2010 yılının ilk yarısı nükleer silahların yayılmasının önlenmesi açısından iki önemli faaliyete tanıklık edecektir. Birincisi 11-12 Nisan 2010 tarihlerinde yapılacak olan, Küresel Nükleer Güvenlik Konferansı, bir diğeri ise, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi (NPT) Anlaşmasının Gözden geçirilmesidir. Nisan ayında yapılacak konferansa Başbakan R. Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da katılacaklardır.

 

Bilindiği gibi ABD Başkanı Barak Obama 5 Nisan 2009’da Prag’da yapmış olduğu konuşmada nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya’yı hedeflediğini söyleyerek, bunun uzun, ama gerçekleştirilebilecek bir yol olduğunu ifade etmiştir. Dünya’nın halen karşı karşıya olduğu nükleer tehdidi ortaya koyarken, alınması gereken tedbirler açısından üç önemli adımdan bahsetmiştir. Bunlar;

 

– Mevcut nükleer envanterdeki nükleer silahlarda indirime giderek, azaltmak ve nihayetinde ortadan kaldırmak

– Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasını güçlendirerek, diğer ülkelerin bu silahlara sahip olmasını önlemek,

– Teröristlerin nükleer madde ve silahlara sahip olmalarına mani olmaktır.

 

Başkan Obama Haziran 2009’da İtalya’da yapılan G-8 zirvesinde yukarıda belirtilen hedefleri tekrar ederek, bir zirve yapılması için çağrıda bulunmuştur. Yapılacak konferans bu çağrı doğrultusunda ABD ev sahipliğinde New York’ta 40’tan fazla ülke ve muhtelif kurumların katılımıyla Nisan ayı içinde gerçekleştirilecektir. Rusya Başkanı Medvedev’in G-20 zirvesi sonrası Eylül 2009’da yapmış olduğu basın açıklamasına göre, yapılacak zirvenin hazırlanmasında Rusya’da yer alacak ve ABD ile işbirliği içinde bulunacaktır. Bunun yanı sıra zirvenin hazırlık toplantısının Aralık 2009 tarihinde Japonya’da yapılması planlanmıştır.

 

Konferansın en önemli hedefinin, ABD Başkanı Barak Obama’nın 2009 Nisan ayında ilan etmiş olduğu, “nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya” konsepti konusundaki düşüncelerini pratikte ortaya koyarak, bir yol haritası çizmede ilk adımı atmak olduğunu söylemek mümkündür. Bu kapsamda, Küresel Nükleer Güvenlik Zirvesi, uluslararası işbirliğini arttırarak, Dünya çapında nükleer materyalin ve maddelerin güvenliğinin kontrol altına alınması suretiyle, nükleer terörizme karşı gerekli tedbirleri almayı amaçlamaktadır. Bu zirvenin, nükleer materyalin sahip olmaması gereken ülkelerin ellerine geçmesine yönelik meşru olmayan ticaret yollarının görüşüldüğü, önlenmesi için, pratikte uygulanması gerekli yolların müzakere edileceği önemli bir fırsat olduğu değerlendirilmektedir. Beyaz Saray, zirvede tehdidin tabiatı üzerinde durulacağı ve dolayısıyla buna yönelik olarak, nükleer kaçakçılıkla mücadelede, hassas materyalin emniyet altına alınması ve bunlara bağlı olarak nükleer terörizmin caydırılması, tespit ve bu konudaki teşebbüslerin önlenmesi gibi gündem maddelerinin ele alınacağını açıklamıştır.

 

Konferansın Önemi ve Getirileri Üzerine Düşünceler

 

Yapılacak olan konferans iki açıdan son derece önemli bir inisiyatif olarak ele alınabilir. Birincisi ve en önemlisi; şimdiye kadar ABD ve Rusya arasında yürütülmekte olan nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik görüşmelerin uluslararası platforma taşınarak, katılımcılar açısından kapsamı genişletilmeye çalışılmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi, kırktan fazla ülke ve muhtelif organizasyonların katılımı ile kapsam ikili görüşmelerden, çoklu görüşmelere taşınmıştır. Bu suretle, nükleer silahlardan arındırılma konusundaki mülahazaların bütün ülkeler tarafından ele alınması, sorumluluğun yaygınlaştırılması sağlanabilecektir. İkincisi ise, evvelce sadece ABD ve Rusya elinde mevcut “stratejik nükleer silahlarda ki indirimle (START) sınırlı” olan hedef bu faaliyette oldukça büyütülerek, değiştirilmiş ve “sıfır nükleer silah” hedefine doğru genişletilmiştir. Buna göre, üzerinde durulması gereken konular bütün ülkeleri ilgilendiren bir şekle dönüşmüş görülmektedir. Bu suretle, Dünya’daki her ülke nükleer güvenliğin gerektirdiği tedbirleri uygulamaktan bireysel olarak sorumlu olabilecek, gerekirse, bu konuda yeterli yeteneğe sahip olmayan ülkelere işbirliği ve yardım yapılması gündeme gelebilecektir.

 

Bu konferans vasıtasıyla, öncelikle ortada dolaşan kontrolsüz nükleer malzemenin yetkisiz ellere geçmesini önleyici tedbirlerin ortaya konulmasından sonra, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın (NPT) IV maddesi kapsamında olan barışçı maksatlarla nükleer enerjinin kullanılması konusunun tekrar ele alınabileceği ve Mayıs ayında yapılacak gözden geçirme konferansı için bir alt yapı oluşturulacağı düşünülmektedir. Bu madde altında alt başlık olarak, ihtiyaç duyulan nükleer maddelerin gerekli kontrol ve murakabe altında güvenli tesislerde üretilerek, ihtiyaç sahiplerine teminin dışında başka yerde üretimine mani olacak tedbirlerin neler olabileceğinin ele alınacağı değerlendirilebilir. Bunu sağlamak için, Başkan Barak Obama’nın “Fissile materyalin Üretiminin Kesilmesi Anlaşması- Fissile Material Cutoff Treaty” ile ilgili görüşmeler yapmak için gündem getirmesi olasıdır (Kingston, 2009). Bu anlaşma ile ülkelerin nükleer silah yapımına yönelik yüksek zenginleştirilmiş madde üretimine son vermelerinin güvence altına alınması ve etkin bir denetim sistemi ile takip ve kontrolünün sağlanması amaçlanmaktadır. 

 

Muhtemelen, nükleer enerjiyi barışçı amaçlarla kullanmak isteyen, Türkiye gibi ülkelerin kafalarında nükleer zenginleştirme, yakıt çubuklarının tedariki ve artık maddelere uygulanacak işlemlere yönelik müphem olan bir takım konulara açıklık getirilerek, karşılıklı anlayış ve güvenin sağlanabileceği bir ortam geliştirilmesine katkıda bulunabileceği söylenebilir.

 

Bu konferansın sonunda elde edilen verilerin ve ülkelerin göstereceği reaksiyonların Başkan Obama’nın ortaya koymuş olduğu yeni konseptin geleceği için son derece önemli olduğu görülmektedir. Burada alınan kararların ve sonuçların uzun vadeli bir platformun oluşturulmasına mesnet teşkil ederken, Mayıs ayında yapılacak olan NPT Gözden Geçirme Konferansında ele alınacak ana esasları belirlemede rol oynayacağı kuşkusuzdur. Bu nedenle ABD öncelikle Rusya ve Japonya’yı yanına alarak, dünya’nın üç önemli noktasında, üç önemli gücünü yanına alarak güç birliği oluşturmaya çalıştığı gözlemlenmektedir.