Kürtçü seçkinlerin ve PKK’ya yakasını kaptırmışların dışında kalan Kürt halkının sorunu önce geçim. “Kürt sorununun ekmek sorunu olduğuna” (1) kanıt;

            “- Yavuz abi, Kürt sorununu yazasen.

            – Nurettin Kürt sorunu nedir?

            – Abi, ekmektir… İştir.

            – Geleceğimiz yok… Günlük yaşıyoruz.

            Dedik ki:

            – Nevruz’unuz kutlu olsun.

            Dediler ki:

            – Abi, işsizlik canımıza tak etti… Ne olursa olsun, ama çalışacak bir iş olsun.”

 

Birçoklarının arasından bir diğer örnek:

            “Mardinli soruyor: Siirtliyim diyorsunuz. Doğunun adamısınız. Gidiyor, Batı Anadolu’da çiftlik kuruyorsunuz… Orada ne var?

            Ethem Sancak cevaplıyor: ‘Orada huzur var… Orada hayvanların dağlarda serbestçe dolaşma imkânı var… Bunlar yatırımcı için çok önemli.” (2)

 

Terörün hızının kesildiği günlerde yapılan sağlıklı değerlendirmelerden biri:

            “Lice’de 2. Piyade Tugayı’ndan Albay Ümit Ergun hesaplamış bize aktardı. Ben de size aktarıyorum. Dağa çıkan bir teröristin ömrü 2.5 yıl sürüyor. Bu 2.5 yıl içinde dağa çıkmış bu genç, ya çatışmada ölüyor, ya yok oluyor, ya yaralanıyor ya da dayanıklılığı bitiyor teslim oluyor.”

 

Gazeteci gözlemine dayalı bir başka bilgiden:

            “ Üretim yapmaktan zevk almıyorlar. Çünkü çok eğitimsizler ve böyle bir başarının farkında değiller. Bölgenin dağlarında baharda 1400 çeşit bitki çiçek açıyor. Bu yüzden dünyanın en güzel balı bu bölgeden alınabiliyor. Devlet kovan veriyor. Fakat bir yıl sonra, bölgeye gelen gazeteciye, ‘ Arılar ölmüştür… Sen yazını yaz, devlet, bizim korucu maaşını arttırsın…’ diyor.” (3)

 

PKK’nın KCK-DTK uygulamasının pilot bölgelerinden birisi olan Yüksekova:

            “Çamur içinde, çukurlarla dolu yolda ilerlemeye çalışan son model arabalar… Eksinin altında seyreden soğuğa karşın çorapsız ayaklarına geçirdiği lastik terlikleriyle, saman dolu bir çuvalı taşımaya çalışan genç bir adam… Yolun iki yanında altın bilezik ver gerdanlıklarla süslü, ışıltılı vitrinlerin yanı başında plastik kovalar, mutfak eşyaları, kumaşlar, sınırın öte yanındaki İran’dan gelen çaylar, lavaş ekmekleri, sigaralarla tıka basa doldurulmuş loş dükkânlar… Tek eğlencesi bilardo oynamak olan gençler…”

            “Ne çok katlı iş hanları ne de kuyumcu ve elektronik eşya dükkânları yoksulluğu saklayabiliyor.” (4)

 

Güneydoğu Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (GÜNSİAD) kaleme aldığı rapordan:

 

            Güneydoğu’nun kalkınması için bütçesi olan Güneydoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi kurulmalıdır. GAP Müsteşarlığı kurulmalı ve Olağanüstü Hal Bölge Valiliği, bundan sonraki süreç için Olağanüstü Ekonomik Kalkınma Valiliği’ne dönüştürülmelidir. Enerji ağırlıklı kısmı tamamlanmak üzere olan GAP’ın sulama kısmı da hızla tamamlanmalıdır. Köye dönüş projesi bir an önce hayata geçirilmeli, bununla eşgüdümlü olarak hayvancılık ve İsrail tipi modern ve teknolojik tarıma geçilmesi sağlanmalıdır. Habur sınır kapısında yaşanan sıkıntılara kalıcı ve gerçekçi çözüm kazandırılmalıdır. Nusaybin sınır kapısı bir an önce transit geçişe açılmalı Güneydoğu’daki mayınlanmış sınır boylarının mayından arındırılarak ekonomiye kazandırılması sağlanmalıdır.” (5)

 

Şemdinli’de PKK’nın kışkırttığı kalabalıkların kitapevinin bombalanması olayını kullanarak sağa-sola saldırtıldıkları günlerde TBMM Akaryakıt Kaçakçılığını Araştırma Komisyonu Başkanı Vahit KİLER; sınır illerindeki kaçakçılığın PKK’nın en büyük gelir kaynağı olduğunu söylediği, Kürdistan Demokratik Partisi’nin de kaçakçılıktan pay aldığına işaret ettiği konuşmasında verdiği bilgi:

          

            “Akaryakıt kaçakçılığı tabii ki terör örgütünü burada güçlendirdi ve şu an bizim karşımıza silah olarak koydu. Hem siyaseten orada güç oldular, hem de şu anda bizim karşımıza silah olarak çıkıyorlar. Olayın bu boyutu çok önemlidir.”

