Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) 34 dönümü kutlamaları başladı. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, KKTC’nin kuruluşunun 34.yıldönümünü hakkındaki konuşmasında, çözüm doğrultusunda her türlü fedakarlığı göstererek gerekli adımları atan, 13 yıl önceki referandumda büyük bir oy çokluğu ile Annan Planı’nı onaylayan, Crans-Montana’da da yapıcı tavrını sürdüren Kıbrıs Türk tarafının izolasyonlar altında yaşatılmasının hiçbir haklı mazereti kalmadığını söyledi. Akıncı, Kıbrıs Türk insanının her türlü engelden arınmış şekilde ekonomi, ticaret ve sportif alanda yer almasının en başta bir insan hakkı olduğunun altını çizdi. Akıncı, Rum tarafında sürekli gözlemledikleri Kıbrıslı Türkleri ve onun seçtiği kurumları küçümseyen, muhatap olarak sadece Türkiye’yi görmek isteyen yaklaşımların eskiden gelen bir taktiğin tezahürleri olsa da, artık son bulması gereken davranışlar olduğunu vurgulayarak, “Bilinmelidir ki bu adada ortaklaşa yaşayacakları toplum Kıbrıs Türk toplumudur. Daha da önemlisi Kıbrıs Türk halkının onay vermeyeceği bir çözüm mümkün değildir” ifadelerini kullandı.

 

Başbakan Binali Yıldırım, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Maruz kaldığı haksızlık, baskı ve zulümler karşısında asil mücadelesini cesurca sürdüren Kıbrıs Türkü, 15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne hayat vererek Türk milleti için gurur kaynağı olmuştur” dedi.

 

KKTC’nin 34 yılı ve öncesinde adada yaşananlar ile Rum tarafının politikalarına genel tutumunu Prof. Dr. Ata Atun, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Olaylar, Rumların dediği gibi 1974’te veya 1963’te değil, 1950’de başlamıştır. Bunu çok iyi bilmek lazımdır. Rumların Enosis isteklerinin plebisitte sonuçlanması 15 Ocak 1950 tarihindedir. Aslında Kıbrıs konusu, Baş Piskopos Makarios’un bütün dünya ülkelerini, özellikle de Batı ülkelerinin Roma, Paris, Frankfurt, Berlin, Londra, New York gibi başkentleri dolaşarak adanın Rum adası olduğunu, Enosis yapılması İngilizlerden alınıp Yunanistan’a verilmesi gerektiğini söylemleri ve çabalarıyla başlamıştır. Biz hep son dakika silahlı saldırılarla 21 Aralık 1963 gecesi olduğu zannediyoruz; ama o nokta artık 1950 ile 1963 arasında Rumların yarattığı girişimin son noktasıydı.

 

“Devlet Oluşumunun İskeleti 1963’te Kurulmuştur”

 

1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi. 1963’ten itibaren Kıbrıs Türklerinin devletleşmesine bakarsak Doktor Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş 1963 yılının 21 Aralık’ında Rumların saldırısından sonra 23 Aralık’ta komite kurmuştur. Genel Komite bir devlet oluşumunun minyatürüydü. Orada Genel Komite’nin üyeleri bakanlardı ama isimleri bakan değil üyeydi. (Eğitimden sorumlu üye, ulaştırmadan sorumlu üye gibi) Genel Komite’nin başında Dr. Fazıl Küçük vardı, onun da yardımcısı Rauf Denktaş Bey’di. Aynı zamanda, Rauf Denktaş, Türk Cemaat Başkanıydı. İlk devlet oluşumunun küçük iskeleti  23 Aralık 1963’de oluşturulmuştur.

