Çankırı Karatekin Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Çankırı Sivil Toplum Derneği Başkanı Doç. Dr. Sezai ÖZÇELİK sürgünün 70. yıldönümünde Kırım'da yaşanan son gelişmeler ışığında Kırım Tatarlarının durumunu ve bölgedeki son gelişmeleri TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Ukrayna, Rusya veya Kırım’daki Kırım Tatarlarının Mücadelesi:

 

Kırım Tatarları, milenyumun başından beri Kırım’da yaşayan etnik bir gruptur.  Sovyetler Birliği lideri Stalin, 18 Mayıs 1944’te etnik Kırımlıları anayurtlarından Sibirya ve Orta Asya’ya sürmüştür. Bu olayın kılıfı olarak da Kırım Tatarlarının Alman Ordusu Lufthwaffe ile işbirliği yaptığı ileri sürülmüştür. Fakat birçok Kırım Tatarı, Kızıl Ordu’da Alman işgaline karşı savaşmıştır. Kırımlı Tatarların etnik kimliklerini be ulusal mücadelelerini oluşturan bu göç Kırım Tatarlarınca “sürgün” olarak adlandırılır. Kırım Tatarları Stalin’den sonraki dönemde 1956’da Sovyetler Birliğine karşı şiddet içermeyen mücadelelerine başladı. Kırım 1967’de Kruşçev tarafından Ukrayna ve Rusya arasındaki ölümsüz dostluğun bir işareti olarak Ukrayna’ya verilmiştir. Kırım Tatarlarının bu mücadelesine Andrey Sakharov ve Grigorenko gibi Sovyet muhalifleri tarafından da destek verilmiştir. Tatarların şiddetten uzak olan bu mücadelesi Mustafa Cemil Kırımoğlu’nun şahsında kişileştirilmiştir. Sayın Kırımoğlu, açlık grevleri ve diğer sivil itaatsizlik taktikleriyle tek bir amaç için mücadele etmiştir: Kırım Tatarlarının anavatanlarına, Kırım Yarımadasına dönmeleri. Kendisi bu mücadeleleri nedeniyle fazlasıyla zarar görmüştür. Altı kere tutuklanmış ve ceza evine girmiştir. 1960’ların sonlarında da uluslararası alanda farkındalık yaratmak için 303 günlük bir açlık grevine girmiştir. Sovyetlerin içinde ve dışında, geniş bir alana yayılan bu sivil itaatsizlik örnekleri ile nihayet 1989’da Kırım Tatarları anavatanlarına dönmeye başlamışlardı. 1989’dan beri, bu mücadele devam etmiştir.

 

Kırım Tatarları bu siyasi hedeflerine ulaşmak ve ulusal kimliklerini oluşturmak için genellikle ‘Sharpian’ şiddet karşıtı yaklaşımını kullanmışlardır. Her zaman “kötü barış iyi savaştan yeğdir” anlayışıyla hareket ettiler. Şiddet karşıtlığı Kırım Tatarlarının da popüler kültürünün bir parçasıdır. Sovyet muhalifleri ile kurulan yakın bağlarda şiddetsiz direnişin temel seçenek olarak benimsetmiştir. Bu çalışmanın sonunda da İkinci Dünya Savaşında sürgün edilen Çeçenlerin ulusal hareketini Kırım Tatarlarının mücadelesiyle karşılaştıracağız.

 

Giriş

 

Geçtiğimiz yıllarda, Kırım, Ukrayna ve Rusya’daki Kırım Tatarları tarihinin aksine yeni siyasi ifade teknikleri geliştirmiştir. Biri Rusya’nın baskı ve otoriterliğine karşı kimliğini barışçı protestolarla kabul ettirmeye çalışırken, Çeçenler aynı mücadeleyi daha direkt bir şiddet yaklaşımıyla yapmışlardır. Bu grupların ikisi de büyük bir göç ve asimilasyon politikalarına ve Komünist Sovyet rejimi önyargısı altında yaşamış ve 1950’den bu yana kendi kültürel kimliklerini korumak için mücadele vermektedirler. Buradaki politik realite nedir? Kırım Tatarları neden şiddetsizliğe meyletmiştir? Kırım Tatarlarının şiddetsizlik üzerine kurulu yaklaşımını açıklayan esas faktör nedir?

