ÖZET

 

Orta Asya Türklerinin zengin bir sözlü edebiyat geleneği vardır.  Bu sözlü edebiyatın en güzel ve en zengin ürünleri; destanlar, masallar, atasözleri ve fıkralardır. Yaşadıkları toplumun kültürel diğerlerine eşit bir anlayışla mizah yapan, halkı güldürürken aynı zamanda  onlara ders veren mizahçıların sözleri, asırlardan beri nesilden nesle aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak ayrı tarih ve mekanlara  ait mizahi unsurlar, zamanla  daha meşhur olan tiplere mal edilmiştir. Bu meşhur tipler arasında bütün Türk Dünyasında bilinen Aldar Köse, ayrı bir yere sahiptir. Türk Dünyasında mizah halk sanatının eski bir türü olup, halk içinde çok yaygındır. Mizah sanatçılarımız  kurnazlıkları, söz ve müzik alanındaki  ustalıkları ile halkı eğlendirirken, toplum hayatındaki sosyal adaletsizliği, cimriliği ve insan ilişkilerindeki  çarpıklıkları yansıtmışlardır. Onlardaki bu sosyal kaygı kendilerine saygınlık kazandırmıştır. Bu halk sanatçılarının isimleri ve başarıdan geçen olaylar asırlarca kulaktan kulağa geçerek muhteşem destanlara dönüştürülmüştür. Bu efsanevi isimlerden en önde gelenlerinden biri de konumuz olan Aldar Köse’dir. Aldar Köse; Kazak, Kırgız, Özbek,  Karakalpak ve Türkmen Türklerinin masal ve fıkralarında yer alan bir tiptir. Aldar Köse’nin hem masallarda hem de fıkralardaki öne çıkan en önemli özelliği, aldatıcı bir tip olmasıdır. İnsanları ve Şeytan gibi olağanüstü varlıkları aldatan Aldar Köse, bu konuda ün yapmış bir tiptir. Aldar Köse’yle ilgili anlatıların büyük bir kısmı  Orta Asya  Türk Cumhuriyetlerinde Sovyetler Birliği döneminde yayımlanmıştır. Aldar Köse, söz söylemede hüneri ve zekâsıyla Türk boylarında ortak bilinen Nasreddin Hoca gibi Türk Dünyasının ortak tiplerinden birisi haline gelmiştir.

Anahtar kelimeler; Orta Asya, Aldar Köse, fıkra, mizah.

 

ABSTRACT

 

Central Asian Turks have a rich oral tradition of literature. The most beautiful and richest products of this oral literature are; Epics, tale, proverbs and jokes. The words of the humorous humans who have humor with the same understanding of the cultural others of the society they live in and who teach them at the same time while laughing at the same time, have been reached day by day by transferring them from generation to generation. However, humorous elements belonging to different histories and places have been added to the more famous types over time. Aldar Köse, known throughout the Turkish world among these famous types, has a distinct place. Humor in the Turkish world is an ancient form of folk art, and it is very common among the people. While humorous craftsmen entertained the public with their craftsmanship in the field of speech and music, they reflected the social injustice in society life, the stinginess and the distortions in human relations. This social anxiety has earned them respect. The names of these folk artists and the events that have passed from success have been transformed into wonderful epics by turning them on the ears for centuries. Aldar Köse is one of the most prominent of these legendary names. Aldar Köse; Kazakh, Kirghiz, Uzbek, Karakalpak and Turcoman Turks is a type that takes place in the fairy tales. Aldar Kose's most prominent feature, both in the masks and the folk, is that it is a deceptive type. Aldar Köse, who deceives the extraordinary beings such as people and Satan, is a well-known figure in this respect. A large part of the accounts of Aldar Kose were published during the Soviet Union period in Central Asian Turkish Republics. Aldar Kose has become one of the common types of the Turkish World, such as Nasreddin Hoca, who is well known in Turkish language with his ingenuity and intelligence in speaking.

Keywords; Central Asia, Aldar Köse, anecdote, humor.

 

Fıkralar  gülünç eğlence, güçlü tesir edici, keskin manalı tesirli sözlerdir. Mizah ise bir şeye gösterilen zararsız gülmece, eğlenmek amacıyla söylenen  eğlenceli sözlerdir. Bu tarifler  tüm Türk boylarında  aynı sayılıp ortak noktada buluşmaktadır. Fıkra tanınmış bir şahsiyetin özlü bir sözünü nükteli cevabını, hoş bir tepkisini tarih süzgecinden geçirmek suretiyle, ilgili tarih olgusu içinde toplayan gerçek veya gerçeğe yakın bir hikaye şeklinde açıklamaktır.

