Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu, 11 Mart 2014 tarihinde toplandı ve oylama sonucunda Ukrayna'dan ayrılma kararı aldı.  Kırım Parlamentosu tarafından yapılan resmi açıklamada, Bağımsızlık Bildirisi için 78 milletvekilinin oy kullandığı belirtildi.

 

Ukrayna'ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti'nde geçen hafta Rusya'ya bağlanma kararı almıştı. Rusya’ya bağlanma yanlısı olan parlamento, 11 Mart’ta yapılan oylamada bağımsızlık taraftarı olduklarını gösterdi. Kırım’ın bağımsızlığını ilan etmesi, Rusya'ya bağımsız bir devlet olarak katılmasına yasal zemin oluşturmak için atılan bir adım olarak yorumlanmasına sebep oldu. Kırım parlamentosu, bağımsızlık ilan etikten sonra yarımadada yaşayan Tatar halkının da haklarını genişleten bir kararname kabul ettiklerini belirtti.

 

Kırım'ın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine Ukrayna'daki gelişmeler hakkında Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü Öğretim Üyesi ve Çankırı Sivil Toplum Derneği Başkanı Yrd. Doç. Dr. Sezai ÖZÇELİK, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu: 

 

“Kırım Parlamentosu Kırım’ın bağımsızlığı ilan etti. Kırım Parlamentosu “the Verkhovna Rada of Crimea” olarak da anılmaktadır. Üye sayısı toplam 100 olup bu üyelerin yaklaşık yüzde 78’i yani 78 parlamento üyesi ayrılıkçı düşüncelere sahip olan ve Rusya-yanlısı Bölgeler Partisi (Party of Regions) bağlıdır. Bunu yapmasının nedeni teknik olarak daha önce 30 Mart tarihinde yapılacağı açıklanan fakat 16 Mart Pazar gününe alınan Kırım’ın bağımsızlığını ilan etmesi için yapılacak olan referandum öncesi atılması gereken bir adım olmasıdır. Bağımsızlık Bildirisi olarak anılan belgede, Kırım Parlamentosu şu ifadelere yer vermektedir: “Otonom Kırım Cumhuriyet Parlamentosu ve Sevastopol Şehir Konseyi olarak 22 Temmuz 2010 tarihli Birleşmiş Milletler Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararında belirtildiği gibi Kosova’nın statüsünü teyit eden belgelerde ve diğer uluslararası belgeler ile Birleşmiş Milletler Şartı’na uygun olarak Parlamento’nun aldığı bir ülkenin tek taraflı bağımsızlığını ilan etmesi kararı uluslararası normları ve kuralları ihlal etmemektedir.”

 

Kırım’in bağımsızlığını ilan etmesi en çok jeo-politik, jeo-ekonomik ve jeo-stratejik açılardan değerlendirilmektedir. Kırım Parlamentosu’nun bu bağımsızlık kararını özellikle uluslararası hukuk ve Kosova bağlamında değerlendirmek özellikle Türkiye dış politika karar vericilerinin Rusya Federasyonu’na karşı kullanabileceği argümanlar sunması açısından önemlidir. Burada önemli olan nokta, Kırım Parlamentosu’nun bu kararı alırken Kosova’yı örnek göstermesi, BM Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’nın Kosova konusunda ilk defa olarak Divan’ın önüne görüş bildirmesi için getirilen tek taraflı bağımsızlık ilanıdır. Kosova ile Sırbistan Cumhuriyeti arasındaki çatışma konusu olan Kosova Bölgesi hakkında, Divan tavsiye görüşünü 4’e karşı 10 olumlu oyla almıştır. Bu karara göre, Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde tek taraflı olarak aldığı bağımsızlık ilanı kararı genel uluslararası hukuk kurallarını ihlal etmemektedir. Ayrıca bu bağımsızlık kararı, BM’nin 1244 sayılı Güvenlik Konseyi (GK) kararının da ihlali anlamına gelmemektedir. 1244 sayılı GK kararı Kosova’nın son statüsü hakkında bir tanımlama içermediği için Kosova Parlamentosu’nun aldığı bu karar uluslararası normlara UAD tarafından uygun bulunmuştur.

 

UAD bu kararı alırken başta Sırbistan Cumhuriyeti ve Kosova olmak üzere değişik ülkeler görüş bildirmiştir. Burada ilginç olan nokta 08 Aralık 2009 tarihinde UAD önünde Rusya Federasyonu (RF)’nun görüşlerini bildiren RF Hollanda Büyükelçisi Kirill Gevorgian dikkat çektiği şu noktalardır:

 

1-Genel uluslararası hukuk Kosova’nın bağımsızlık ilan etmesini önlemektedir. Bunun sebebi, Kosova halkının self-determinasyon hakkı bulunmamaktadır.