 

Tanım olarak, pasif ve sivil direniş protestoları ve şiddet, masum halkın ve muhaliflerin iyi niyetliliğinden farklılık gösterir. Diğer açıdan, pasif ve sivil direniş protestoları siyasi şikayetleri dile getirmek için ve halkın desteğini kazanmak için bir metot olarak diğer insanlara zarar vermeden yapılır. Bu bakımdan, Kırım Tatarlarının uyguladıkları sivil itaatsizlik örnekleri genellikle Sovyet dönemindeki Kırımoğlu’nun uzun açlık grevi örneğinde olduğu gibi tek kişi tarafından yapılır. Bu tür kendini fedakar ve şiddet içermeyen protestolarda tek kişi risk altında olur ve hareketi o gerçekleştirir. Dahası, Kırım Tatarları bunu daha büyük kitleler halinde de gerçekleştirmiştir. Buna örnek olarak da Kırım Tatarlarının 1989’da Sovyetler döneminde Kızıl Meydan’da gerçekleştirmişlerdir. 

 

Kırım Tatarları gibi Müslüman toplumlardaki pasif siyasi hareketleri inceleyen çok az sayıda çalışma vardır. Birçokları da toplumların bu tekniği uygulamaktaki sebebini araştırmamaktadır. Çoğu zaman, şiddetin pasif direnişin gerçekleştiremediği amaçların gerçekleştirilmesi için kullanıldığı iddia edilmiştir. Bu açıklama geçerli bir anlayış ortaya atsa da şiddetsiz direnişin büyük gruplar tarafından kolektif sosyal bir model olarak kullanılmasını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu çalışmada, psikolojk seçilmiş travmalar, ulusal yıpranmalar, etnik gruplar arasındaki dinlerarası farklılıklar ve uluslararası destekler gibi faktörlerin Kırım Tatarlarının şiddet yerine, pasif direnişi seçmelerinin sebepleri olarak incelenmelidir.

 

İlk olarak, sürgüne zorlanan Kırım Tatarlarının Kırım Tatarları ulusal kimliğini oluşturacak harekete ilham oldukları vurgulanmalıdır. Daha sonra, Kırım Tatarlarının ulusal mücadelelerinin şiddetsizliğe doğru nasıl ve neden kaydığı açığa çıkarılmalıdır. Bu bakımdan, Kırım Tatarlarının lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu’nun kişiliği oldukça önemli bir güç ve faktör olmuştur. Sonuç olarak Kırım Tatarları ve Çeçenlerin direnişindeki farklılıklarda kültürel ve yapısal faktörler oldukça önemli olmuştur.

 

Çok uluslu ülkelerdeki etnik çatışmalara sosyal, ekonomik, kimlik ve güvenlik gibi içsel unsurların yansıdığı ileri sürülmektedir. Çatışma çözümleme de temel insan haklarının karşılanmasına vurgu yapmaktadır. Uluslararası ilişkilerde kimlik ve güvenlik gibi iki temel hakkın karşılanamaması durumunda uzun süreli ve derin çatışmaların kaçınılmaz olduğu görülmektedir. Kırım Tatarlarının kimlik arayışları da Stalin tarafından sürgün edilmelerinden bu yana devam etmektedir ve bu da seçilmiş travma olarak tanımlanmaktadır.

 

Etnik grupların seçilmiş travmaları kimlik oluşturmalarında ve bunun sağlanmasında oldukça önemlidir. Kırım Tatarlarının temel direniş kaynakları Sovyet Komünist Partisi’nin etnik grupları tanımayan merkezi hükümetin otoritesine dayalı asimilasyon politikalarıdır. Önyargılar, ekonomik eşitsizlikler ve hukuksuz mahkumiyetler ve müebbetlerde işkenceler gibi unsurlar da beraberinde gelmiştir.

 

Sovyet ve Rus hükümetleri 1700lerden bu yana Kırım bölgesinde büyük çıkarlar gütmüşlerdir. Jeopolitik ve jeostratejik bakımdan Kırım Yarımadası sadece Rusya’ya değil tüm Karadeniz ülkeleri için hala büyük önemdedir.

