecekti. Ama o girişimleri sonucunda bu süreyi iki yıl daha uzattı. Türkiye ve İran ile yakın ilişkileri sayesinde bölgesinde rakipsiz liderlik konumunu güçlü tutuyor. Bu ayın başında Bağdat’a yaptığı ziyaretle Nuri el MALİKİ ile arasındaki soğukluğu da gidermiş oldu. İran ile PJAK arasındaki ateşkeste ve Türkiye’deki “barış süreci” oynadığı rolü ve de Erbil’de Kürt ulusal konferansına evet demesi nedeniyle PKK tarafında da oldukça hissedilen bir ağırlığı bulunuyor. Bilindiği gibi bu konferans PKK için son derece önemlidir. Çünkü konferans terör örgütünün Kürt halkının temsilcisi olduğu iddialarına dayanak olacak ve meşruiyet zemini elde edecektir. Bir zamanlar Avrupa’da aradığı meşruiyet zeminini daha az çabayla elde edecektir. Ancak bütün yollar BARZANİ kavşağına çıkıyor. Özetle, BARZANİ bölgedeki dengeler arasında anahtar haline geldi.

 

Nusra karşısında PKK ile olan Suriye Kürtlerini ele geçirme kavgasını şimdilik ertelemiş durumda. BARZANİ, Suriye’de de kilit rolü oynuyor. Kürtler Sünni Arabı her zaman kendileri için tehdit olarak gördüler. Hele bir de buna El Kaide karışınca tehdit algısı büyük bir korkuya dönüşüyor. Nusra cephesi bu bakımdan hem BARZANİ hem de PKK/PYD için mutlaka etkisizleştirilmesi gereken bir düşmandır. Kürt-Şii dayanışması her kargaşada kolaylıkla ortaya çıkma özelliğine sahiptir. Bu nedenle ortak düşman olarak kabul edilen Nusra cephesine karşı güç birliğine gittiler. Birleşik Kürt gücü olarak tanımlanan EL Ekrat (Jabhad al-Akrad)’ın elde ettiği başarıların arkasında BARZANİ’nin YPG’ye verdiği destek bulunuyor. Bu desteğin Bağdat tarafından da kabul gördüğünden şüphe yok. Dolayısıyla BARZANİ, aynı zamanda Şam’ında sempatisini kazanıyor.

 

BARZANİ’nin Suriye’deki PKK/PYD’nin meşruiyetine giden yolu açmasının neticesinde yeni bir tehditle karşılaşacak olan Türkiye, diğer oyuncuların aksine kaybeden taraf olacaktır. Bu noktada anlaşılması güç durum, kaydeden olacağı halde Türkiye’nin hâlâ BARZANİ’ye neden bu kadar güvendiğidir. Bir diğer anlaşılmazlık ise her biri aşiret veya örgüt olan Kürtçülerin bu özellikleri sayesinde hızlı manevraları karşısında koca bir devlet olan Türkiye’nin aynı kıvraklığı gösteremeyeceği halde değil oyun kurucu sıradan bir oyuncu olarak bu oyunda yer almasıdır.