Kırım’da yaşanan olaylarla birlikte askeri hareketlilik de arttı. Karadeniz’e geçmek için Amerikan donanmasına bağlı bir savaş gemisi yönünü Türk Boğazları'na çevirdi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereği, boğazlardan geçeceğini önceden Türkiye’ye bildiren geminin birkaç gün içinde Çanakkale Boğazı’nda olması tahmin ediliyor. ABD donanmasının sözcüsü John Kirby 3 Mart’ta yaptığı açıklamada, ABD donanmasının bölgeye hareket edebileceği yönünde haberler olduğunu hatırlatarak, askeri gemilerinin rotalarında herhangi bir değişiklik olmayacağını ve önceden planlanmış operasyonların devam edeceğini belirtti.

 

4 Mart 2014’te bir ziyaret için Yunanistan’ın Pire Limanı'na yanaşan ABD donanmasına ait olan George Bush uçak gemisi, 333 metre ve 100 bin tonun üzerinde bir ağırlığa sahip. 5 bine yakın mürettebata sahip olan bu geminin Karadeniz’e çıkmasının Montrö Sözleşmesi'ne göre mümkün olmadığı belirtilmekte. Rusya da,  Suriye iç savaşı nedeniyle Akdeniz’de görevlendirdiği 150 borda numaralı Saratov ile 156 borda numaralı Yamal adlı iki savaş gemisini Karadeniz’e çağırdı. Rus savaş gemileri 3 Mart 2014 tarihinde Ege Denizi’nden geçerek Çanakkale Boğazı’na giriş yapmıştı.

 

Rusya’nın ve ABD’nin Karadeniz'e gemilerini yollaması ve uluslararası güvenlik bağlamında Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü Başkanı ve Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sezai ÖZÇELİK, TÜRKSAM için değerlendirmelerde bulundu:  

 

“Karadeniz bölgesel, bölge-dışı ve uluslararası örgütlerin birbirleriyle çatışan çıkarlarının olduğu karmaşık stratejik bir bölgedir. Bölgesel güçler Rusya – Türkiye rekabeti, Rusya – Ukrayna ve Rusya – Gürcistan arasında yaşanan gerilimler ve krizler sonucu bu bölgeye yönelik artan bir şekilde stratejik önem vermektedir. Bölge – dışı güç olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başta askeri gücünü kullanarak bölgede etkisini arttırmaya çalışmaktadır. Uluslararası örgütler özellikle iki kuruluş, NATO ve Avrupa Birliği, ortak çıkarları gereği beraber hareket etmektedir. Bu iki örgütün bölgedeki varlığı Bulgaristan ve Romanya’nın 2004 yılında NATO’ya ve 2007 yılında AB üye olmaları artmıştır. Ayrıca Barış için Ortaklık ve AB Komşuluk Politikası yoluyla bölgedeki diğer ülkeler özellikle Ukrayna, Ermenistan ve Azerbaycan üzerindeki etkisini arttırmaya çalışmaktadır.

 

Uluslararası güvenlik açısında Karadeniz bölgesi birçok açılardan önemlidir. İlk olarak, Karadeniz’e komşu birçok bölgede donmuş çatışmalar bölge güvenliği açısından tehdit oluşturmaktadır. İkincisi, yumuşak güvenlik tehditleri özellikle narkotik, insan ve silah ticareti ile terörizm faaliyetleri bölgenin bir diğer güvenlik sorunudur. Üçüncü olarak Karadeniz jeo-ekonomik önemi artan özellikle Rus ve Hazar havzasının doğal gaz ve petrol gibi kaynakların Avrupa pazarlarına dağıtımında önemli bir yere sahiptir. AB ve NATO ülkelerinin enerji güvenliği açısında bölgenin Hazar ve Orta Asya hidro-karbon kaynaklarına yakın olması stratejik önemini arttırmaktadır.

 

Rusya açısından Karadeniz hayati öneme sahiptir. Özellikle Ukrayna ve Kuzey Kafkasya’nın durumu, Güney Kafkasya’da yaşanan donmuş çatışma (Dağlık Karabağ) ve sıcak çatışmaların (Gürcistan-Rusya) varlığı, bölgede NATO ve AB genişleme çabaları, ABD’nin bölgedeki varlığı arttırma çabaları ve bölgenin jeo-ekonomik önemi Rusya açısından bölgenin ulusal güvenlik açısından ne derece önemli olduğu belirten unsurlardır. Bu sebepten Karadeniz’de bir yandan Rusya – AB / NATO rekabetinin öte yandan Rusya – ABD arasında da çekişme ve sürtüşmelerin yaşanması kaçınılmaz olmaktadır.