 

Aynı komisyon ulaştığı bir başka bilgi:

          

            “Hakkâri il merkezi ile Şemdinli ve Yüksekova ilçelerinin de aralarında bulunduğu Doğu ve Güneydoğu’daki kentlerden lise mezunu olup yüksek öğrenim şansı bulamayan gençlerin üniversite diploması alabilmek için Selahaddin Üniversitesi’ne kayıt yaptırdığı dile getirildi. Bu kapsamda, geçen yıl üniversiteye Türkiye’den 2 bin başvuru olduğu ifade edilirken 250 öğrenci başta Selahaddin olmak üzere Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren Dohuk, Süleymaniye ve Köysancak üniversitelerine kabul edildi. Öğrencilere, Barzani yönetimince de 50-100 dolar arasında burs verildiği kaydediliyor.” (6)

 

TBMM Akaryakıt Kaçakçılığını Araştırma Komisyonu’nun elde ettiği bilgilerden en çarpıcı olanlarına devam:

 

            “Bölgede kaçakçılık olağan hale gelmiş. İran’dan her gün akaryakıt yüklü bidonları taşıyan 150 at sınırdan geçerek Türkiye’ye geliyor. Eskiden Türkiye’den kaçak yakıt karşıya götürülürmüş ama artık sistem değişmiş, kaçak artık kahvede oturanların ayağına geliyor. Sınırdan geçerken de PKK haraç alıyor. Bu şekilde yılda 150 milyon dolarlık bir kaçak yapılıyor. Van’daki kaçağın da 350 milyon dolar olduğu söyleniyor.”

            “İnsanların büyük bölümü kaçakçılıkla zenginleşmiş durumda. Başkale’de halkın yüzde 65’inin yeşil kartı var ama Mercedes marka arabanın haddi hesabı yok. Ancak bu arabalar başkalarının üzerine görünüyor. Yeşil kartla, kaçakçılıkla devleti soyuyorlar. Kaçakçılık yapmak hak görülüyor. Akaryakıt kaçakçılığı, eroin kaçakçılığının önüne geçmiş.” (7)

            “Kaçak akaryakıtın üssü Mersin; İldeki petrol dolum tesisi ve benzin istasyonu sayısındaki artış gelişmiş ülkeleri bile geride bıraktı. Almanya ve İngiltere gibi ülkelerde 3 bin 500 arabaya bir petrol istasyonu düşerken, Mersin’de aynı rakam 300 civarında. 1990’lı yıllara kadar sadece Ataş ve Petrol Ofisi dolum tesislerinin bulunduğu şehirde şu anda 57 dağıtım şirketi faaliyet gösteriyor.” (8)

 

Kaçakçılığın Büyük Boyutundan Bir Kesit ve Terörü Beslemesinin Hükmü

 

            “Ucuz mazot ticaretinden yılda 160 trilyon lira vergi kaybı olduğu belirtiliyor. Devlet yatırım yapsa, gelişmişlik düzeyine daha kalıcı bir katkı sağlamaz mı diyorum, Vali Ulusoy’a… Ulusoy’un yanıtı kesin; Habur kapısı kapanamaz.

            Devam ediyor…

            Silopi’den Gaziantep’e kadar bu kapıdan 500 bin kişi ekmek yiyor. 45 bin kamyon ve TIR bu bölgede taşıma yapıyor.” (9)

 

Kaçakçılık ile terörizmin arasındaki ilişkiyi Dünya Bankası’nın raporu tartışmasız bir açıklık getiriyor. Prof. Dr. Doğu ERGİL’in rapordan alıntı yaparak; “araştırmaya göre, 1960 yılından 1999 yılında kadar geçen kırk yılda meydana gelen iç ve dış savaş boyutuna varan 47 terörizm olayında asıl neden şiddete giydirilen ahlaki, kültürel veya siyasi giysilerden çok, elde edilen büyük ekonomik rant olmuştur.” diyor. (10)

 

