Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Tel Aviv'deki büyükelçiliği düzenlenen törenle işgal altındaki Kudüs'e taşındı. Protesto gösterilerine ise İsrail’in sert müdahalesi sonucu çok sayıda insan yaşaımını yitirdi, yüzlerce insan ise yaralandı. Irak'ta ise 12 Mayıs'ta gerçekleştirilen genel seçimlerin ardından Kerkük başta olmak üzere itirazlar eylemlere dönüştü, başa olmak üzere herkes oyların tekrar elle sayılmasını istiyor.

 

Kudüs ve Kerkük’te yaşanan gelişmeleri TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, KRT ekranlarında yayınlanan Gün İzi programında değerlendirdi.

 

Amerika Birleşik Devletleri’nde son süreçte yönetimde bir kadro değişikliğini görmüştük. Daha “şahin” yani İran konusunda daha sert olan ve İsrail’e daha yakın bazı politikacılar ABD Başkanı Donald Trump’ın ekibinde artık daha fazla yer aldı ve daha yetkin makamlara getirildiler. Diğer taraftan da tabii ki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınmamsı Trump’ın bir seçim vaadiydi ve aynı zamanda İsrail’in uzun yıllardır bir hayaliydi. Dolayısıyla burada iki taraf açısından da bakıldığında, bir taraftan seçim vaadinin gerçekleştiğini öte yandan da İsrail’in hayalinin gerçek olduğunu görüyoruz. Bütün bu yaşanan olaylar üzerine bölgede ciddi bir istikrarsızlık başlayacak. Çok ciddi gerilimlerin geçen günlerde de yaşandığını hepimiz üzülerek izledik.

 

“İsrail’in Terbiyesizliği, İslam Dünyasının Sessizliği, BM’nin Adaletsizliği”

 

Burada aslında 3 nokta var. Birincisi, İsrail’in umarsızlığının yavaş yavaş terbiyesizlik boyutuna kadar uzanması; Netanyahu’nun oğlunun yaptığı bu Instagram paylaşımları bunu gösterir niteliktedir. İkincisi, İslam dünyasında da bir sessizlik var ve üçüncü olarak tabii ki uluslararası hukukun adaletsizliği söz konusudur. ABD Büyükelçiliği hakkında verilen karar Birleşmiş Milletler’in Kudüs’ün tarafsızlığıyla ilgili kararına aykırı mahiyettedir. İsrail’in bölgede sivillere yönelik aşırı şiddet kullanarak karşılık verdiğini göz önüne aldığımızda söz konusu durumun bir insanlık dramına evirildiğini görüyoruz. Amerika ve İsrail’in dünyaya verdiği mesaj Amerika Birleşik Devletleri’nin Trump döneminde, özellikle damadı üzerinden de, İsrail lobisi ile ilişkilerinin daha sık devam edeceği, Orta Doğu’da artık ABD’nin İsrail’den yana tavrını netleştirdiği ortadadır.

 

“ABD’nin Orta Doğu’da Temsilcilikleri Risk Altına Girebilir”

 

Bunların çok ciddi sonuçları olacak. Artık Amerika Birleşik Devletleri’nin özellikle İsrail ve Filistin arasındaki barış görüşmelerinde arabuluculuk rolünü kaybettiği ve bunun gerek İslam dünyası gerek Filistin tarafından kabullenilmeyeceğini düşünüyorum. Bir diğer nokta yine İsrail ve Filistin gerginliğinin ilerleyen günlerde artacağıdır. Bunun emarelerini görmeye başladık. Yine, bunun Orta Doğu’daki radikal akımları güçlendirebilme gibi bir potansiyel bulunduğunu bunun içerisinde söyleyebiliriz. Tabii ki, Türkiye açısından bakıldığında Türkiye İsrail ilişkileri çok olumsuz etkilenecek. Aslında çok fazla üzerinde bir başka nokta; Amerika Birleşik Devletlerin Orta Doğu’daki varlığını da aslında çok olumsuz şekilde etkileyecek olmasıdır. Kısa süre önce örneğin Libya’da Arap Baharı sürecinde Amerika Birleşik Devletleri’nin temsilciliklerine saldırılar yapıldığını hatırlıyoruz. Dolayısıyla bundan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu’daki büyükelçilikleri ve konsolosluklarının da risk altında bulunduğunu söylemek mümkündür.

