Gündemi meşgul eden IŞİD ve PKK terör krizine son olarak, Türkiye ve Güney Kıbrıs arasında yaşanan Hidrokarbon sismik araştırma krizi eklenmiştir. Söz konusu kriz, bölgedeki mevcut gerilime yeni aktörler ve Rusya, Yunanistan, İsrail ve Türkiye arasında yeni potansiyel krizler eklemesi bakımından  uzun vadede etki edebilecek bir gerilimin yaşanmasına sebep olmuştur. Son dönemde, bölgede “misilleme” niteliğindeki gelişmeler, Kıbrıs adasındaki müzakerelere neticesinde uzun vadede kalıcı huzur ve barış beklentilerine zarar vermiştir. Bu bakımdan tarafların adada inşa edilmeye çalışılan barış konusunda temkinli davranmaya sevk etmektedir.  

 

Rumların tek yanlı olarak ilan ettiği “münhasır ekonomik bölge”deki doğalgaz bölgelerine yönelik Türkiye’nin yayınladığı seyrüsefer talimatı bu bakımdan gerilimin kıvılcımı olmuştur. [1]20 Ekimde yürürlüğe giren seyrüsefer 2 ay yürürlükte kalacak ve bölgedeki deniz trafiğini kontrol eden bu talimatlarla bağlanan bölgelerde, Türkiye’nin yayımladığı bu talimatlara uyma zorunluluğu doğuracaktır. Söz konusu seyrüsefer, Rumların tek yanlı ilan ettiği “münhasır ekonomik bölge”yi de kapsamaktadır. Bu bakımdan Türkiye’nin Rumların attığı bir adıma verdiği bu cevabın taşıdığı mesaj büyük önem taşımaktadır. Yüksek donanımlı sismik arama gemisi Barbaros Hayreddin Paşa’nın Rumların sondaj yaptığı bölgelere gönderilmesi ve Türk parselleriyle çakışan 3. parselde refakatinde 3 savaş gemisi ile göreve başlaması Rum tarafını başka arayışlara itmiştir.

 

Güney Kıbrıs açıklarındaki hidrokarbon kaynaklarının Türklerin onayı olmadan kullanılması uluslararası hukukun açık ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslararası hukuk çerçevesinde Rumların ilan ettiği sondaj bölgelerinde Kıbrıslı Türklerin de hakkının olduğu unutulmuşken, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile varılan anlaşma uyarınca ada etrafında sismik araştırmalar yapma hakkı, yasal olarak Türklerin elini kuvvetlendirirken, gerilimin büyümesine engel olamamaktadır. Buna ek olarak, Güney Kıbrıs açıklarında Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisi tarafından yapılan çalışmaların Türk Deniz Kuvvetleri savaş gemilerinin korumasında gerçekleştirilmesi Türkiye'nin yasal hakkıdır.

 

Bunlara karşın yaşanan kriz farklı alanlara sıçratılarak derinleştirilmekte ve çözümsüzleştirilmektedir. Bu anlamda, 11 Şubat’ta yayınlanan bir deklarasyonla BM gözetiminde başlanan KKTC ve Güney Kıbrıs arasındaki müzakereler, Rum lider Nikos Anastasiadis’in bu olaylar neticesinde masaya tekrar oturmayacağını söylemesi ile diplomatik ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. Nikos Anastasiadis’in hemen akabinde yaptığı Türkiye’yi hedef alan sert açıklamaları hiçbir yoruma fırsat vermeyecek kadar net bir şekilde görüşmeleri zora sokmuştur.[2] Türkiye'nin atmış olduğu bu adımı tahrik olarak değerlendiren Rum yönetiminin müzakerelerden çekilmesi, Rum tarafındaki gerilimi adeta yansıtmaktadır. Dolayısıyla Kıbrıs sorunu çözülmeden, Türklerin doğalgaz yatakları üzerindeki haklarını konuşmayı reddetmesi sürecin bir müddet kilitlenmiş dahi olabileceğini göstermektedir. Zira Türk tarafı da rezervler üzerinde eşit hak talep etmekte ve hukuken de bu haklara sahip durumdadır.

 

Yeni Aktörler

 

Öfke ile kalkışılan adımlar neticesinde mevcut gerilime dahil edilen yeni aktörler, krizin boyutlarını değiştirmekte ve sorunun çözümünü güçleştirmektedir. Rum lider Nikos Anastasiades’in girişimleri ile Rus ve İsrail üst düzey yetkilileriyle yaptığı görüşmeler neticesinde ortak askeri tatbikatlar konusunda karara varılmıştır. Rus donanmasının, Kıbrıs’la Suriye arasındaki uluslararası sularda füze atışları yapması da bu tatbikatın gövde gösterisi halini almasına neden olmuştur.  Rusya tatbikatta Lefkoşa hava sahasındaki 2 fır hattını füze atışları nedeniyle kapatmıştır. Türkiye’nin yayımladığı seyrüseferde bu tatbikatın Barbaros Hayreddin Paşa sismik araştırma gemisinin yakınlarında yapılacağının belirtilmesi bu bakımdan dikkat çekmiştir. İsrail ve Güney Kıbrıs'ın Akdeniz'i enerji pazarında etkin hale getirme çabasının bir neticesi olarak ortaya çıkan bu durum, soruna bağımsız gibi duran Rusya gibi bir ülkeyi de içine çekmiştir.