Yıllarca iş savaşın kanlı boğuşmasında bile elmas madenlerinin tam kapasiteyle çalıştığı Sierra Leone’de karanlık dehlizlerde köle gibi çalıştırılan 10-15 yaşlarındaki çocukların günlüğü 1veya 2 dolardır. Douglas FARAH, Blood From Stones isimli kitabında böyle anlatıyor. Belçika’nın Antwerb şehrine kaçakçılar ve terör örgütlerinin aralarında oluşturdukları ağla ulaşan kanlı elmasın değeri akıl almaz bir yükseliş yakalıyor. Zavallı ve yoksul insanların canı pahasına iç savaş ve terörün elinden çıkan elmas zenginliğin timsali oluyor.

 

Uludere’nin Ortasu halkının yanan her canının bedeli ise 50 liradır. Ama yanan candan elde edilen rantın değeri ise her türlü hesaplamanın üzerindedir.

 

Kolaylıkla unutamayacağımız bu olay, tam da Kandil’den evde oturulacak zaman değil, eylemlerinizi çeşitlendirin talimatlarının verildiği bir anda yaşandı. Tıpkı Mayıs 2005’te Van/Yukarı Tulgalı köyünden Çetin KUM’un öldüğü olay gibi kaçırılmayacak bir fırsat doğdu. PKK’nın kalemleri günlerce bahtsız bu gencin kaçakçılık yaparken değil de davarlarını otlatırken askerler tarafından öldürüldüğünü yazdılar. Uludere’nin köylüleri PKK’nın elinde oyuncak… Türkiye’nin sınır ötesi harekâtına engel olmak için PKK Uludere ilçesinin halkını kullanıp, K. Irak’a geçmeleri için kışkırtması unutulmamalıdır. Şimdiyse 35 canın ölümü bundan çok daha büyük bir fırsat. Yıllarca bu insanların yoksulluğundan yararlanan teröristler, kazanacakları üç kuruştan haraç alan kendileri değilmiş gibi şimdi de ölülerinden yararlanmaya çalışıyor. Siyasi ve sivil PKK’lılar da bu insafsızlığın sözcülüğünü üstleniyor. Bu insanların yoksulluğuna, unutulmuşluğuna çare arayacakları yerde sağlarından da ölülerinden de fayda sağlamaya çalışıyorlar. Gün ölü sevicilerin günü!

 

Yasak olduğu halde ve kapatılması için devletin büyük uğraşlar verdiği Roj Tv, büyük bir serbestlik içerisinde ilk andan itibaren köyden canlı yayın yapmayı başarıyor. PKK’nın yörüngesindeki sözde HDÖ (STÖ) olan kuruluşlar büyük bir telaşla canların yandığı köye, hastaneye koşuyor. Bulabildiği herkesle konuşarak olabildiğince suçlayıcı ifade topluyor. Aynı hızla rapor hazırlayıp, iftiralarının ilk aşamasında BM İnsan Hakları Örgütü’ne sözlü çağrıda bulunuyor.

 

Terörle mücadelenin birçok başlığından bu sınır kaçakçılığının engellenmesinin zamanı artık geçmek üzeredir. Buralardaki insanlarımızı terörün teslim almasının önüne geçmek, onları ekonominin, ticaretin birer parçası haline getirmek öncelikli hedef olmalıdır. PKK’nın insafına terk etmek yerine insanca değeri bulunmalıdır.

 

Dipnotlar

 

(1) Sabah 22.03.2006 Yavuz DONAT “Kürt sorunu ekmek sorunu”

(2) Milliyet 07.09.2005 Güngör URAS “Doğu ve Güneydoğu için her şeyin başı huzur”

(3) Sabah 23.11.1997 Necati DOĞRU “Ceviz diken sincap…”

(4) National Geographic Nisan 2005 Oya AYMAN “posta kodu Yüksekova Hakkari” www.nationalgeographic.com.tr/ngm/konu.asp?Yil=05&Konu=9

(5) Cumhuriyet “GÜNSİAD devletin irade koyamadığı bölgeye artık gelmesini istedi-Güneydoğu kalkınma raporu”

(6) Cumhuriyet 18.11.2005 “Hakkâri’de Mesud Barzani izi”

(7) Cumhuriyet 03.05.2005 “Habur, kapı değil kevgir”

(8) Zaman 20.04.2005 “Kaçak akaryakıtın üssü Mersin”

(9) Sabah 06.06.1999 “Silopi kendini kurtarıyor!..”

(10) NTVMSNBC 19.06.2000 “Doğu Ergil’den terör uyarısı”