Siyasete girmek, milletvekili seçilmek, hükümet kurmak büyük bir sorumluluk ve bir o kadar da ciddiyet gerektirir. 7 Ocak seçimi geride kaldı. Kıbrıs Türk halkı seçtiği milletvekilleri ve partilere bu seçimde büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Seçilenlerin bu sorumluluğu yok sayma lüksü yoktur!

 

Siyasetin önünü tıkayarak hükümet kurulmasını engellemek ya da ülkeyi seçime götürmenin siyasi ve mali bir bedeli vardır! Örneğin, yarın yeni bir seçime gitmenin maliyetinin ortalama 100 milyon civarı olacağı değerlendirilmektedir! Yeni bir seçime gidene kadar geçecek zaman kaybını ve bu ağır ek mali külfeti Kıbrıs Türk Halkına ödetmeye kimin hakkı vardır?

 

Ülkede hükümetin nasıl kurulabileceği konuşulacağına, nasıl hükümet kurulamaz senaryoları konuşulmaktadır. En erken zamanda hükümet kurulmazsa neler olur hiç düşündünüz mü? Kaos ortamı olur!

 

Erken bir zamanda hükümet kurulmazsa başta ekonomik sorunlar had safhaya çıkar! Örneğin Türkiye ile birlikte belirlenmiş olan kişi başı 25 bin dolar kişi başı milli gelir hedefi ertelenir? Hayata geçmesi beklenen projeler gecikir. Bütçenin geçmemesine bağlı sorunlar çığ gibi büyür!

 

Erken bir zamanda hükümet kurulmazsa ne mi olur? Bütçenin geçmemesine bağlı olarak örneğin Türkiye’deki hastanelere olan devletin borçları zamanında ödenemediği için hastalarımız hastanelere alınmaz? Ülkemizde tedavisi mümkün olmadığı için Türkiye’ye sevk edilen hastalarımız hastane kapılarında kalır? Tedavilerinin yapılamamasına bağlı olarak bazı hastalarda kalıcı hasar ya da can kaybı meydana gelecek olursa bunun sorumluluğunu kim alacak? Siyaset ve hükümet kurmak sorumluluk ve ciddiyet ister! Hükümet kurmanın da kurmamanın da elbette bir bedeli vardır!

 

Yarın çok geç olmadan parti yönetimleri ve lider kadrolarını uhulet ve suhuletle sıkışan siyasetin önünü açmak için yeniden akılcı değerlendirmelerde bulunmaya davet ediyorum. Kıbrıs Türk Halkı büyük bir merak içerisinde parti yönetimlerinin ve lider kadrolarının önümüzdeki günlerde ne kararlar üreteceğini yakından takip etmektedir! Erken seçimin gündemde kalması pek çok sorunu ve belirsizliği de beraberinde getirmektedir.

 

Siyasi kulislerde Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın teamüller gereği hükümeti kurma görevini seçimden yüzde 35,58 oranında oy alan Ulusal Birlik Partisi’ne vermek yerine 4’lü koalisyon kurabilme ihtimalini göz önünde bulundurarak Cumhuriyetçi Türk Partisi’ne verebileceği ciddi ciddi iddia edilmeye başlandı!

 

Dörtlü hükümet kurma senaryosu ile ilgili olarak UBP Genel Başkanı Özgürgün, “Bu mutlak seçim sonucundan sonra halka rağmen böyle bir oluşumun konuşulduğunu duyuyoruz. Açıkçası bu bir ‘sivil darbedir.’ Bu seçim sonuçlarına ve halka rağmen yapılmış bir darbe olur.’’ dedi.

 

Seçim sonuçları ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunan Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş ise olası bir koalisyonda “bakan” olarak yer almak istemediğini söyleyerek, “Daha kaç başbakan yetiştireceğim?” diye sordu. Üç gün önce Havadis’e açıklamalarda bulunan Serdar Denktaş, “Başbakanlık mı talep edeceksiniz?” sorusuna, “Onu demiyorum ama koalisyonda yer alma niyetim yok. Doğru olan UBP- HP koalisyonu” ifadesini kullandı.

