Ulus devletlerin sonunun geldiği geçen yüzyıldan kalan en büyük yalandır. Sahibiyse küresel güçlerdir ve ekonomik çıkarlarının önündeki en büyük engel olan ulus-devletlerle kıyasıya bir mücadele içindedirler. Sadece kendi koydukları kuralları doğrultusunda serbestçe hareket etmek, ekonomik çıkar bölgelerini ele geçirmek için ulus-devletlerin dirençlerini kırmaya çalışırlar.

Direnci kırmada iki türlü uygulamada bulunurlar. Her iki uygulamayı da aynı anda gerçekleştirirler ve bir taraftan ulus-devlete olan inancı zayıflatırlarken, diğer taraftan etnik gruplardaki milliyet fikrini kışkırtırlar. Birleştirici, bir arada tutucu milliyetçilik/ulusalcılık ile yıkıcı, bölücü etnik milliyetçiliği birbirleriyle çatışmaya, sonuçta etnik milliyetçilik karşısında milliyetçiliği/ulusalcılığı geri çekilmeye zorlarlar.

Egemenlerin bu uygulamaları kendi ülkelerinde ortaya çıkan milliyetçi akımlara takındıkları tavırlarıyla çelişir. Avrupa’nın önde gelen ülkelerindeki aşırı sağ hareketlerin yaratacağı toplumsal çalkantıları bırakıp uzak dünyaların ekonomik çıkar bölgelerindeki hareketleri yönlendirmeye çalışırlar. Oysa Batı’nın milliyetçiliği saldırgandır, dışlayıcıdır. Avusturya’da, Bulgaristan’da, Yunanistan’da, Hollanda’da, Belçika’da sürekli tekrarlanan sert milliyetçi çıkışlar yaşadıkları halde egemenler, bunu uluslararası bir sorun haline getirmezler.

Katalan, Bask, İskoç ve Kuzey İtalya’nın Forza Nuova Hareketi ayrılıkçı ve küresel dengeleri alt-üst edecek çapta olduğu halde bunlara karşı da ılımlıdırlar. Ilımlı olmak zorundadırlar çünkü bulundukları ülkelerin ekonomilerinin motor bölgeleridir buralar. Batı’daki milliyetçi/ırkçı hareketlerin yaşandığı ülkelerin ne coğrafi konumları ne de dışarıdan yönelecek küresel çıkarlar için uygun olmamaları buna izin vermez.

Gerçekler böylesine gözle görülür haldeyken küresel egemenlerin Türk milliyetçiliği/ulusalcılığı ile bitmeyen bir husumeti vardır.  Bu husumet egemenlik sınırlarının yeniden belirlendiği dönemlerde doğrudan saldırılarla daha da şiddetlenir. Türk milliyeti utanılır hale getirilir. Bugün böyle bir dönemi yaşıyoruz… Açık saldırılarla Türklüğü aşağılama, ona olan güveni sarsma hedefinde ısrar ediliyor. Egemenler alt kuruluşlarına hep bu esasa yönelik raporlar hazırlatıyorlar. Avrupa Komisyonu (AK), Avrupa Parlamentosu (AP) ve Amerikan dış politika kuruluşları yılda birkaç kez hazırladıkları Türkiye raporlarında Atatürk’ü, milliyetçiliği ve ulusalcılığı Türkiye ve bölgedeki bütün sorunların kaynağı olarak gösteriyorlar.

“Kürt sorununun” çözümünde ve “barış sürecinde” ABD politikasını temsil eden International Crisis Group (ICG), yükselen milliyetçiliğin/ulusalcılığın/Atatürkçülüğün süreç için büyük tehdit olduğunu açıkça ifade ediyor. Amerikalı kuruluşa göre “crying wolf” demokratikleşmeye engel oluyor! Kürtçülerin bayrak yakmalarının, şehirlerde otobüsleri içindekilerle birlikte ateşe vermelerinin ABD’liler veya Avrupalılar açısından bir önemi yok. Tehdit Türk milliyetçilerinden/ulusalcılarından geliyor! Fransa’da hızla yükselen Bonapartçıların karargâhından hemen birkaç yüz metre uzakta eroin parasını aklayan PKK’yı bırakıp, artık şehir efsanesi haline gelmiş olan Bozkurtların uyuşturucu kaçakçılığı hikâyelerinden para kazanmaya çalışıyorlar. Jean Christophe Grange’ın kaleme aldığı L'Empire des loups (Bozkurtlar İmparatorluğu) romanından ayrıca başrolünü Jean Reno’nun oynadığı sinema filmi de çekildi. Crying Wolf da olsa, L’Empire des Loups da olsa tek kalemden çıkma iddiaların hepsinin hedefi Türk milliyetçiliği/ulusalcılığı.

Kürt etnik milliyetçiliğinin en başta gelen gıdası Türk düşmanlığıdır. Bu düşmanlık kendiliğinden doğmamıştır. Kürt etnisitesini yaratan egemenler onu Türk’e de düşman etmişlerdir. AB çatısı altındaki ülkelerin bu bölgeyi sahiplenmesi için Türkiye’deki Kürt etnik milliyetçiliğine verdikleri desteğin hiçbir gizliliği kalmadı artık. Bizzat bu merkezlerin istekleri doğrultusunda projelendirilen bölücülük verilen parayla Kürt’ü, Türk’e hasım haline getiriyor. 

Bunların Türk milliyetçiliğini anlamak üzere bir çabada bulundukları görülmemiştir. Kültürel, sosyal çerçeve içerisinde duran milliyetçi/ulusalcı oluşuma ne proje ne de para yardımında bulundukları tek bir olay yoktur. Hem öyle olsaydı bile ret edilirdi.

Küresel güçler Kürde zorlamayla tarih yaratırken Türkün tarihini yok sayarak onu ve milli duygularını aşağıladığını sanıyor. Bölücülük ve muhafazakârlık demokrat olmanın değişmez ölçüsü haline getirilirken milliyetçilik/ulusalcılık demokratlığın karşıtı olarak gösterilmeye çalışılıyor. Batı Türk’ü İslamlık görüntüsünün arkasında muhafazakârlaştırırken Kürt’ü de etnik milliyetçi yaptı. Bütün bunlar olurken ekonomide giderek artan yabancı varlığını dikkatlerden kaçtı hâlâ da kaçırılıyor.

Ancak gözden kaçan bir husus daha var ki hiçbir etnik veya dini grubun bir diğerinin üzerinde olmadığı Türk milliyetçiliği/ulusalcılığı bir kez daha kendi kararlarını verip uygulama ve uygulatma gücünü ortaya koymanın eşiğinde beklemektedir.