 

Aldar Köse, Türk boylarının hepsine tanınan, bilinen ortak şahsiyettir. Aldar Köse hakkında anlatılan hikayelerin  çok eskiden günümüze kadar gelmiş olması onun önemini göster. Aldar hakkında Kazak Ansiklopedisinde  “Aldar Köse, kazak sözlü edebiyatın kahramanı, akıllı hilekarın, zeki ve kurnaz hilecinin çare ve bulanın genel görüntüsüdür” denilmektedir (Kazak Ansklopedisi.1998, C.1,s,263). Aldar Köse, kendinin büyük  hilekarlığı, kurnazlığıyla amacına ulaşan bir kişiliktir. Onun amacı; cimri olan zenginleri aşırı kar amacı güden fahiş fiyatla malını satan tüccarı, zalimleri üstü kapalı sözlerle eleştirip, dalga geçmek ve onları  alaya almaktır. Örneğin o halk arasında aşırı cimri olarak  tanınanların yemeklerini yer, atına biner, tüccarların önünden öküzlerini sürüp gider. Onun bu davranışını halkı ayıplamaz. Aksine desteklerler ve sevinçle karşılarlar. Çünkü  Aldar  Köse adaletsiz  yöneticilerden azap, zülüm gören sıradan halkın temsilcisi, sivri ve keskin diliyle  açığa vurmak, ayıplamak  maksadıyla yaratılan halkın temsilcisidir.

 

Aldar Köse, halk arasında anlatılan çeşitli rivayetlere göre XVI asırda yaşamıştır. Köse mizah tipi olarak daha çok  Bektaşi tipine benzer. O, Doğu Türklerinin ortak dünya görüşü, yeryüzündeki varlıkları ve olayların  algılayış şeklinin  birleşmesiyle ortaya çıkmış, bütün  Türk boyları tarafından ortaklaşa yaratılmış veya benimsenmiş bir mizah tipidir.

 

Kırgız Türklerinde Aldar Köse

 

Aldar Köse mizahçı olarak Kırgız halkınca sevilen ve Kırgız sözlü geleneğinde halen yaşatılan bir tiptir. Fakat bu konuyla ilgili Kırgız Milli Devlet Akademisi’nin arşivinde çok az bilgi bulunmaktadır.  Diğer topluluklarda da olduğu gibi Kırgız halkı arasında Nasreddin  Hoca karakteri taktir edilmiş ve Aldar  Köse gibi Kırgız halk karakterleri  Nasreddin Hocaya benzer karakterler olarak gösterilmiştir. Aldar Köse fırkalarının ana temasını, içtimai hayatta karşılaşılan tezatların, çarpıklıkların, çatışmaların ve beşeri kusurların tenkidi bir şekilde sergilenişi  teşkil eder.

 

Kırgız halk edebiyatında da Aldar Köse adıyla başlayan efsanevi hikâyeler vardır. Bir kısmı Rusça da olsa Moskova’da yayınlanan “Kirgizskiye Skazki” (Kırgız Masalları) (Kirgizskiye Skazki 1968) adlı kitapta Kazakların yaşam tarzıyla hayat süren kişilerin adlarıyla ilgili efsanevi hikâyeler de vardır. Kırgız halk şiirinde karşılaştığımız Aldar Köse tipi araştırılmamış ayrı bir konudur. Aldar Köse’nin ortaya çıkması ile ilgili “Prodelki Aldarköse” (Aldar Köse’nin Yapıtları) (Kirgizskiye Skazki 1968: 57) adlı efsanede Aldar’ın çocukluk isminin Çağatay olduğu, sakal bıyıkları olmadığı için halk ona Aldar Köse dediği anlatılır: “İnsanlar, çok geçmeden Çağatay’ın usta bir yalancı olduğunu görürler. Ancak o, cimri zenginleri ve zalim padişahları kandırmıştır. Diğer fıkra tipleri gibi üst sınıf temsilcileriyle mücadele etmiştir. Fakir halktan hiçbir şey almamış, aksine zenginlerden aldığını halka dağıtmış, zenginlerle alay etmiştir. Onun yaptığı alayların sonu olmamıştır. Yaptıklarına herkes gülmüştür. Çağatay delikanlı olduğunda halk ona Aldar Köse adını verir. Çünkü onun ne sakalı, ne de bıyığı vardı. Kırgız Halk Edebiyatında söylenmekte olan Aldar Köse efsaneleri, Kazak halk edebiyatının etkisi ile onlara geçtiği söylenebilir. Çünkü yüzyıllar boyu komşu olan, aynı dile mensup olan toplulukları halk edebiyatı örneklerinin birbirleriyle değişerek, birbirini etkilemesi doğaldır.