 

Sovyetler Birliğinin çöküşüne kadar, Kırım Tatarlarının direnişi barışçı protestonun güç kullanımıyla bastırılması hükumetin aşırı müdahalesi ile durulma dönemine girilmesi gibi bir döngü içerisindeydi. Kırım Tatarlarının uyguladıkları pasif direnişin temelinde Kırım Tatar lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu Batılı insan hakları ve demokrasi ideallerinin retoriğini benimsemesi ve Komünist Partisinin merkeziyetçiliğini reddetmesi vardır. 

 

Ulusal Kimlik ve Seçilmiş Travma

 

Kırım Tatarlarının ulusal kimliklerini aramaları İkinci Dünya Savaşından sonra yaşadıkları sürgün ile yakından bağı vardır. Burada gördükleri cezalandırmalar da Kırım Tatarlarının şiddetten uzak bir yaklaşıma bürünmelerini sağlamıştır. Kırım Tatar halkının birlikteliğindeki güç sükunet ve şiddetsizliği beraberinde getirmiştir. Kırım Tatarları, kendilerini Kırım, Ukrayna ve Rusya’daki Ruslardan kültür, dil ve din gibi unsurlarla tamamen farklı kılan bir Türk etnik grubudur. Sovyet rejiminin baskın politikalarına direnmenin formülünü bu eşsiz özellikleri sayesinde birbirine bağlı bir kimlik oluşturmakta bulmuşlardır. Her Tatar ailesi Kırım’ın onların tarihi vatanı ve atalarının olduğuna inanır. Tüm Kırım Tatarları bu seçilmiş travmadan dolayı, kendilerini hala bu etnik kökene ait hissederler. Bu kimliğin siyasi doğasında sürgünün travması vardır. Sovyet otoritelerinin Kırım Tatarlarını asimilasyon çabaları Orta Asya’da da devam etmiştir. Sovyet rejiminin Kırım Tatarlarına karşı giriştiği baskı rejimleri karşı yürütülen protestolar Kırım Tatarlarının daha fazla kenetlenmesine neden olmuştur. Kırım Tatarları ulusunun hikâyesinin kendi elleriyle inşa ettikleri ulusal birliğin eseri olduğunu söylemek mümkündür.

 

Yapısal ve Uluslararası Etkiler

 

Kırım Tatarlarının ulusal mücadelesi yapısal ve uluslararası faktörlerden de etkilenerek şiddetsizlik yönünde ilerlemiştir. Kırım Tatarlarının ulusal yönetiminin (Kurultay) gücü, Türkiye, ABD ve Avrupa’daki Kırım Tatarları diasporaları ve direnişin pozitif imajı, siyasi ifade metodu olarak şiddetsizliğin önemini ve durumun meşruluğunu kuvvetlendirmiştir. Bunlar da Kırım’daki Tatar halkın umudunu ve meşruluğunu körüklemiştir. Bunlar, barışçıl protestoların daha etkin ve masum olduğunu uluslararası topluma da kanıtlamıştır. Kırım Tatarlarının gelişmiş ve demokratik yapısı Kırım Tatar hükümetinin gücünü ve etkisini arttırmıştır.

 

Rusya’daki Çeçen direnişlerinin aksine, diğer insanlara zarar verecek hiçbir aşırı hareket Kırım Tatarlarının direnişinde yer almamıştır.

 

Sonuç

 

Direniş hareketlerinin şiddet içermesi veya içermemesi ulusal bağlılık, güven ve meşruiyet gibi faktörlerin etkisiyle yakından ilgilidir. Kırım Tatarlarının ulusal kimlik ve kültürlerindeki bağlılık direnişlerindeki dayanıklılığı ve gücü artırmış ve gruplara bölünmelerinin ve şiddete yönelmelerinin önüne geçmiştir.

 

Dahası, Kırım Tatarlarının merkezi hükümetinin güçlü varlığı ve uluslararası alanda diasporalardan da aldığı desteklerle dünya çapında bir meşruluk kazanmış ve siyasi reformların pasif protestolarla da kazanılabileceği yönünde bir güven oluşmuştur. Bu bakımdan sürgün de pasif direnişin etkin bir siyasi ifade yolu olarak kullanılmasında etkili olmuştur.

 

Benim kanaatimce, son dönemde Kırım’da gerçekleşen gelişmeler Kırım Tatarlarının pasif direnişinde küçük değişiklikler yapacaktır. Sovyetler Birliğinden bu yana şiddet karşıtlığı, Kırım Tatarlarının temel bağımsızlık stratejileri olmuştur ve olacaktır. Özellikle genç jenerasyon olmak üzere çoğu Kırım Tatarı için şiddet geçerli bir yol olarak görünüyor.