 

ABD bölgedeki ulusal güvenlik konusundaki NATO ve AB ile birlikte hareket etmesini beklenmektedir. NATO açısından Rusya’nın bölgede tekrar etkisini arttırması önlemek özellikle yayılmacı ve saldıran politikalar izlemesi önlemek önemlidir. AB açısından ise bölge ülkelerinin zayıf yönetişim yapısı, suç işleme oranların yüksek olması ve yolsuzluk bölgedeki istikrarı tehdit eden diğer unsurlardır.

 

Karadeniz Bölgesi askeri – stratejik merkez haline gelmektedir. 2002 yılından beri ABD Romanya’da bulunan Mihail Kogalniceanu askeri üssünü özellikle Afganistan ve Irak’taki askeri operasyonlarda kullanmaktadır. Ayrıca Romanya ve Bulgaristan’ı Amerika Birleşik Ordusu Avrupa (USAREUR) Doğu Ortak Hareket Gücü (JTF-E) çerçevesinde ortak hareket ettiği görülmektedir. Bu iki ülke ile ABD askeri ekipman, eğitim, ve asker yerleştirme gibi alanlarında işbirliği yapmaktadır. Fakat ABD Karadeniz bölgesinde askeri gücünü arttırması son yaşanan Kırım Krizi’ne kadar sadece Rusya değil Türkiye tarafından da dikkatle izlenmekteydi. Örneğin 2006 yılında NATO tarafından yürütülen Akdeniz merkezli anti-terörizm ve deniz güvenliği odaklı Operation Active Endeavour’un Karadeniz’e genişletilmesine NATO üyesi olmasına rağmen Türkiye karşı çıkmıştır. Bunun temel sebebi, Türkiye’nin 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden beri uygulandığı “Denge Politikası”nın ABD tarafından bozulmasını istememesidir. Türkiye ayrıca Karadeniz Uyumu (Black Sea Harmony), Karadeniz Deniz Kuvvetleri İşbirliği Görev Gücü ya da Karadeniz Gücü (BLACKSEAFOR) gibi Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler arasında işbirliğini geliştirici çabalarda en önde yer almıştır. 2001 yılında kurulan BLACKSEAFOR ile Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler arasında deniz güvenliği ve güvenlik operasyonları konusunda işbirliği yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca bu güç bölge ülkeleri arasında güven arttırıcı önlemlerin bir parçası olarak görülmektedir.

 

Karadeniz’in Rusya’ya Uzak Asya dışında sıcak denizlere inmesini sağlamaktadır. Ayrıca Karadeniz’e kıyısı olan ve şu anda Kırım Krizi’nin önemli aktörlerinden olan Ukrayna ile Rusya’nın batı sınırlarının yaklaşık yarısını oluşturmaktadır. Rusya’nın batı sınırının diğer kısmında üç Baltık ülkesi ile Beyaz Rusya bulunmaktadır. Rusya’nın temel güvenlik stratejisi batı bölgesinde potansiyel düşmanlarına karşı bir “tampon bölge” (buffer zone) oluşturmaktır. Bu sebepten Ukrayna gibi bu tampon bölgenin temel taşını oluşturan bir ülkenin batıya yaklaşması Rusya’nın “yakın çıkarları” için bir tehdit olarak görmesi kaçınılmazdır. Rusya Karadeniz bölgesi ile Ukrayna, Kuzey ve Güney Kafkasya bölgelerini “yakın dış çevresi” (near abroad) olarak görmektedir. Bu bölgelerdeki ABD ve NATO gibi askeri güçlerin çevrelenmesi Rusya’nın temel güvenlik stratejilerinden biridir. Bu sebepten dolayı Rusya’nın Karadeniz’de deniz gücü dışında kara ve hava güçlerini bu bölgelerden konuşlandırması kaçınılmaz olmaktadır.