 

“Aldar Köse’nin Coruktarı”, “Aldar Köse’nin Macraları “ adlı makalesinde araştırmacı K. İrisov Aldar Köse’nin Kırgız folklorunun  milli tipi olduğunu belirtmektedir (K. İrisov,1947,s.52).  K. İrisov’a göre  Aldar Köse iki yaşındayken yetim kalır ve babaannesinin elinde büyür. İsmi de Kalıpbek’tir. Halkı onun davranışına ve yeteneklerine göre ona Aldar Köse adını yakıştırmışlardır. Bu araştırmada  Aldar Köse’nin sekiz fıkrası bulunmaktadır. Bu fıkralardan bazı örneklerle devam edelim.

 

Şeytan ve Aldar Köse

Şeytan Aldar Köse’yi kandırmak istemiş. Aldar nereye giderse o da onun peşindeymiş. Bir düğünde şeytan yaşlı insan kılığına girerek Aldar Köse’nin yanına oturmuş. Kırgız geleneğine göre koyunun kafası yaşlı ve itibarlı kişilere ikram edilir. Şeytan kendisini daha yaşlı olduğunu ispat etmek için;

– Yeryüzüne canlılar, börtü böcekler dünyaya gelmeden yüzyıl önce dünyaya geldim.

Aldar  şeytanın bu sözünü duyduktan sonra ağlamaya başlamış ve şeytana dönerek ;

– Senin dünyaya geldiğini rahmetli babam söylemişti. O gün de benim yiğit oğlum ölmüştü. İşte o günü hatırladım ve onun için ağladım demiş.

İnsanlar Aldar Köse’nin daha büyük olduğunu düşünerek koyunun kafasını ona ikram etmişler.

 

Ödeşmek

Aldar Köse bir yerde otururken, ona birisi vurmuş. Aldar da onu kadıya götürmüş. Kadı vuranın tanıdığıymış. Kadı onu cezalandırmamak maksadıyla;

– Suçlu değilsin git şahit bul da gel demiş

Aldar Köse de akşama kadar beklemiş, ama giden adam geri dönmemiş. Kendisinin kandırıldığını düşünüp , Kadıya şöyle demiş;

– Sayın Kadı, benim acelem var, zamanım azaldı. Sonra Kadının suratına bir yumruk vurmuş ve ;

– O adam gelince, benim yerime sen vur demiş (K.İrisov.1974,s.53).

 

Kazak Türklerinde Aldar Köse

 

Kazak bilim adamlarının  bazılarına göre,  Aldar Köse karakterinin ilk önce Kazaklarda yaratıldığını ve daha sonra diğer Türk topluluklarına dağıldığı fikri vardır. Kazak bilim adamı Balgabay Adambaev’e göre; “Aldar Köse esasında Kazaklara ait bir kahramandır”  demektedir (Kazak Folklorunun Tipologiyası,1981,s.108).  Aldar Köse’nin fıkralarında yer alan tipler ve yerler, Kazakistan topraklarıyla sıkı bağlantılıdır. Muhtar Avezov ise Aldar Köse’nin çok eskilerden beri bilinen masal kahramanı olduğunu belirterek;  “Aldar  Köse hakkında  Kazakların söylediği hikayeler herkesi ilgilendiren eskiden beri gelen metinlerdir. Onun hakkındaki efsaneler, yalnız Kazak yerinde değil, kardeş ve akraba olan Kırgız, Özbek, Türkmen ve Karakalpak halklarında da vardır. Onlarda da kurnaz, eğlendiren, aldatan, alay edici olarak karşımıza çıkar” demiştir (M. Avuezov 1959; s.32-33. Gabdullin 1996;s.153).  