 

Çoğu uluslararası ilişkiler uzmanı Kırım Tatarlarını jeopolitik, jeostratejik ve jeoekonomik olarak analiz etmiştir. Fakat Kırım Krizi hem Kırım Tatarları için hem de Rusya için psikotarih ve psikoanaliz temellere sahiptir. İkisi için de 1989 ve 1944 tarihleri seçilmiş travmadır. Ne Ruslar Sovyetler Birliğinin çöküşüyle ne de Kırım Tatarları vatanları Yeşil Ada’dan sürgünle ve soykırımla yüzleşebilmiştir. Kırım Krizi geçmişi su yüzüne çıkarmıştır. İki taraf da Rusların ve Kırım Tatarlarının mağduriyetini kabul etti. Mağduriyetin getirdiği egoizm, Freud’un bir tanımı olarak, hem Kırım Tatarları hem de Ruslar tarafından kullanılmaktadır.

 

Kırım Tatarları için, çok güçlü ve antidemokratik Rusya’ya karşı güç kullanımı faydasız görünmektedir. En iyi pasif direniş örneği olarak Mahatma Gandhi’nin İngiltere’ye karşı Hindistan’daki, Nelson Mandela’nın Güney Afrika apartheid rejimine, Martin Luther King’in, ABD’ye karşı vb. direnişlerdir. İslam dünyasında da Filistinlilerin İsrail’e, Peştun lider Gaffar Han’ın İngiliz işgalcilere, Kosova’daki Arnavutların Sırbistan’a, karşı direnişleri örnek gösterilebilir. Kırım Tatarlarının direnişi de bu örneklere eklenebilecek başarı ve özveridedir. Kırım’ın şiddetli bir müdahale yapılmadan ilhakı Kırım Tatarlarını ümitsiz hissettirmiştir. Fakat Kırım Tatar Hareketini yeniden harekete geçirmek için hala büyük umut vardır. İçerideki bazı dış güçlere bağlı dini grupların provokatif şiddetlerine rağmen Kırım Tatar ulusal hareketi halen şiddetsizlik yönteminden şaşmamıştır. Kırım Tatarları için şiddetsizlik hala ve bundan sonra da tek geçerli yol olacaktır.

 

Kırımdaki Tatarların durumunu anlamak için Türkiye ve Kırım Tatarlarının Türkiye’deki diasporalarını analiz etmemiz gerekir. Maalesef, Kırım Krizi gerçekleştiğinde Türkiye seçim dönemindeydi. Ayrıca, Türkiye Suriye Krizi gibi görece daha önemli dış politika önceliklerine sahip. Türkiye’deki Kırım Tatarları diasporaları da internet kampanyaları, konferanslar, Televizyon programları, gazete yazıları gibi bazı kamuoyu oluşturma kampanyaları düzenlemişlerdir. Bununla birlikte, Türkiye’deki Kırım Tatarları arasında yeni bir mikro milliyetçilik oluşmaktadır. Tabi ki bunlar yeterli değildir. Türkiye’nin Kırım politikaları hatalar ve eksikliklerle doludur. Fakat sivil toplum kuruluşlarıyla Türkiye’yi Kırım konusunda harekete geçirmek mümkündür. TÜRKSAM gibi düşünce kuruluşları ve üniversitelere Kırım Tatarlarının Türk kamuoyunda ve medyada yer bulması konusunda birçok görev düşmektedir.

 

Fakat maalesef biz, Türkiye’nin ana akım kanallarının sabah haberlerinde sunucuyu Kırım Tatarlarının çoğunlukta olduğunu düşündükleri Kırım’da referandum yapılmasının Kırım Tatarları için iyi olduğunu ifade ederken izledik. Kısacası, Türkiye’de Kırım Tatarları hakkında yeterince bilgi sahibi olunmadığı ortadadır. Kırım Krizinin bu bakımdan olumlu sonuçlarından biri de, tüm dünyadaki Kırım Tatarları diasporalarının Kırım’daki yakın akrabaları için bir araya gelmeleri olmuştur. En azından Türkiye’deki Kırım Tatarlarının konu hakkındaki düşüncelerini haykırmaya başlamaları bakımından iyi bir işarettir.