Kıbrıs Barış Harekatı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Garanti Anlaşması’nın III. maddesine dayanarak gerçekleştirildi. 43 yıl önce,  Rum ve Türk halkının arasını bozmak isteyen bazı etnik grupların silahlı saldırılarına maruz kalması sonrasında Kıbrıs Harekatı’na karar verildi.

 

Kıbrıs Barış Harekatı’ndan Crans Montana’ya 43. Yılda yaşananları Prof. Dr. Ata Atun, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Barış Harekatı’nın 43. yılıdır. Şimdi aslında 1974 öncesinde Kıbrıslı Türkler adada var olma savaşı daha doğrusu canlı kalabilme savaşı veriyorlardı, küçük küçük gettolara sıkıştırılmışlardı. Kıbrıs Adası Rumların idaresinde, bütün ada, limanlar, polis, asker, maaşlar, su dağıtımı, elektrik, gaz dağıtımı Makarios’un yönetimindeydi. Türkler küçük küçük köylerin içindeydi ve Türk köylerinin yolu, elektriği, suyu yoktu. Buna karşın bütün Rum yerleşim merkezlerinde su, elektrik vardı, yolları asfalttı. Yani Türkleri bezdirmek için1974 öncesi hayattan koparmak için Rum hükümeti her şeyi yapıyordu, özellikle 1964-1974 arasında… Köy sınırları dışına çıkan Türkler hemen yoldan alınıyor, kafasına bir kurşun sıkılıp kuyulardan birine atılıyordu. Bu şekilde dolaşım özgürlüğü yoktu. Türklerin herhangi bir gelir edebileceği işlerde çalışamadıkları, Rumlara karşı bölgelerini savunmak için birçoğunun mücahit olduğu, işsizliğin kol gezdiği, hiç kimsenin geleceğini göremediği, Rum Hükümeti’nin Türklere 38 eşyanın satışının Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandığı bir dönemdir 1974 dönemi… Basında bu dönemin başlangıcı da  1 Nisan 1955’te EOKA kurulduktan sonra Türklere yavaş yavaş saldırılar başladı, ayrımcılık başladı, belediyeler hizmet vermemeye, Türk köyleri ihbar edilmeye, Türkler yollarda vurulmaya başlandı. Bunlar 1955’te başladı fakat rakamsal olarak 1963-1974 arasına kıyasla daha azdı. Yaşadığımız dönem, yaşadığımız olaylar aynen bu şekildeydi. Kıbrıslı Türkler bildiğiniz bir açık hava hapishanesinde yaşıyordu. İşsiz, güçsüz, parasız, geleceksiz, geleceğine bakamayan, göremeyen, ev, inşaat yapması yasak olan insanlardı. 1974’te aslında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adaya ayak basması işte bundan tam 43 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlı hareketi, adaya asker göndermesi böyle bir ortamda gerçekleşti.

 

Barış Harekatı Uluslararası Kurallara Uygun Olarak Yapıldı

 

Bir darbe yapıldı 15 Temmuz’da… Bu darbeyi de Rum Milli Muhafız Ordusu içindeki Yunanlı subaylar, astsubaylar organize ettiler. Yanlarına EOKA beycileri aldılar ki EOKA Beyi 1970 yılında Yeorgos Grivas kurmuştu tekrar ve bu darbe yapıldıktan sonra 15 Temmuz’da Makarios’un önce radyolardan öldüğünü duyduk arkasından birkaç saat geçti, Makarios Çiko Manastırı Radyosu’ndan ben hayattayım, ölmedim demeye başladı. Ondan sonra Nikos Sampson Yunanistan’daki Albaylar Cuntası devirdikleri Makarios’un yerine birini bulmak için çok uğraştılar. Clerides kabul etmedi, başsavcı kabul etmedi, anayasa mahkemesi başkanına teklif yaptılar, kabul etmedi ve 16 Temmuz günü EOKA’cı bir katil Nikos Sampson cumhurbaşkanı olmayı kabul etti; fakat bu defa 10 kişilik kabineye ancak 5 kişi bulabildi. Nicos Sampson Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’ni ilan etti. 18 Temmuz 1974’tede Kıbrıs Helen Cumhuriyeti’nin Yunanistan’a bağlandığını açıkladı. Zaten Türkiye’nin yasal yollardan adaya çıkmasının asıl nedeni şudur; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ek 1 madde 4’ünde adada Kıbrıs Cumhuriyeti düzeni bozulduğu vakit garantörler, Türkiye, İngiltere, Yunanistan hep birlikte veya tek tek müdahale ederek bu yönetimi tekrar yerine koymuşlardır. Barış Harekatı uluslararası kurallara uygun olarak yapılmıştır. 43 yıldır da adada askerin bulunması hala uluslararası kurallara göre uygun bir durumdur çünkü güneyde 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye’nin garantörü olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti halen kurulmuş değil o nedenle de Türkiye Cumhuriyeti’nin askerlerini adada bulundurmaya uluslararası yasalara göre hakkı bulunmaktadır.