 

Kazak Türklerinde Aldar Köse ismi aynı zamanda Jiyrenşe Şeşen ile de anılmaktadır. Şeşen kelimesi Kazaklarda zeki, sivri dilli, kısa ve öz konuşana denilir. Burada Kazaklar Aldar Köse’nin bu niteliklerini öne sürerek onu adıyla değil, nitelikleriyle adlandırıldığı görülmektedir. Buysa Aldar Köse’ye halkı tarafından yüklenmiş bir sıfattır. Görüldüğü gibi  Orta Asya mizahında ortak olan kahramanımız Aldar Köse, genel olarak edebi tip sıfatında söylenerek, onun gerçek adı anılmaz. Aldar Köse hakkında elde edilen kaynaklara baktığımızda diğer Türk topluluklarına göre Kazak kaynaklarının bolluğu ve genişliği dikkatimizi çekmiştir. Dolayısıyla, mizah kahramanı olan Aldar Köse tipi ve onunla ilgili masal çevrimleri ilk önce Kazak Türklerinde ortaya çıkmış, daha sonradan değer Türk halklara çeşitli yollarla geçtiği düşünülür. Ünlü alim Margulan’ın da dediği gibi Aldar Köse tipinin Kazak bozkırlarında daha iyi korunduğunu belirtilir;  “Buradan da anlaşıldığı gibi, Kıpçak ve Oğuz döneminde ortaya çıkan birçok efsane ve hikâyeler Kazak bozkırlarını mekân etmiş boylar aracılığıyla Kazak Destanları arasına kolayca girebilmiştir. Bu olay, bize daha önemli bir sonuca ulaşmamıza imkan  sunar. O da, destan, efsane ve hikâyeler Kıpçak ve Oğuz döneminde yaygınlaşmış, Kazakistan topraklarında ortaya çıkmış, özellikle Kazak halkının Merkez Kazakistan ve Seyhun bozkırlarında göçebe hayat süren soylar arasında ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Dede Korkut, Alpamıs ve Aldar Köse gibi aydın tipler Kazak bozkırlarında korunmuştur”  denilmektedir (Margulan 1946: 80). Margulanın bu fikrine bir çok bilim adamları da katılmaktadır.    

 

Araştırmacıların bazıları Aldar Köse hakkındaki bilgileri halkın anlatımıyla değerlendirdikleri bilinir.  Kazak Halk Edebiyatı’nda Aldar’ın doğumu ile ilgili bu örneklere rastlanmıştır; “Kazak Masalları” antolojisinin üçüncü cildinde “Aldar’ın Doğumu” adlı anlatıda Aldar’ın babasının Aldan isimli saf ve sıradan  bir kişi olduğu söylenir. Masal, “Aldar’ın babası olan Aldan, saf bir kişiliğe sahip olmuştur. Hayatı boyunca çobanlık yapmıştır. Güttüğü koyunları bir zengine aitmiş”.  Zengin, Aldan’ı bu işe alırken: “Aşı yatarak yersin.  Yüz koyundan biri senin olur” diye kandırır. Aldan yıllarca koyunları bakar. Fakat emeğinin karşılığını alamaz. Her yere şikâyet eder. Ancak gittiği hükümdar da, “Şeriat da öyledir” diyen kadı da, başı ağırarak gittiği baksı da, pazardaki tüccar da, “Gözünü kapatırsan keramet göreceksin” diyen hırsız da onu kandırır. Böylece hiç kimseden adalet, eşitlik göremeyen Aldan'ın bir günü Aldar isimli çocuğu dünyaya gelir. Oğlu Aldar’ı kucağında sallarken babası;  adaleti bulamayıp, canımdan bezdim ben. Arsız zaman azaptır, canımdan bezdim  yavrum. Arası bunun olsun diye ,adını Aldar koydum der.  Böylece etrafından gördüğü haksızlıkları, zulmü , kızgınlığı, anne sütüyle, söylediği ninniyle birlikte çocuğuna aşılamaya çalışır. Aldar Köse ise “büyüdüğümde ülkeleri gezeceğim ve aldatanlarla mücadele edeceğim” diye söz verir ve bu sözünü fazlasıyla yerine getirir. Bu konudaki diğer bir örnek ise  “Eskiden Janibek Kağan döneminde Kocur adlı bir ihtiyar yaşamış. Adamın üç oğlu olmuş” diye başlayan “Aldar adlanması” adlı ikinci bir efsanede araştırmacılar onun nasıl Aldar adını aldığını yazarlar.  Burada  adam, hani, hanginiz bana nasıl bakarsınız diye sorar. “Ata, ben kandırırım, cınle bile anlaşırım” der en küçüğü. Oğlum, senin isteğin kandırmak ise bu bir farklı işmiş. O zaman yolun açık olsun. Bundan sonra Aldar ol! – diyerek dua eder (Kazak Masalları 1964: 434-435).