 

“İslamiyete ve İnsaniyete Karşı Bir Tutum Var”

 

Dünyaya baktığınızda maalesef ki İslam dünyasının bir sessizliği var. Türkiye bazı çabalar gösteriyor gerek toplumsal gerek diplomasi alanında bazı adımlar atılmaya çalışılıyor. Yenikapı Mitingi ile dünyaya bir mesaj verme gayreti ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanı olması hasebiyle Türkiye’nin olağanüstü bir toplantı ile bununla alakalı bir karar çıkartmakla başı çeken bir devlet olduğunu görüyoruz. Yalnız Türkiye’nin çabalarının buna ne kadar yeteceği konusunda tartışmalar var. Körfez ülkelerinin Filistin’den çok Amerika Birleşik Devletleri’ne özellikle Trump sonrası daha da yakınlaştığını biliniyor. Tabiri caizse, bu ülkelerin yöneticilerinin petrolün sefasından kafalarını kaldırıp bir Kudüs’te, Gazze’de ne nasıl cefalar çekiliyor diye bakmaları gerekmektedir. Aksi takdirde gidişat daha da kötüye doğru evirilecek. Birkaç gün önceki, İsrail’in katliamında sivillere yönelik gerçek mermilerin kullanıldığını ve çok ağır bir karşılık verildiğini gördük. Hatta bu mücadelenin sembolü olarak tekerlekli sandalye üzerinde taş atan Ebu Salah isminde bir Filistinli vatandaşın da daha sonra şehit edildiği haberini aldık. Bu ve benzer şeyler dünya insanlarının artık vicdanını yaralayan noktalardır. Burada, İslamiyet’e karşı bir saldırı ve olumsuz tutum varsa benzer şekilde insaniyete karşı da aynı durumdan söz edebiliriz. Olayların, bütün dünya tarafından adaletli bir şekilde ele alınması gerekiyor diye düşünüyorum. Burada da tabii ki ilk adımı İslam ülkelerinin birliği atacaktır; ama şu an için bu maalesef çok zor gözüküyor.

 

“Seçim Sonuçlarına İtiraz Eden Türkmenlere Kulak Verilmelidir”

 

Kerkük’te ciddi anlamda Türkmenlerin bir varlık mücadelesi verdiğini ve bu varlık mücadelesinin günden güne daha da zor şekilde sürdüğünü burada vurgulamak ve bunun altını çizmek lazımdır. Aslına bakarsanız, Kudüs meselesi de Kerkük meselesi de birbiri ile çok da farklı olmayan olaylar. Birisi nasıl etnik kimlikleri bünyesinde barındıran tarihi bir Türkmen şehri ise Kudüs de buna benzer olarak bir İslam şehri ama bütün dinler tarafından da çok önemli sayılan bir şehir. Kudüs’ün nasıl demografik yapısının değiştirildiğini 1917’den bu tarafa baktığınızda, o bölgeden nasıl elden gittiğini haritayı bile açtığınızda çok net şekilde görüyorsunuz. Kerkük’te de durum aslında farklı değil. Amerikan işgali sonrasında bölgeye giren bazı terör grupları ve peşmergeler ilk olarak orada tapu kayıtlarını yakmışlardır. Çünkü bölgedeki Türk varlığının silinmesi amaçlanmaktaydı ve bunlar bölgedeki etnik yapının değiştirilmesinin ayak sesleriydi. Kısa bir süre önce de Barzani tarafından referandum kararı alınmış ve bu referanduma bölgenin ve uluslararası toplumun sert ve kararlı cevabı ile IŞİD ile mücadele sürecinde perşmergelerin yerleştikleri bölgelerden geri çekildiğini görmüştük. Irak’taki seçimlerde artık savaşın ve gerginliğin bölge halkını yorduğunu görüyoruz ve seçime katılma oranı son derece düşük; yüzde 45 civarında. Bunda, Irak’taki seçimlerde elektronik sisteme geçilmesinin bir etkisi var çünkü herkese bu elektronik kartlar verilememişti. Hem de ülke dışında olan sığınmacı statüsünde birçok insan var. Onlar oy kullanamadı ve diğer taraftan da bu elektronik sistem üzerinden artık provokasyona varan hilelerin olduğu ve Türkmenlerin de kendi iradelerine kendi oylarına sahip çıkmak için “Mavi Bayrak Direnişi” adı altında bir direnişi başlattığını görüyoruz. Sokağa çıkma yasağına rağmen hemen seçimlerden sonra Kerkük’te Yüksek Seçim Komiserliği önünde Türkmenlerin protestoları oldu. Benzer şekilde açlık grevleri var. Diğer taraftan da teravih namazlarının Kerkük’te Yüksek Seçim Komiserliği’nin önünde kılındığını görüyoruz ve Türkmen yerleşim yerlerinde Türkmenlerin buna itiraz ettiğini görüyoruz. Bizim Türkiye ve Türk milleti olarak bu coğrafyaya aslında çok büyük dikkat göstermemiz gerekiyor. Ankara Bağdat ilişkileri arasında Kerkük ve Türkmenlerin etkisinin artırılması bakımından bu konu önemlidir.  Ayrıca, Türkiye’nin o coğrafyayla tarihi bağları ve diğer taraftan da Türkiye’nin oradaki güvenliğinin bir ön karakolu olması açısından Kerkük önemlidir. Eğer dün “Misak-ı Milli” dediğimiz topraklara yarın “Ne yazık ki gitti” diye bakıp hüzünlenmek istemiyorsak bugün aslında Türkiye’nin Kerkük’ün haklı sesine kulak vermesi ve oradaki haksızlıkları da uluslararası alanda dile getirmesi gerekmektedir.