 

Rusya’nın Karadeniz bölgesindeki askeri gücü Kırım’daki Karadeniz Filosu dışında Kuzey Kafkasya Askeri Bölgesi’nde bulunmaktadır. Ayrıca Rus askerleri Ermenistan’da konuşlandırılmıştır. Kuzey Kafkasya Askeri Bölgesi’nde Rus Kara Kuvvetleri Kuzey Osetya, Çeçenistan ve Dağıstan’da konuşlandırılmıştır. Ayrıca 4 bin kişiden oluşan Rus Özel Kuvvetleri de Karadeniz bölgesindedir. Krasnodar ve Rostov bölgelerinde de çok sayıda askeri güç ile askeri altyapı tesisi bulunmaktadır. Bölgedeki Rus Hava Kuvvetleri Rostov-on-Don şehrinde konuşlandırılmış 4ncü ordudur. Rus Hava Kuvvetleri 4ncü Ordusu bünyesinde Sukhoi Su-25 Frogfoot saldırı ve Su-24 Fencer bombardıman uçaklarından oluşan 5 adet alaybulunmaktadır. Bu hava gücü temelde Çeçenistan’daki çatışmada kullanılmıştır. Fakat Kafkasya, Hazar bölgesi ve hatta Ukrayna’ya karşı da kullanılması mümkündür.

 

Rusya’nın temel deniz gücü olan Karadeniz Filosu Slava sınıfı Moskva isimli kruvazörü, Kara sınıfı Kerch isimli anti-denizaltı savaş kruvazörü, 3 firkateyn, 2 Krivak sınıfı savaş gemisi, ve 2 dizel denizaltının yanında çok sayıda küçük amfibi ve su üstü muharip gemiden oluşmaktadır. Ayrıca Karadeniz sahiline yakın konumlandırılmış Su-24 Fencer saldırı uçakları da filonun bir parçasıdır. Bunun yanında Karadeniz’deki Rus askeri gücü içinde Ermenistan’da konuşlandırılmış olan MİG-29 saldırı jetlerini, SA-12 hava savunma sistemlerini ve mekanize piyade birliklerini saymak gerekmektedir. Rus Askeri Stratejisi içerisinde Kuzey Kafkasya Askeri Bölgesi ve Karadeniz Filosu önemli bir yere sahiptir. Bu stratejinin temel amacı, asıl düşman olarak gördükleri NATO’ya karşı bu iki askeri gücü modernize etmek için son 10 yılda önemli adımlar atılmıştır. Örneğin, SS-26 Stone taktik balistik füze sistemi ve Kamov Ka-52 saldırı helikopterleri Kuzey Kafkasya Askeri bölgesine konuşlandırılmıştır. 4ncü Ordu bünyesinde modernize edilmiş olan Su-25SM Frogfoot ve yeni Mil Mi-28N Havoc saldırı helikopterleri bulunmaktadır. Aynı şekilde Karadeniz Filosu 12-15 adet denizaltı ile 6 tane uçak gemisi eklenmiştir. Ayrıca filo çerçevesinde Akdeniz Filosu oluşturulmuştur. Bu filo geçmiş yıllarda Admiral Kuznetsov uçak gemisi ile Karadeniz Filosu’nun Amiral Gemisi Moskva Akdeniz’de görev yapmıştır.

 

Karadeniz bölgesi bir taraftan NATO ve AB için istikrarsızlık unsuru olması yanında fırsatlar bölgesidir. Bu bölge aynı zamanda Batı ile Rusya’nın rekabet içinde olduğu bölgelerden biridir. Bunun sonucunda sadece tansiyonun yükselmesi ve çatışmanın oluşması beklenemez. Rusya ve Batı’nın Kırım Krizi sonucu barış ve refah sağlayacak yeni işbirliği olanaklarının olması mümkündür. Fakat bunun önünde en önemli engel Rusya’nın sıfır-toplamlı diplomasi, güç dengesi politikası ve meydan okuma stratejisi uygulamasıdır. Batı ile Rusya arasında işbirliği olanaklarından bir tanesi PETrA ve TRACECA ile Rusya’nın ulaşım ve ticaret sistemi Batı ile bütünleşmesi sağlanabilir. Kısaca, Kırım ve Ukrayna Krizi şu anda Batı ile Rusya’yı karşı karşıya getirmiş ve askeri güçlerini Karadeniz’e yığmalarına rağmen Küba Krizi benzeri bir yumuşama dönemi açabileceği düşünülmektedir.