 

“Genel Komite’den KKTC’ye…”

 

4 yıl sonra 1967 yılında Rumlar Geçitköy, Boğaziçi gibi köylere saldırdıktan sonra Türkiye’nin çok ağır bir nota vermesi Genel Komite’nin Geçici Türk Yönetimi’ne dönüşmesine neden olmuştur. 27 Aralık 1967’de de Kıbrıslı Türkler, Geçici Türk Yönetimi’ni ilan etmişlerdir. Ondan sonra 1968 yılında görüşmeler başlamış, 1970 yılında görüşmeler kopunca “Geçici” kelimesini kaldırılmış, 1970 yılında da “Kıbrıs Türk Yönetimi” adını almıştır. Bu devlet oluşumu Barış Harekatı’na kadar Türk Yönetimi olarak devam etmiştir. 20 Temmuz Barış Harekatı 16 Ağustos 1974’de bitmiştir. Barış Harekatı’ndan  hemen sonra,  Eylül ayı içinde de Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi ilan edilmiştir. Bu defa biraz daha genişlemiş ve politik kişilik kazanmıştır. Ondan sonra Anayasa yapımı başlamış ve 13 Şubat 1975’de de Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edilmiştir. Yani, 23 Aralık 1963 yılında başlayan adımlar 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devleti olmuştur. Ondan sonra 1983’e kadar Federe Devlet yapısı devam etmiş, 1983 yılının Mayıs ayında Rauf Denktaş’la görüşmelerini yapan Rum Lider Spiros Kiprianu bu görüşmelerin seyrini hiç dikkate almamıştır. Görüşmeler 1970 yılında ilk defa Denktaş ve Makarius arasında Birinci Doruk Anlaşması olarak başlamış ve bugünün federasyon tezi de o gün ortaya atılmıştır. 1983 yılında Kiprianu, Makarios öldükten sonra cumhurbaşkanı seçilmiş ve tam da müzakereler devam ederken, federasyon konuları konuşulurken aniden Birleşmiş Milletlere başvurmuş “Türk askeri adadan çıksın, işgal sona ersin ve adanın yegane devleti Kıbrıs Rum tarafı olduğu kabul edilsin” şeklinde bir karar çıkarttırmıştır. Kıbrıs Türk Federe Devleti mecliste Kıbrıs Türklerinin kendi kendilerini yönetme hakkının olduğunu ilan etmiştir. Bilindiği gibi buna self determinasyon denilmektedir. Rumlardan bu konuda tepki ya da “Tamam, eğer sizin kendi kaderinizi tayin etme hakkınız varsa oturalım masaya konuşalım” gibi bir karşı teklif beklemişlerdir. Bakmışlardır ki, Rumlardan hiçbir ses yok. Tam tersine adanın tek sahibi olduğunu iddia etmektedirler. Bu defa da 15 Kasım 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi toplanmış ve bu gün 34. yıldönümünü kutladığımız bağımsızlık kararını almıştır.

 

“Hiçbir Rum Lider Türklere Hak Vermek Niyetinde Bile Olmamıştır”

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gökten zembille inmedi. Çok zorlu bir aşamadan geçerek geldi. O günden sonra 5 tane Rum lider değişti. Bizde de Cumhurbaşkanları 2005’te Rauf Denktaş seçime katılmayınca Mehmet Ali Talat Bey, 2010 yılında Derviş Eroğlu, 2015 yılında da Mustafa Akıncı Bey seçilmiştir. O günden bu güne değişen hiçbir şey yoktur. Çünkü Rumların kendilerine özgü bir manifestoları; “megali idea”ları vardır. Bu, Yunanistan’ın batısındaki 7 ada, Yunanistan’ın kendisi, Makedonya, Kosova içinde olmak üzere, Bulgaristan’ın bir parçası Batı Trakya, bizim kendi Trakya’mız, İstanbul, Ege bölgesinin tümü Yunanistan’ı Büyük Bizans’ı oluşturacak olan bir ülküdür. 1796’dan beri onun peşinden koşmaktadırlar. Özellikle Kıbrıs konusunda Türklerle anlaşan, Türklerin adada varlığını kabul eden ve Türklerle iki ayrı devlet, iki ayrı bölge şeklinde bir yapıyı veya adada Türk yönetimini kabul edecek olan bir Rum lider kesinlikle tarihe vatan haini olarak geçecektir. Bu nedenle de, 1968’den günümüze tam 49 yıl geçmiş ve o günden bu güne hiçbir Rum lider Türklere hak vermek niyetinde bile olmamıştır.  1970’de görüşmelerin kopmasının tek nedeni vardır. Makarios’un, “Ben, Türklere hiçbir hak vermek istemem, ister muhtariyet olsun, ister adının başka bir şey koyun, asla Türklerin bu ada üzerinde yetkisi olmayacaktır. Ortak farklı belediyeleri kabul etmem, farklı maliyeyi kabul etmem. (1960 Anayasasında bunlar vardı) Cumhurbaşkanının yardımcısının Türk olup ‘veto’ hakkının olmaması lazım. Temsilciler Meclisinde Türk milletvekilleri olmayacak. Türk milletvekillerinin yarısından fazlasını kabul ettiği bir yasa Rumlar ‘evet’ dese bile ancak geçebilecek. Bu koşulları ben kabul etmiyorum. Türklerin hakları bu ada üzerinde yoktur. Ada Rum adasıdır” demesidir. Şimdi aynı mantık devam etmektedir. Göreceğiz ileride hiçbir şekilde, eğer bu tempoda, bu kavramda, bu mantıkta, bu görüşte devam ederse, hiçbir zaman hiçbir koşulda Kıbrıs adasında iki ayrı devletten, iki ayrı oluşumdan adını ne istersek koyalım, Türklerin kendi bölgelerinde egemen olduğu bir sistemle Rumların kendi bölgelerinde egemen olduğu bir sistem arasında ortak bir devlet kurulması Rumların inanışlarına ve ülkülerine aykırıdır. Bu hiçbir zaman olmayacak.