 

Aldar’ın  doğum ve ölümü hakkında sözlü, yada yazılı bir kaynak yoktur. Sadece yaşadığı ortamı ve dönemi hakkında tahmini bilgiler vardır. Özbek Halk Edebiyatında “Aldar Kusa Hikoyasi” (Aldar Kusa Hikoyasi, 1911-1912: 4-5) adlı kitap,  1911-1912 tarihlerinde monografi tarzında Buhara matbaasında yayınlanmıştır. Bu kitapta Aldar Köse’nin hangi boydan geldiğine dair bilgi vardır: “1691 yılında Semerkand  bölgesinde  Janıbek döneminde Ramadan boyunda Şumray adlı kişinin yuvasında Kuray isimli çocuk dünyaya gelir. Kuray büyüyüp yetilir ve evlenir.  Onların Zali adlı çocukları doğar. Çocuk büyüdüğünde onun  kurnazlığına tüm halk hayran olur. Aynı dönemlerde  Jirenşe Şeşen isimli bir bilge yaşardı. Şeşen  Orta Asya Türklerinde, zeki, az ve öz konuşan, sivri dilli insana denilir. Jerenşe  her sözü için handan bin tenge para alırmış. Şeşen’in her sözleri bir kitap olurmuş. Bir günü Jirenşe paralarını heybesine koyarak atına binip giderken yolda tesadüfen Kuray’ın oğluna rastlar. İkisi konuşur ve sonunda Jirenşe, bilge olmasına rağmen, oğlanın sözüne cevap bulamaz ve çatlayıp ölür. Rivayete göre Jirenşe’nin unvanı ve tüm parası oğlana kalır. Böylece çocuğun adı ünlenir ve tüm dünyaya yayılır. Olgunlaşıp otuz yaşına gelmesine rağmen, yüzüne  sakal, başına  da hiç saç çıkmamış. Köse kelimesi de Orta Asya Türklerinde  tıpkı yukarıda tarif edildiği gibi sakalsız, tüysüz ve saçsız olgun erkeklere denilir. Böylece, halk arasında  ona Aldar Köse denilmeye  başlar. Bu  olay Kazak halkının tarihinde yaşayan Janibek hanın dönemine denk gelir. Adı geçen bu kitabın bir başka bölümünde ise,  “Padişah onun hangi şehirden, hangi ülkeden geldiğini merak eder. Oradaki zenginler: “Kendisi Özbek, Kazak ülkesinden gelmiş” diye cevap verirler. Köse’nin Canibek zamanında dünyaya geldiği belirtilmektedir. Kaynakta, Kazak Halk Edebiyatında Efsanevi Hikâye Kahramanı  Aldar Köse Özbek Han’dan sonra Altınordu Devleti’nin başına geçen Canibek Han (1342-1357) adlı bir hükümdardan bahsetmektedir. Ancak Canibek, verilen tarihten çok daha sonraları hükümdarlık yapmıştır. Kitabın verdiği tarihle, tarihî kaynaklardaki bilgiler çelişmektedir. Ayrıca tarihler arasında uyum olsa bile Aldar Köse’nin bu dönemde yaşadığını gösteren başka bir kaynak da bulunmamaktadır. Aldar Köse’nin Canibek Han döneminde yaşamış bir tip olarak gösterilmesinde, bazı anlatılarda Aldar Köse ile birlikte Canibek’in de yer alması etkili olmuştur. Kazak Türklerinde Aldar Kösenin en yaygın fıkralarından örneklerle devam edelim…

 

Sözünden Hiç Dönmedi

Bir gün Aldar Köse’ye kaç yaşındasın diye sormuşlar. Elli cevabını vermiş Aldar Köse. Beş sene geçtikten sonra aynı soru sorulduğunda o yine aynı cevabı vermiş.                                                                      

– Aldar beş sene önce de sen elli yaşında değil miydin, diye şaşkınlıkla sormuşlar ona:

Aldar Köse:

– Her şerefli erkek kendi sözünü tutmayı bilmelidir! Eğer bir kere elli dediysen, gevezeliği bırak da öbür keresinde “elli beş” ya da “altmış” deme. Benim kendi sözümden hiç dönmediğimi biliyorsunuz demiş (Meyermonova 2001: 96).

 

Gençlinğin Gücü

Bir gün Aldar Kösenin çadırında arkadaşları toplanıp gençli ve yaşlılık  hakkında sohbete başlamışlar. Herkes artık güçlerinin kalmadığını, gözlerinin daha kötü gördüğünü ve kulaklarının daha az  duyduğunu anlatıyormuş. Yalnız Aldar Köse sessizce gülüyormuş.

– Neden gülüyorsun diye sormuş ona arkadaşları?

– Elli beş yaşımda olmama rağmen hala gençliğimin gücünü koruduğuma seviniyorum.

– Bunu nasıl ispatlayabilirsin?