 

Adadaki mevcut gerilimi daha da tırmandıran bu tatbikatlar, Türkiye’nin bölgedeki sismik araştırma çalışmalarına yapılmış bir misilleme olarak değerlendirilebilecektir. Rusya'nın Ukrayna ve Suriye'deki gelişmelerden sonra böyle bir girişimde bulunması şaşırtıcı olmamıştır. Rusya’nın Batı’dan giderek uzaklaşması, Akdeniz'de siyasi ve askeri olarak bir arayış içine girmesine neden olmuştur. Fakat Rusya'nın bölge dışından dahil edilen bir ülke olarak, bu gerilime sadece askeri açıdan katılması, bölgenin güvenliği ve siyasi bakımdan belki de başka aktörlerin de dahil olabileceğini gösteren bir adım olarak bundan sonrası için dikkatle incelenmesini gerektirecek bir husustur.

 

Rum milli muhafız ordusunun da eşlik ettiği tatbikatların diğer bir katılımcısı da İsrail donanması olmuştur. İsrail donanması da Kıbrıs adası ve Girit arasındaki sularda tatbikat yapmıştır. İsrail tarafından bakıldığında ise, İsrail’in bölgedeki tarihi çıkarlarına ek olarak, geçtiğimiz günlerde İngiliz Avam Kamarasında Filistin’in bağımsızlığının kabul edilmesi yönünde yapılan oylamaya cevaben askeri anlamda bölgedeki varlığına dikkat çekme çabası olarak değerlendirilebilecektir.

 

Bu bakımdan gerilime taraf olan bir diğer ülke de Mısır’dır. Mısır’da yaşanan doğalgaz arz sıkıntısı kış aylarının da yaklaşması ile iç siyasetteki baskıyı artırırken, dış politikada ülkeyi harekete geçmeye zorlamaktadır. Mısır'da faaliyet gösteren British Gas’ın Türkiye’nin sismik araştırmalara başladığı tarihte Güney Kıbrıs ile görüşmelere başlaması oldukça manidardır. Bu görüşmelerin de halihazırdaki siyasi ve hukuki anlaşmazlıklar nedeniyle sonuç almaktan uzak olduğu düşünüldüğünde, taşıdığı siyasi anlam bakımından Türkiye’nin araştırmalarına karşı atılan prematüre bir adım olarak değerlendirilebilecektir.

 

Söz konusu gerilimler, bölgedeki istikrarı tehdit etmesi bakımından yabancı şirketlerin yatırım yapmalarında çekincelere neden olacaktır. Halihazırda Türkiye’nin savaş gemileri eşliğinde devam eden sismik araştırmalarının, askeri tatbikatlarla çakışması Rum parsellerinde sondaj yapan İtalyan – Güney Kore konsorsiyumu üzerinde baskı oluşturmuştur. Dolayısıyla, bu gelişmeler ışığında münhasır ekonomik bölgede devam eden aidiyet sorunu uluslararası alanda çözüme kavuşmaktan uzak olduğundan, uluslararası petrol şirketleri taraf ülkeler için fiili bir durum oluşturabilecek bu kaynakları kullanırken rahat olamayacaktır.

 

Değerlendirme

 

Güney Kıbrıs, İsrail ve Rusya'nın Akdeniz'de gerçekleştirdikleri ortak deniz tatbikatının önemli bir gelişme olduğuna dikkat çekmek gerekmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin bu konuda izleyeceği stratejiler sorunun çözülmesinde belirleyici olacağından büyük önem arz etmektedir. Zira adada uzun vadeli bir istikrar sağlanmadan atılan her türlü adım, ekonomik açıdan gelecek vaat etmemekle birlikte, siyasi bağlamda kriz doğurmaktan öteye geçemeyecektir.

 

Buna ek olarak Suriye, Irak ve Lübnan’da devam eden karışıklıklara Güney Akdeniz'de doğabilecek yeni bir gerilimin eklenmesi ve uzun vadede yeni aktörlerin bölgedeki mevcut gerilime çekilmesi, Akdeniz’deki çözümsüzlüğü ziyadesiyle derinleştirecektir. Sonuç olarak bölgede artan gerilim, Kıbrıs adası etrafındaki münhasır ekonomik alanların kime ait olduğu noktasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki sorunun devam edeceğini göstermektedir.

 

 


[1] Güney Kıbrıs Alarmda, http://www.milligazete.com.tr/haber/Guney_Kibris_alarmda/338619#.VEzKmPmsXfg, Erişim Tarihi: 23 Ekim 2014

[2]  Cumhurbaşkanı: 'Sağırlar Diyaloğuna Dönme Önerilerine Boyun Eğmeyeceğim, Http://Www.Cna.Org.Cy/Webnewstr.Asp?A=Ed2574faf49a493c9b3adcbd05065553, Erişim Tarihi: 24 Ekim 2014