 

“Türkiye ve Kıbrıs’ta Görüş Birliği”

 

Türkiye’deki bir siyasi partinin genel başkan yardımcısının “Bundan sonra artık KKTC’nin tanınma yoluna gitmeliyiz ve adada tanınmış bir Türk devleti olmalı. Biz bu yönde çalışalım. Müzakerelerin bu gidişatına ‘Dur’ diyelim” diye bir açıklaması vardır. Zaten AK Parti Hükümeti de aynı açıklamalarda bulunmuştur. Şimdi bizim Cumhurbaşkanımız Mustafa Akıncı Bey’le buraya kadar konuştuk ve “Bir 50 yıl da bu görüşmeler gitmeyecek. Bunlar adadaki Türk varlığını kabul etmek zorundadır” şeklinde bir açıklama yaptı. Zaten şu anda iktidarda olan Ulusal Birlik Partisi’yle Demokrat Parti tamamen bağımsız bir Türk devletini destekleyen fikirlere ve oluşumlara sahiplerdir.

 

“Türkiyenin Katkılarıyla Kıbrıs’ta Yepyeni Bir Oluşuma Yelken Açılacak”

 

2018 yılının Şubat ayında Rum tarafında Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Anastasiadis, ELAM Başkanı Hristu adaydır, birkaç tane daha özel sektörden adaylar vardır. Komünist Parti AKEL’in kendi adayı bulunmaktadır. Bu adaylar arasında bir yarış olacak ama kim kazanırsa kazansın durum değişmeyecektir. Dünyada 2 komünist parti var; Küba’da ve Kıbrıs’da… Birinin başkanı halkların kardeşliğinden bahseder ama hiçbir zaman kendi görüşünde olan Mehmet Ali Talat Bey’le dahi anlaşamadı çünkü Rumların “megali idea”larına aykırıdır. Bu nedenle, biz artık kendi yolumuzu çizmeliyiz. Kendi yolumuz doğrultusunda gitmeliyiz ve bunlarla ortak bir devlet olmayacağını da kesin inanıp Türkiye’nin de destekleriyle ve katkılarıyla kendi yolumuzu çizmemizin zamanı geldi. Artık bunun herkes farkında, Türkiye’deki liderler de gerek iktidardakiler, gerek muhalefettekiler, KKTC’de Cumhurbaşkanı Akıncı ve iktidar partisi aynı şeyleri söylemektedir. Ufak partilerimiz de aynı görüştedir. Türkiye Cumhuriyeti bölgede lider ve sözü geçen bir ülkedir. Dünya üzerinde ender ülkelerden bir tanesidir. Hem Rusya, hem Amerika ile eşit düzeyde ilişkiler kurmuştur. Putin ile Erdoğan’ın son görüşmesinde artık Rusya’nın Türkiye’ye nasıl baktığını çok iyi gördük. Bu dengeleri kullanarak bana göre Kıbrıs’ta yepyeni bir oluşuma yelken açılacaktır.