 

İnsani güvenlik kavramı başta etnik azınlık gruplar olmak üzere uluslararası çatışma ve kriz durumlarında kolektif güvenlik kavramı yanında her türlü güvenlik konusunu kapsamaktadır. Bu bağlamda, Kırım Krizi’nde Kırım Tatarları’nın durumundan da bahsetmek gerekir. Kırım 1783 yılında Osmanlı hâkimiyetinden çıktıktan sonra Kırım Tatarları Rus hükümdarlığı altına girmiştir. 1917 yılına gelene kadar Kırım’da Rusların varlığı devam etmiştir. Bu yıl içinde çok kısa bir süre için Kırım Halk Cumhuriyeti Kırım Tatarları tarafından kurulmuş ve Numan Çelebi Cihan ilk Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Kısa süreli olan bu Cumhuriyet tecrübesinden sonra Kırım Tatarları Rus Çarlığı çizmesinden Sovyetler Birliği demir yumruğu altında yaşamaya başlamıştır. Kırım Tatarları için dönüm noktası 18 Mayıs 1944 yılıdır. Kırım Sürgünü denilen bu olay Kırım Tatarları için seçilmiş travma (chosen trauma) olarak hala günümüzde etkisini göstermektedir. Kırım Tatarları bir gece içinde Stalin’in emri ile vatanları olan Kırım’dan Orta Asya stepleri, Sibirya ve Sovyetler Birliği’nin ücra köşelerine sürülmüştür. Bu Sürgün sırasında Kırım Tatarları’nın büyük bir kısmı tren vagonlarında ve vardıkları yerlerde açlık, susuzluk ve hastalıktan ölmüştür. Kırım için önemli bir tarih 1954 yılıdır. Kendisi de bir Ukraynalı olan Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Nikita Kruşçev Kırım’ı Rusya’ya bağlı olmaktan çıkararak Ukrayna’ya bağlamıştır. Bu transferin nedeni, Rusya ile Ukrayna arasındaki dostluğun simgesi olarak bir “hediye” olmasıdır. 1991 yılında SB yıkılmasına kadar olan dönemde Kırım Tatarları Vatan Kırım’a dönmek için SB içinde şiddetsizlik (nonviolence) yöntemini kullanarak liderleri ve yolbaşçıları olan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu önderliğinde muhalif hareket olarak birçok faaliyetlerde bulunmuştur. 1991 yılı bir diğer dönüm noktasıdır. Kırım Tatarları bu tarihten itibaren Kırım’a geri dönmeye başlamıştır. Kırım’da günümüzde nüfus oranları yüzde 12-15 arasındadır.

 

Kırım Tatarlarının insani güvenlik açısından önemi büyüktür. Ayrıca başta Türkiye olmak üzere dünyanın değişik ülkelerinde Kırım Tatar diasporası yaşamaktadır. Özellikle Türkiye bağlamında Kırım Tatarları’nın Türkiye açısından önemi büyüktür. Türkiye açısından Kırım Tatarları’nın durumu “ulusal güvenlik” sorunudur. Nasıl Rusya Kırım’daki Rus çoğunluğun varlığını öne sürerek Kırım’a askeri müdahale bulunmuş ise Kırım Tatarları’nın varlığı sebebi ile Türkiye’de Kırım’da aktif olarak yer almaya uluslararası hukuk açısından hakkı bulunmaktadır. Bu sebepten dolayı, Türkiye üyesi olduğu NATO ve diğer Batılı güçler ile uyumlu bir politika izlemesinin yanında kendi ulusal çıkarları ve ülkesinde yaşayan Kırım Tatar kökenli vatandaşlarından dolayı Kırım konusunda farklı politikalar izlemelidir. Rusya ile Türkiye arasında özellikle hidro-karbon (doğal gaz) ekonomik kaynaklar temelinde ekonomik anlamda karşılıklı bağımlılık ilişkisi bulunmaktadır. Rusya ve Türkiye arasında toplam ticaret hacmi dolaylı kalemlerle birlikte toplam 50 milyar dolara ulaşmıştır. Bu belki Türkiye’nin Kırım konusunda daha aktif ve rahat bir politika izlemesini engelleyebilir. Fakat Kırım Tatarları ile Türkiye arasında özel bağlar olması ve Türkiye’nin jeo-stratejik ve jeo-politik çıkarları gereği Kırım’da Rus hâkimiyetine karşı çıkması gerekmesinden dolayı Türkiye Kırım’da bir yandan Batı ile birlikte hareket etmeli öte yandan kendine özgü politik hamleler yapmalıdır” olarak değerlendirdi.