– Çok kolay. Hepiniz yolun dönüşünde olan büyük taşı biliyorsunuz, değil mi?

– Evet

– İşte gençken onu kaldıramıyordum.

– Ya şimdi?

– Şimdi de kaldıramıyorum demek ki gücüm aynı  demiş (Meyermonova 2001: 97).

 

 Özbek Türklerinde Aldar Köse

 

Özbek bilim adamı Komil İmomov: “Köse adıyla ünlenen bu masal kahramanının tarihi kişi veya hayalden doğan edebi tip olduğunu belirleyerek onun ortaya çıkış yerini bulmak çok zordur”  demektedir.  O, Aldar Köse’nin hayatta olan kişi mi, yoksa halkın hayalinden doğan kahraman mı sorusunun  cevabını vermeye çalışmıştır  (İmomov 1974: 78).

 

Muhtar  Avezov’da Aldar Köse’nin mizahi bir tip olduğunu, mizahın kalıcı olması nedeniyle Aldar’ın isminin de kalıcı olduğuna bağlar  Erimbetova 2003: 17). Konuyla ilgili Özbek folklorunda çeşitli fikirler bulunmaktadır. H. Razzoqov: “Aldar Köse sıradan göçebe halk arasında ortaya çıkmıştır” demektedir. K.A. İnonsransev ise Sosoniler döneminde halk “Kusa Meyramı” (Köse Bayramı) adıyla şenlik yapardı. Bunu ayrıca “Kusa Sayli” (Köse’nin Seyahati) olarak da adlandırmışlardır. Kışın yapılan bu şenlikten önce halk Köse’yi ağırlamıştır. Ona güzel kumaşlardan dikilen giyimler giydirmişler. Sonra öküze bindirerek sokak sokak dolaştırmışlar. Üstüne buz gibi su dökerek ufak yağ parçalarını sürmüşler. Köse’nin “Üşüdüm, üşüdüm” demesi üzerine şenlik sona erimiştir. K. A. İnostrantsev  “Köse tipi bazı örf-adetlerle birlikte ortaya çıkmıştır” görüşüyle  hareketle geleneğin sekteye  uğradığını fakat tipin korunduğunu” belirtmiştir (İnostrantsev 1907: 27).  Halk arasındaki bu tür şenliklerden sonra büyük şöhrete kavuşup, yükselen şahıslar hakkında hem Köse’yle de ilgili masallar, efsaneler oluşmuş ve kahramanların gerçek görünümü geleneksel şenliklerle karışmıştır. Gerçekte iyiliği övmek, kötülüğü karalamaktır. “Kusa saylinin anlamı da buna dayanmaktadır denmesinin sebebi de budur.

 

Özbek Türklerinde Aldar Köse’nin gerçek yaşamış  şahsiyetinden çok efsanevi şahsiyeti bilinmektedir. Aldar Köse’yle ilgili anlatıların tespiti büyük oranda Orta Asya Türklerinin Sovyetler Birliği  dönemine denk  gelmektedir. Aldar Köse’nin padişahları, hanları ve tüccarları kandıran bir tip olması, o dönemin siyasi görüşleriyle uyuşması nedeniyle Aldar Köse fıkraları ve masalları derlenerek yayımlanmıştır (Şahin 2012: 1729).

 

Özbeklerde Aldar Köse’nin ölümüyle ilgili bir anlatı yaygındır. Buna göre adamın biri Aldar Köse’nin köseliğiyle alay eder. Köseliğine bir açıklama getiremeyen Aldar Köse, patlayarak ölür (Erimbetova 2003: 17). Karakalpak Türkleri arasında da Aldar Köse’yle ilgili bazı anlatılar mevcuttur. Bunların birinde Aldar Köse, Karakalpak Türkü olarak gösterilir. Anlatı, “Burıngı ötken zamanda Harezm elinde Karakalpak halkıda Aldar Köse degen birev bar eken. Buhara’da Muhtar Köse, Duhtar Köse degen eki köse bar eken” şeklinde başlayarak Aldar Köse’nin Karakalpak Türklerine mensup olduğunu ileri sürer (Halmuhammedov 1977: 47). Özbek Türklernde sık karşılaşılan Aldar Köse fıkraları;

 

Eşek Çalındı

Aldar Köse’nin eşeği çalınmış, komşuları ve arkadaşları onun çadırına gelmiş olay hakkında konuşmaya başlamışlar.

– Eşeği daha sıkı bağlamalıydın demiş biri.

