Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından ortaya atılan Kazakistan'ın isminin "Kazakeli" olarak değiştirilmesine yönelik öneri, dünya genelinde büyük yankı yarattı. Başta Türk dünyası olamak üzere birçok çevreden takdir gören bu isim önerisi şimdiden kullanılmaya ve benimsenmeye başladı. 

 

Kazakistan'ın isminin Kazakeli olarak değiştirilmesine ilişkin olarak Ahi Evran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünde Bölüm Başkanı ve Türksam akademik Danışmanlarından Doç Dr. Kürşad ZORLU, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:

 

"Kazakistan’ın isminin “Kazak Eli” olarak değiştirilebileceği görüşü geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından ortaya atıldı. Ancak Nazarbayev geçen yıl da Astana’daki opera binasının açılışında bu görüşünü dile getirmişti. O zaman da ifade etmiştik, bu görüş Kazakistan’daki millileşme ve tarihsel dinamiklere hızlı bir biçimde dönüşün işareti olarak kabul edilmelidir. Ülkedeki Kazak nüfusunun %60’ların üzerine çıkması, Kazak dilinin yaygınlaşması ki -belli bir süre önce Kazakça konuşmak “yerellik” olarak algılanıyordu- çok sayıda caminin inşa edilmesi, vatandaşların ve özellikle genç nüfusunun İslam’a yönelişi çok önemli gelişmelerdir. Kazak Bozkırları, Hunlardan-Sakalara, Göktürklerden Karahanlılar’a kadar pek çok devletin köklü destanına sahiptir. Dolayısıyla Kazakistan tarihinin çoğunlukla Sovyetler sonrası bir algının içine oturtulması düşünülemez. Ancak Nazarbayev bu süreci uzun zaman önce planlamıştı. 2004 yılında kabul edilen Kültürel Miras programı ile bugünkü Kazakistan topraklarının asırlar öncesinden Kazak halkının öz toprağı olduğu bütün detaylarıyla ve açık bir biçimde dünya kamuoyuna sergilenmektedir. Bu sebeple “Kazak Eli” ya da bir başka ifadeyle “Kazakların Ülkesi” anlamının Kazak nüfusu üzerinde olumlu ve motive edici etkileri olacaktır. Ancak isim değişikliği birden bire olabilecek bir şey değildir. Hala halkın belki de %35’i farklı etnik kimliklere sahiptir. Kazakistan isminin onlara daha kapsayıcı gelmesi muhtemeldir. Üstelik Bağımsızlık sonrasında ülkede geliştirilen barış ve uyum dilinin sarsılması ihtimaline karşı gerekli tedbirler ve sosyal sürçler oluşturulmalıdır. Zaten Nazarbayev’de bunun ancak milletinin “consensus” sağladığı bir ortamda gerçekleşebileceğini ifade etmesi bu hassasiyetin bir ürünüdür." görüşünde bulundu.