Yugoslavya, Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni dünya düzeninde Balkanlar özelinde eksikliği en fazla hissedilen siyasi aktörlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.  Yugo-nostalgia en çok da Balkanlar’da etnik hareketlilik başladığı dönemlerde yoğun olarak hissedilen geçmişle hesaplaşma duygusunu ifade ediyor.

 

Mart 1992’den Aralık 1995’e kadar süren Bosna Savaşı ve ardından “savaşı bitiren”  Dayton Anlaşması aslında 2000’li yıllarda nasıl bir Balkanlar profiliyle karşılaşacağımızın ipuçlarını verir nitelikteydi.  14 Aralık 1995 tarihinde imzalanan anlaşma hiç şüphe yok ki Bosna-Hersek’in ilk cumhurbaşkanı Alija İzzetbegoviç’in en kötü barış bile şavaştan iyidir yaklaşımıyla imzalanmış ve Bosna-Hersek’i etnik kantonlara ayıran bir siyasi düzenleme getirmişti. Başka bir ifadeyle anlaşma, ülkeyi etnik olarak homojen birimlere ayırmak isteyen dönemin Sırp liderlerinin Bosna-Hersek’e olan yaklaşımlarını haklı bir hukuki zemine oturtmuştur.

 

Anlaşmanın imzalanmasının ardından geçen 20 yıllık sürenin neticesinde bugün hala Bosna-Hersek etkin olarak işleyen bir devlet mekanizmasına sahip olmanın çok uzağındadır. Balkan siyasetinin kronik sorunlarından birisi olarak etnik milliyetçilik bugün Bosna-Hersek’i sadece toplumsal olarak bölmekle kalmamış; bunun yanında kurumsal anlamda da Bosna-Hersek’i üçlü bir yapıya ayırmıştır.

 

Ülke yönetimsel açıdan Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti olmak üzere iki entiteye bölünmüş durumdadır. Bugün Bosna-Hersek için asıl sorun ise bahsi geçen bu iki entitenin bağımsız iki ülke refleksiyle hareket etmesidir. Bir diğer ifadeyle, Sırp Cumhuriyeti’nin Sırbistan’a olan aidiyet bağı Bosna-Hersek devleti bünyesinde yaşama isteğinden çok daha kuvvetlidir. Bu argümanı destekler nitelikte açıklama geçtiğimiz günlerde Sırp Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’ten gelmiştir. Dodik, Kosova ve Kırım örneklerini öne sürerek self-determinasyon hakkının Sırp Cumhuriyeti tarafından da kullanılabileceğini öne sürmüştür.[i] Bu bağlamda Bosna-Hersek’in üç asli etnik unsurundan birisi olan Hırvatların da benzer refleksler göstermesi önümüzdeki dönemlerde Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü açısından son derece ciddi bir tehdit unsuru olacaktır.

 

Bosna-Hersek açısından üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise uluslararası toplumun ülkedeki geleceği hususudur. Bilindiği üzere Dayton Anlaşması ile beraber ülkedeki barış atmosferi Birleşmiş Milletler’in bölgedeki varlığına sıkı sıkıya bağlanmış durumdadır. Uluslararası toplum tarafından uzun yıllardır Bosna-Hersek’e aktarılan finansal yardımlar son tahlilde Bosna-Hersek ekonomisini sadece ayakta tutmaya yetebilmektedir. Ekonomik gerekçeler nedeniyle veya uluslararası sistemdeki konjonktürel gelişmelere bağlı olarak uluslararası toplumun silahlı güçlerini Bosna-Hersek’ten tamamıyla çekmesi ülkedeki etnik hareketliliği yeniden arttırabilir. Bu bağlamda Bosna-Hersek’te 2014 yılında yapılan genel seçimlerin neticesinde ayrılıkçı ve radikal milliyetçi söylemleriyle tanınan Milorad Dodik’in partisi Sırp Cumhuriyeti’ndeki oyların yüzde 44,22 almış ve Hırvatlar’ın milliyetçi partisi HDZ-BiH ise federasyon bölgesinde oyların yüzde 13,19’unu almıştır.[ii] Bu bilgiler ışığında ülkedeki seçmenlerin halen yoğun şekilde milliyetçi eğilimler gösterdiğini görmekteyiz. Bu durum ise uluslararası toplumun çekildiği bir Bosna-Hersek’te 1990’ların başına geri dönüşün habercisi olabilir.

 

Son olarak ise Balkanlar’da yukarıda bahsi geçen geri dönüşe referans niteliğindeki gelişme ise Rusya’nın Balkanlar’a olan ilgisinin yeniden üst seviyeye çıkmasıdır. Bosna-Hersek’teki genel seçimlerden tam bir hafta önce “kültürel etkinlik” amacıyla 127 kişilik Rus Kazak grubunun askeri kostümlerle Sırp Cumhuriyeti’nin başkenti Banja Luka’da yapmış oldukları dans gösteridir. Gösteri hem halk tarafından beğenilmemiş hem de daha sonra yapılan açıklamalarda grubun profesyonel dansçılardan oluşmadığı beyan edilmiştir. Saraybosna medyasında ise bu olay Rus özel kuvvetlerinin ayrılıkçı Sırp Cumhuriyeti’ni desteklemek amacıyla bölgeye sızması şeklinde yorumlanmıştır.[iii]

 

Son tahlilde 2008 yılında Kosova’nın bağımsızlık ilanının ardından Balkanlar’da halen harita değişikliklerinin olabileceği tecrübe edilmiştir. Kırım’ın resmen Rusya’ya bağlanmasının ardından ise bütün dikkatler Bosna-Hersek’in iki kurucu entitesinden birisi olan Sırp Cumhuriyeti’ne çevrilmiştir. Kosova’nın bağımsızlık ilanının “rövanşını” almak isteyen Sırbistan ile Turuncu Devrim’in “rövanşını” almak isteyen Rusya’nın işbirliklerinin merkezi önümüzdeki aylarda Sırp Cumhuriyeti olabilir.