 

Denktaş Bey’in Olağanüstü Başarısı

1974’ten sonra 13 Şubat 1975’ Kıbrıs Türk Federe Devleti ilan edildi. Aslında Ekim ayında harekattan hemen 2 ay sonra Otonom Kıbrıs Yönetimi ilan edildi. Otonom Kıbrıs Yönetimi’nden sonrada 13 Şubat 1975’te federe devleti ilan edildi. Bu federe devlet bir anayasa yaptı, bu anayasaya göre 20 Haziran 1976’da ilk defa meclis seçimleri yapıldı. 40 kişilik bir meclis seçildi, 30 tanesi Ulusal Birlik Partisi’ydi Rauf Denktaş Bey’in başkanlığını yaptığı, 3 tanesi Toplumcu Kurtuluş Partisi’ydi, 3 tanesi Cumhuriyetçi Türk Partisi’ydi diğeri de Halkçı Parti olmak üzere 40 kişilik bir meclis oluşmuştur. Ondan sonra seçimler devam etti. 1983 yılının mayıs ayında bu ara görüşmeler başlamıştır. 1977 yılında Makarios ve Denktaş arasında 1977 yılında 1.Doruk Anlaşması imzalandı Makarios ve Denktaş arasında 4 maddelik bir anlaşmaydı. Eşit haklara sahip iki kurucu devletten oluşacak bir federasyon ve bu kurucu devletlerin toprak büyüklüğü ekonomik gelişmelerini sağlayacak büyüklükte olacak şeklindeydi. Rahmetli Denktaş Bey’in olağan üstü bir başarısıydı. Makarios attığı imzadan dolayı kalp krizi geçirdi ve öldü. Onun yerine Spiros Kiprianu seçildi. 1979’da Kiprianu ve Denktaş 2.Doruk Anlaşması’nı imzalandı 10 maddelik bir anlaşmaydı ve bundan sonra BM’nin müktesebatı oluşmaya başladı. İki bölgeli, iki toplumlu, siyaseten eşit tam kapsamı budur.  Bunun üzerine görüşmeler devam etmiştir. 

 

Kıbrıslı Türkler Türkiye Cumhuriyeti’nin B Planını Ortaya Koymasını Talep Ediyor

 

2005’e kadar Rauf Denktaş bütün değişen Rum cumhurbaşkanları ile sürdürdü. 2005 yılında Mehmet Ali Talat bey Cumhurbaşkanı seçildi. 2010 yılında Derviş Eroğlu seçimi kazandı. Hristofyas-Eroğlu görüşmesi oldu. 2013’te Dimitris Hristofyas’ın yerine Anastasiadis geldi. Anastasiadis-Eroğlu devam ettiler. 2015’te Türk tarafından Akıncı Cumhurbaşkanı seçilince de şimdi Anastasiadis ve Akıncı bu görüşmeleri sürdürüyor. Rum Tarafının 1796’dan kalan bir ülkesi var, ülküsü var; bu da Kıbrıs Adasının tümünün Yunanistan’a bağlanması… Bu nedenle de hiçbir zaman, hiçbir koşulda Rumlar Türklerle devlet kurmak mantığına sahip olmadılar. Her zaman için adanın sahibi biziz, adaya biz sahip olacağız Türkler de içimizde azınlık olacak görüşüyle gittiler ve Crans Montana ile bu patlak verdi. Biliyorsunuz tamamen koptu tamamen bitti. Anastasiadis 0 güvenlik, 0 asker diye masaya oturdu. Yüz bin tane Rum geri dönecek şartlarını koydu. Tabi Türkiye’de buna Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarıyla “böyle saçmalık olamaz 0 güvenlik, 0 asker, 0 garanti olamaz” şeklinde hemen konuyu açtı. Türkiye Cumhuriyeti ben garantileri görüşürüm ama iki kurucu devlet eşit statüye sahip , iki kurucu devletle buluşacak bir federasyonun kurulması kaydıyla Crans Montana’da açıklamasını yaptı. Rumlar mevcut devletin devam etmesini, Türklerinde mevcut devlette azınlık olarak girmesini istiyorlar. Mevlüt Çavuşoğlu’nun önerisi aslında BM’nin yaptığı son 50 yıllık müktesebata uymaktadır. 1. Doruk Anlaşması’ndan kaynaklanmaktadır. O yürürlüğe gireceği vakit Kıbrıs Rum Cumhuriyeti eyalete dönüşecek, KKTC tanınmış bir eyalete yükselmiş olacak. Bu iki eyalette kendi aralarında bir federasyon kuracaklardır. Rum tarafı bunu asla kabul etmiyor. Ve bu şekilde de Crans Montana’da Rumlar anlaşmaz taraf olarak ortaya çıktılar. Crans Montana bu şekilde kapandı. Dün Sayın Çavuşoğlu adaya geldi, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı ve siyasi parti başkanlarıyla görüştü gelirken yaptığı açıklamada bu müzakerelerin devam edemeyeceği, Kıbrıs konusu için artık ikinci bir alternatifin yaratılması B planının devreye konması şeklinde bir açıklama yapmıştı. Toplantıya girmeden önce Demokrat Parti Başkanı ve başkan yardımcısı Serdar Denktaş: biz 14 Şubat 2014 Anastasiadis-Eroğlu Anlaşmasının altındaki imzamızı çekiyoruz artık böyle bir anlaşmayı kabul etmiyoruz, dedi. Crans Montana’daki evvelki akşam yapılan toplantıdan sonra yapılan açıklamalar biraz daha ılmlıydı müzakereler devam edebilir, görüşmeler sürebilir gibiydi. Ama artık Kıbrıslı Türkler Türkiye Cumhuriyeti’nin B planını ortaya koymasını talep ediyor. Kıbrıslı Türkler artık KKTC’nin elle tutulur, gözle görülür bir varlık haline gelme talebi var. Bu şekilde adımlar atılacak diye düşünüyorum.