 

2-Rusya “tek taraflı bağımsızlık ilanı uluslararası hukukun ihlali” olmadığına dair diğer ülkelerin iddialarını ret etmektedir. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin Kuzey Kıbrıs ve Rodezya’nın bağımsızlık ilanlarını yasa-dışı ilan ettiğini de hatırlatmaktadır. Unutulmamalıdır ki, ayrılma hakkı sadece koloniler çerçevesinde tanınmış bir haktır.

 

3-1990’lı yıllarda Kosova Arnavutlarının insan haklarının ihlal edildiği gerekçesi 2008 yılında tek taraflı bağımsızlık ilanını haklı göstermektedir.

 

4-BM GK 1244 sayılı kararı, BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi olan Martti Ahtisaari’nin taraflar arasındaki müzakereleri sonlandırması ve tek çözüm olarak bağımsızlık ilanını göstermesi ile geçerliliğini yitirmemiştir. Kosova Arnavutlarının temsilcisi Skender Hyseni, “müzakerelerin Sırbistan’ın bağımsızlığı kabul edip etmemesi ile alakalıdır” tezine karşı Gevorgian Ahtisaari’nin müzakereler sonucunda başarısız olmasının sürecin sonu olduğu anlamında gelmediğini belirtmiştir.

 

5-Birçok kere uluslararası hukukun hukuk olmadığını ve uluslararası ilişkilerde emsal teşkil etmediğini ve gücün hukuk olduğunu yeniden belirtmektedir. Kosova’nın tek taraflı bağımsızlığını ilan edilmesinin ret edilmesi uluslararası hukukun hala etkin ve etkili olmasını göstermesi için bir şans olacaktır.

 

Kırım Parlamentosu’nun tek taraflı bağımsızlık kararının bildirisinde BM UAD Kosova konusunda aldığı tavsiye kararı ile paralellik kurması ilginçtir. Batılı devletlerin dışında Çin gibi BM GK daimi üyesi olan ülkenin görüşlerine burada değinmek gerekir. Şüphesiz, Kırım krizi konusunda Çin’in ne düşündüğü çok önemlidir. Suriye krizinde olduğu gibi Çin’in tutumu belirleyici olabilir. Bir başka değerlendirmede Kırım Krizi’nde Çin’in pozisyonunu ayrıntılı incelemek gerekmektedir. Fakat Kosova konusunda Çin’in görüşlerinin Rusya Federasyonu benzer olduğunun altını çizmek ile yetineceğiz.

 

En son olarak, Kırım Tatarlarının Kırım’daki varlığı Kırım Krizi’nin sadece Ukrayna ile Rusya Federasyonu arasında yaşanan bir çatışma olmaktan çıkarmaktadır. Bu bakımdan, özellikle Türkiye’deki Kırım Tatar diasporasının ve dünyanın değişik ülkelerinde Kırım Tatarlarının gösteriler yapması önemlidir. Fakat Türkiye’de TV sunucularının Kırım Parlamentosu’nun aldığı bu kararın Kırım Tatarlarını bağımsız yapacağı şeklinde yanlış bilgilendirildikleri v bilgilendirdikleri görülmektedir. Türkiye’de birçok insanın Kırım Tatarlarının Kırım’da çoğunluk olduklarını düşünmeleri de düşündürücüdür. Sadece realist ve jeo-politik açılardan değil aynı zamanda Kırım Tatarları ile ortak tarihi, kültürel, ekonomik ve sosyolojik bağları yüzünden Kırım Türkiye için önemlidir. Fakat seçim arifesindeki Türkiye, Dışişleri Bakanlığı’nın da yüzeysel olarak Kırım Krizi’ne yaklaşımı dışında başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere birçok kurum ve kuruluş Kırım Davası’na sessiz kalmaktadır. Burma’da Arakan’da Müslümanlara karşı yapılan vahşete sivil toplum örgütlerinin gösterdiği tepkileri sadece Türkiye’de yaşayan Kırım Tatar dernekleri göstermektedir. 16 Mart referandum sonrası dönemde Kırım’a BM Barış Gücü gönderilmesi ve Kırım’daki durumun kriz aşamasından çatışma aşamasına geçmesi söz konusu olabilir.

 

Son söz olarak, Kırım Tatar derneklerinin birkaç haftadır belirttiği gibi “Türkiye Kırım’a Ses Vermelidir”. Fakat Türkiye’den gelen ses çok cılız ve yetersizdir. Türkiye Kırım’a Ses VERMEMEKTEDİR!” olarak değerlendirdi.