– Öyle bir uyuyacaksın ki her gürültüyü fark edip hemen uyanacaksın, bizim arkadaşımız ise ölü gibi uyuyor, diye ikincisi nasihat etmiş.

– Eşeği çadırda tutsaydın diye söylemiş üçüncüsü.

– Hepsi senin suçun! Hayret! Nasıl da bu eşeği bir ay önce çalmamışlar! Diye dördüncüsü mırıldanmış.

 Aldar Köse susuyormuş ama her taraftan tavsiyeler devam ediyormuş.

– İyi bir köpeğe ihtiyacın vardı.

– İyi bir sahibin eşeği, gece yanına yabancı biri yaklaşınca bağırır.

– Eşeği kendi ayağına bağlamak gerekir, o zaman onun her hareketini hissederdin.

 Aldar Köse sonunda dayanamamış:

– Neden hep bana kızıyorsunuz? Hırsız hakkında bir şey demeyecek misiniz? Yoksa tüm bu olanların tek suçlusu ben miyim demiş  (Meyermonova 2001: 96).

 

Türkmen Türklerinde Aldar Köse

 

Türkmenlerde Aldar Köse, fıkraların yanı sıra masallarda da yer alır. Bu masallarda Köse, devlerle ve kendisi gibi kurnaz tilkilerle mücadele eder. “Aldar Köse, Döv ve Tilki” adlı masalda Köse bir dev ve tilkiyle mücadele etmektedir. Masalda Aldar Köse, çölde bir deve rast gelir ve onunla güç sınamaya girişir. Aldar Köse, deve “İkimiz de yerden bir avuç kum alıp sıkalım. Kim kumun yağını çıkarırsa o daha güçlüdür” der. Dev, Aldar Köse’nin bu teklifini kabul eder ve yerden aldığı kumu sıkmaya başlar, ancak kumdan herhangi bir şey çıkaramaz. Sıra Aldar Köse’ye geldiğinde, o daha önce kuma sakladığı yumurtayı alır ve sıkar. Yumurtanın sarısı Köse’nin parmaklarından akınca dev, Aldar Köse’nin güçlü olduğunu anlar ve ona hürmet etmeye başlar. Aldar Köse, hile yaparak devi kandırmıştır, ancak Köse’nin bu huyunu bilen tilki, devi uyarır. Tilki, Aldar Köse’nin aslında güçlü olmadığını, bunu kendisine ispatlayabileceğini, ispatlayamazsa cezasını çekmeye razı olduğunu söyler. Aldar Köse, tilkinin dediklerini de boşa çıkarır. Tilki, Aldar Köse’yle uğraşmanın cezasını canıyla öder (Allanazarov 2007: 368- 373). Bu masalda da Aldar Köse, hem devi hem de tilkiyi kandırmıştır. Türkmenler arasındaki Aldar Köse’nin de öne çıkan en önemli özelliği, insanları çeşitli yalanlar ve hilelerle kandırabiliyor olmasıdır. Oğlunun pazara satmak için götürdüğü sığırı keçi parasına satın alan tüccarları Aldar Köse, sekiz defa kandırır. Bütün paralarını aldığı gibi Köse, bu tüccarları köle olarak satılığa çıkarır. Padişahların paralarını ve bazen de kızlarını alır. Türkmenler arasında Aldar Köse, sadece insanları değil, şeytanı bile aldatabilen bir tiptir (Durdıyev 1967: 51-52)

 

Türkmenlerde en çok anlatılan fıkıra  Köse fıkrasıdır;

“Padişah Aldar Köse’ye ‘Neden senin sakalın, bıyığın yok’ diye sorarak onun köseliği ile

alay etmek ister. Aldar Köse “Annem Allah’tan kız, babam oğul istemiş, ikisinin istekleri kabul olmuş, belden aşağım erkek, yukarısı ise kız. O yüzden sakalım ve bıyığım çıkmaz padişahım” demiş.

 

Yabancı

İki sarhoş adam gece vakti yolda yürüyorlarmış. Gökyüzünde bir parlak yıldızı görüp tartışmaya başlamışlar.

– Bu güneştir demiş biri.

– Hayır aydır diye itiraz etmiş ikincisi.

– Vallahi bu güneştir, doğru söylüyorum!

– Böyle yalnız ay parlayabilir diye ısrar etmiş ikinci.

Her geçen dakika daha fazla bağırmaya başlamışlar. Aldar Köse’nin çadırına kadar varınca ise birbirine vurmaya başlamışlar bile. Onların sesine uyanan Aldar Köse çadırından çıkmış. Adamlar sevinip onun yanına koşarak gelmişler.