 

Şimdilik yaşanan gelişmeler bu yönde. Önümüzdeki günlerde neler yaşanacağını hep birlikte bekleyip göreceğiz…

 

Rum Gasp Etmeye Çalıyor! İzleyecek Miyiz?

 

Erken bir zamanda hükümet kurulmazsa ne mi olur? Meydana gelecek kaos ortamından faydalananlar ortaya çıkar! Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz kalkışması sırasında Rum askeri KKTC’ye saldırmak için uygun bir fırsat kollamış mıydı?

 

Rum Yönetimi bir oldubittiye getirerek Yunanistan ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlarını belirleyerek Türkiye ve KKTC’nin haklarını gasp etmeye çalışıyor! Rum Yunan ikilisinin imzalamak üzere olduğu Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Türkiye Cumhuriyeti’nin ve KKTC’nin deniz yetki alanlarıyla çakışmaktadır. Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi içinde bulunan parseller bir oldubittiye getirilerek Güney Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi olarak ilan edilmek istenmektedir!

 

Kıta Sahanlığı, ülkeyi oluşturan kara parçasının deniz altındaki uzantısına denilmektedir. 1958 Cenevre Deniz Hukuku Konferansı’nda kabul edilen Kıta Sahanlığı Sözleşmesi’nin 4. Maddesine göre, ’sahil devleti, kıta sahanlığı üzerinde araştırma yapmak, doğal kaynakları işletmek bakımından egemen haklarını kullanır’ denilmektedir. Adalar ise kıta sahanlıkları üzerinde tam iddia sahibi değildir.  Münhasır Ekonomik Bölge’yi, egemenlik açısından bir devlet ile veya devletin karasuları ile eş tutmak yanlıştır! Doğu Akdeniz’de MEB ilanı Türkiye’nin önünün kapatılması anlamına gelmektedir!

 

Temmuz 2017’de Kıbrıs Rum tarafının yıllar içerisinde artık klasik bir hale dönüşen uzlaşmaz tavır ve tutumları nedeniyle sonuçsuz kalan ve müzakere sürecinin de sonunu teşkil eden Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı’nın ardından Türk tarafı olarak 50 yıllık BM müzakere sürecinin çökerek sonlandığını ve ortadan kalktığını defalarca ortaya koymuştuk.

 

Rum tarafının geçmişten günümüze son 50 yıl içerisinde BM gözetiminde sürdürülmekte olan müzakere süreçlerinde ortaya koymuş olduğu tüm tavır tutum ve davranışları ile uzlaşmaz ve hâkimiyetçi zihniyeti Kıbrıs Türk tarafıyla adil ve eşitlik temelinde yeni bir ortaklık kurulmasını mümkün kılmamaktadır. En son olarak geçtiğimiz Temmuz ayında Kıbrıs Türk tarafının tüm iyi niyetli gayretlerine rağmen Kıbrıs Konferansı’nın sonuçsuz kalmasının temel nedeni de Rum tarafının her zaman olduğu gibi Kıbrıs Türklerini eşit saymayarak hâkimiyetçi ve gaspçı bir zihniyet ortaya koymasından kaynaklanmıştır!

 

Öyle görülüyor ki, Rum yönetimi de 50 yıllık BM müzakere sürecinin çökerek ortadan kalktığına kanaat getirerek artık açık açık Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerini gasp etmeye çalışıyor! GKRY’nin özellikle son birkaç aydır ortaya koyduğu tavır ve yaklaşımlara dikkat edilecek olunursa onların da BM’nin parametreleri çerçevesinde bir anlaşmayı istemediği açıkça görülecektir.

 

Öyle anlaşılıyor ki süreç karşılıklı olarak kadife ayrılığı, iki devletli çözümü konuşmaya gelmiştir! Bu avantajlı durum kaybedilecek olursa ne olur? Siyaset ve hükümet kurmak sorumluluk ve ciddiyet ister! Hükümet kurmanın da kurmamanın da elbette bir bedeli vardır!