 

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 43.Yılında KKTC’nin Türk Dış Politikasındaki Yeri

 

Türkiye’nin dış politikasında Kıbrıs her zaman 1 numaralı rolü oynuyor. 1834’den beri Avrupalılar Kıbrıs’ın peşinde özellikle İngilizler 1834’de yapılan keşiften sonra İngiliz Hükümeti’nin yurt dışında yapacağı birinci iş olarak Kıbrıs Adasını ele geçirmeyi yazmışlardı. Buradaki raporda Orta Doğu’yu yönetmek için Kıbrıs’a sahip olmak gerekir şeklinde bir rapor yazılmıştı. 1878’de Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra İngilizler Osmanlı Devleti’nden adayı kiraladılar, kirayı ödemediler 1914’te de adaya el koydular. Ada çok önemlidir; Ortadoğu’nun hemen yanında, Doğu Akdeniz’in ortasında, Süveyş Kanalı’nın çıkışında son derece stratejik bir yerdedir. Amerika ve İngiltere adada iki tane üsse sahip biri Dikelya biri Akrotiri üsleri. Bunlar tamamen bağımsızdır. Kendi uçuş sahaları var, kendi telefonları, postaları var ve cumhurbaşkanı en yüksek rütbeli subaydır der. Amerika adadan 5 bin km uzakta İngiltere adadan 2 bin km uzakta her ikisinin ortak kullandığı bir üs var. Ada Türkiye’nin burnunun dibinde şimdi bekliyorlar ki ,Türkiye adayı uluslararası haklarla çıktığı bu adadan çekilsin gitsin. Herkes hayal içinde ve Yunanistan bu adanın sahibi olsun Yunanistan’da 800 km uzakta adadan yani son derece mantıksız bir düşünce zinciri var bu yüzden KKTC, Türkiye’nin politik, stratejik çıkarlarında 1 numara ve jeopolitik çıkarlarında da 1 numaralı yerdedir. Her zaman önemini taşıyacaktır. Her zaman Türkiye için Kıbrıs çok önemli bir yer olacaktır. Bu şekilde de Kıbrıs konusu çözülene kadar aslında 1955’de Radcliffe Anayasası var. Bu anayasaya göre Kıbrıs’ın ikiye bölünmesi, adanın taksim edilmesi var. İngilizler, Türkler, Yunanlılar kabul etmiş ama 1957 yılında Amerika bunu kabul etmemiş bu nedenle 1957-2017 aradan geçen 60 yılda ABD adada iki bölge olmasını istemediği için çatışmalar sürmüş, katliamlar olmuş, insanlar birbirlerini öldürmüşler umarım artık 2017’de Amerika fikrini değiştirir bu konuda baskı yapmaktan vazgeçer. Türkiye Cumhuriyeti de kendi soydaşlarıyla ilgili en doğru kararı alır.