– Beyefendi orada bir ışık yanıyor, söyle bu aydır değil mi?

Ben buranın yabancısıyım cevabını verip çadırına girmiş (Meyermonova 2001: 102).

 

Sonuç

 

1. Aldar Köse, Türk halk anlatıları arasında yer alan masal ve fıkralarda çeşitli hilelerle insanları ve olağanüstü varlıkları kandırabilen bir tiptir. Kazak, Kırgız, Özbek, Karakalpak ve Türkmen Türkleri gibi Orta Asya Türk toplulukları arasında “Aldar Köse” olarak masal ve özellikle fıkralarda yer alan bir tiptir.

 

2. Orta Asya Türkleri arasında Aldar Köse ile ilgili halk edebiyatı ürünlerinin tespiti ve yayımlanması süreci, çoğunlukla Sovyetler Birliği döneminden itibaren başlamıştır. Pek çok tür veya tiple ilgili ilk derlemeler ve yayımlar da bu yıllara rast gelmektedir. Nasreddin Hoca gibi Türk dünyasının ortak tiplerinden birisi olan Aldar Köse ile ilgili kaynaklara bakıldığında ilk çalışmaların Sovyetler Birliği dönemine ait olarak kabul edildiği görülür. Oysa Çarlık Rusyası dönemine rast gelen ve Sovyet döneminden çok daha öncelere dayanan çalışmalar da vardır. Bu alanda yapılan çalışmalar özellikle Sovyetler Birliği döneminde çeşitli müdahalelerle yayımlamış metinlere nazaran, daha sağlıklı sonuçlar elde edilmesine katkı sağlayacaktır.

 

KAYNAKLAR

 

Allanazarov. (2007), Aldar Köse Kitabı. Türkmen Halk Ertekileri, Türkmen Dövlet Neşiryat Gullugı, Aşgabat.

Alpısbayev, T. (1988), Kazak Halık Adebiyatı: Ertegiler, I. Cilt, Kazak Ssr Gılım Akademiyası M. O. Avezov Atındagı Adebiyat Cene Oner Enstitutı, Almatı.

Aldar Kusa Hikoyasi (1911-1912). Buhora Basmosi, Toshkent. Alişer Navayi Özbekistan Millî Kütüphanesi, Fen Arşivi, İnv. No: 58, 63, 65 (Arşiv Belgeleri).

Avezov M. O. (1959). Ar Jıldar Oyları, Kazaktın Memlekettik Korkem Adebiyet Baspası, Almatı.

Erembetova, Daneş, (2003), Aldar Köse Fıkraları, Yesevi Yayıncılık, İstanbul.

Erimbetova, D.1 (2003). Aldar Köse Fıkraları, Yesevi Yayıncılık, İstanbul.

 Hamraev M. (1969). Uygurskiye Yumoreski, Alma-Ata.

İmomov K. (1974). “Uzbek Satirik Ertaklari”. Monografiya, Uzbekiston Ssr “Fan” Nashriyeti, Toshkent

İnostransev K. A. (1907). Materyalı İz Arabskih İstochnikov Dlya Kulturnoy İstorii Sasanidskoy Persii. – St. Petersburg.

İrisov, K. (1947) Aldar Kösönün Coruktarı, Tai Fonu,5224. Frunze.

Halmuhammedov, Şamuhammed, (1977), Türkmen Halk Yumorınıñ Ve Satirasınıñ Canr Özbolışlılığı, Ilım Neşiryatı, Aşgabat.

Kazak Ansklopedisi.(1998), C.1, S. 263. Almatı.

Kazak Folklorunun Tipologiyası,(1981),S.108. Almatı.

Kencebayulı B. (2004). Tımpi, Turan Baspahanası, Türkistan.

Meyermanova J. (2001). Kazak Fıkraları Ve Fıkra Tipleri, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya. Persidskiye Skazki (1956). Goslitizdat, Moskova.

Razzoqov H. (1972). “Latifalar Va Ularning Kahramoni Nasriddin Afandi”, Fan Va Turmuş Dergisi, Sayı 2, – Toshkent.

Sakali M. A. (1956). Turkmenskiy Skazochnıy Epos, Ashhabad.

Şahin Halil İbrahim (2012). “Aldar Köse Tipi Ve Taşkent’te Yayımlanmış Taşbaskası Aldar Köse Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme”, Türkiyat Mecmuası, C. 22. S.171-192.

Temirakın Y. (2006). Kazak Ertegileri, Mektep Kütüphanesi, Almatı.

Yıldırım, Dursun, (1999), Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Akçağ Yayınları, Ankara.