Kazakistan Orta Asya cumhuriyetleri arasında ekonomik gelişme ve istikrarı, uluslararası platformlarda gösterdiği girişimci politikaları ile son dönemde ismini en sık duyduğumuz genç Türk Cumhuriyetlerinden birisidir. Bağımsızlığının 20. yılını kutlayan Kazakistan hacim ve çeşit bakımından dünyanın yer altı kaynakları açısından en zengin ülkelerinden birisi olması itibariyle enerji ihracatçısı olma rolünü ekonomik kalkınmasında son derece başarılı bir silaha dönüştürmüştür. Bu silah Kazakistan’ın her alanda gelişiminin ateşleyicisi olmuş bölgedeki sağlam konumunu güçlendirmiştir. Kazakistan’ın ekonomik, sosyal kültürel gelişimi, bölgesel ve küresel işbirliği platformlarında üstlendiği roller dikkatle takip edilirken, Astana’ya yönelik eleştirilerin odak noktasını “demokratikleşmenin” anılan diğer alanlardan daha yavaş ilerlediği oluşturmuştur.

 

15 Ocak 2012 tarihinde gerçekleştirilen Kazakistan Parlamento seçimleri de bu eleştirilerin gölgesinde gerçekleştirilmiştir. Seçim sonuçları -beklendiği gibi- Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in partisi Nur Otan’ın ezici üstünlüğü ile sonuçlanmıştır. Seçim sonuçlarına göre Kazakistan Cumhuriyeti siyasi tarihinde bir ilk yaşanmış yüzdelik seçim barajını Ak Yol ve Komünist Partisi de geçerek parlamento da temsile hak kazanmıştır. Seçimler vesilesiyle Kazakistan’da siyasi hayata dair bazı tespitler yapmak mümkün görünmektedir:

 

Parlamento seçimleri ile Kazakistan’da tek parti dönemi sona ermiş ve Kazakistan parlamentosu çok partili sistemle tanışmıştır. Bağımsızlığından beri Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in partisi Nur Otan tarafından yönetilen Kazakistan’ın siyasi yaşamı için bu bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Parlamentoda iktidar ve muhalefetin temsil edilecek olması simgesel olarak altı çizilmesi gereken bir gelişmedir. Ancak bu sürece ilişkin beklentilerin yüksekte tutulması gerektiği de bir gerçektir. Orta Asya bölgesinde devlet başkanlarının bağımsızlık ilanının ilk gününden itibaren oluşturdukları sistem, reform baskıları neticesinde genellikle kendi “muhalefetini” ortaya çıkarmaya meyillidir. Zira Nursultan Nazarbayev ve Nur Otan partisine şiddetle muhalefet dene partilerin seçimlere girmesine izin verilmediği, ateşli muhalefetleri ile tanınan bazı isimlerin ise adaylık başvuruların iptal edildiği seçim sonrasında yayınlanan pek çok uluslararası raporda yer almıştır. 

 

Kazakistan parlamentosunda Ak Yol ve Kazakistan Komünist Partilerinin temsil edilecek olması aslında yine Devlet Başkanı’nın izni ile gerçekleşebilmiştir. Seçimler öncesinde parlamentonun daha demokratik bir yapıya sahip olması gerektiği yönünde oluşan “kanaat” vesilesi ile parlamento feshedilmiş, seçim barajı %7’ye düşürülmüştür. Aslında bu yaklaşım Kazakistan’da demokratikleşmenin sınırlarını göstermesi bakımından da önemlidir. Zira ülkede demokratikleşmeye yönelik adımlar, liderin istediği zaman ve istediği sınırlarda gerçekleşmektedir. Yapılacak reformlar ve demokratikleşme süreci “yönetilebilir” olduğu müddetçe kabul edilmektedir.

 

Bu değerlendirmeler tablonun tamamen umutsuz görülmesine neden olmamalıdır. Orta Asya cumhuriyetlerinde demokratikleşme ve insan haklarına ilişkin yapılan yorumların birçoğu, bu cumhuriyetlerin sosyalist bir sitem altında yaşamış olduklarını, yalnızca 20 senelik bir “demokratik” sisteme sahip olduklarını, bağımsızlıkla birlikte egemenliklerini tehdit edecek boyutlarda pek çok siyasi, ekonomik, sosyal sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını göz ardı etmektedirler. Kazakistan ve diğer genç cumhuriyetlerin demokratik sistemlerini çok daha derin kaynaklara dayanan Batı sistemleri ile kıyaslayarak eleştirmek haksız bir tutumdur.

 

Kazakistan’da seçimler, demokratikleşme ve siyasi özgürlükler konusunda değerlendirilmeler yapılırken, büyük çoğunlukla bu durumun Kazak halkının tercihi de olabileceği ihtimali de gözden kaçırılmaktadır. Nur Otan Partisi’nin dolayısıyla Nursultan Nazarbayev’in yüksek oranda destek bulması Kazakistan’da yaşanan ekonomik gelişmenin ve istikrarın sürmesi arzusu ve yakın komşularda yaşanan sorunların yarattığı endişe başta olmak üzere pek çok etkenle açıklanabilir. 2010 yılı verilerine göre gayri safi milli hasılası 150 milyar dolar seviyesine yükselen Kazakistan vatandaşlarına her geçen gün daha güçlü bir ekonomi vaat etmektedir. Zira Kazakistan’ın 2015 yılı hedefi 200 milyar dolar olarak açıklanmıştır. Kazakistan vatandaşlarının refah seviyesi de bağımsızlığın ilk yılları ile kıyaslanamayacak kadar büyük gelişme kaydetmiştir. Bağımsızlığın ilk yılında kişi başına düşen milli gelir 700 dolar seviyelerinde iken bugün bu rakam 9 bin dolar seviyelerindedir. Tüm bu veriler Kazak halkının desteği üzerinde son derece etkili sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Üstelik usta siyasetçi ve devlet adamı Nazarbayev’e ya da ürettiği politikalara muhalif yaklaşımlar üretebilecek ve Kazak halkından destek sağlayabilecek isimlerin var olduğunu iddia etmek son derece güçtür.   Kazakistan’ın demokratikleşme sürecinde attığı adımları, bu anlamda kendi belirlediği yol içerisinde değerlendirmek daha sağlıklı sonuçlara ulaşmaya yardımcı olacaktır.