Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ermenistan ve Azerbaycan’a arka arkaya ziyaretlerde bulundu. Lavrov, Azerbaycan’da mevkidaşı Elmar Memmedyarov ile görüşürken Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından da kabul edildi. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmede konuşan Aliyev Azerbaycan ve Rusya arasındaki ilişkilerin düzeyinden memnun olduğunu söyledi. Ermenistan – Azerbaycan çatışması ve Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecini konuşacaklarını bildiren Aliyev, "Azerbaycan bu sorunun kısa sürede çözüme kavuşmasını istiyor" dedi. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Rusya ve Azerbaycan arasındaki ticaret hacminin bu yılın ilk 9 ayında yüzde 60 arttığını bildirdi. Sergey Lavrov, Memedyarov ile basın toplantısında, Rusya ve Azerbaycan arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 25. yıl dönümü dolayısıyla basılan ilk gün zarfı bakanlarca imzalandı ve mühürlendi. Ayrıca Dağlık Karabağ sorununun çözüm sürecinin de AGİT Minsk Grubu kapsamında devam ettiğini hatırlatan Lavrov, şunları kaydetti; "Masada bazı çözüm önerileri var. Bu önerilerden her iki tarafı da memnun edecek maddeleri bir araya getirmek çok zor. Çünkü taraflar arasında denge bozuluyor. Fakat diplomasinin her iki tarafı memnun edecek ve süreci doğru yönde ilerletecek çözümler bulacak güçte olduğuna inanıyorum."

 

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un Azerbaycan ziyaretini ve bu çerçevede iki ülke arasındaki ilişkilerin 25 yılını A. Gencehan Babiş, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Azerbaycan’a düzenlediği  ziyaret iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 25. yıldönümüne denk gelmesi bakımından sembolik bir manası var. O bakımdan İki ülke arasındaki ilişkileri çok kısa özetlemek gerekirse; Sovyetler’in çöküşünden sonra Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonraki ilk dönemde Ayaz Mutallibov döneminde Rusya’ya yakın bir politika izlendiği görülür. Ardından Azerbaycan Halk Cephesi’nin seçimlerdeki zaferi ile Cumhurbaşkanlığı makamına oturan Ebülfez Elçibey döneminde ise dış politikanın ana aktörü Batı ve Türkiye olmuştur. 1992 – 1993 arasında Azerbaycan’ın Rusya ile ilişkileri çok mesafeli seyretmiştir. SSCB’nin ardından bölgede Rusya’nın nüfuz alanını devam ettirmek için kurduğu Bağımsız Devletler Topluluğu’nda Azerbaycan’ın yer alması istenmemiş, enerji projelerinden Rusya’nın yer almasına sıcak bakılmamış ve Rus silahlı kuvvetlerinin ülkeden çıkarılması hedeflenmiştir. Rusya, devam eden Karabağ Savaşı çerçevesinde Ermenistan’a açık destek vererek, Azerbaycan içerisindeki istikrarsızlığı tetiklemeye uğraşmıştır. Haydar Aliyev dönemi Azerbaycan dış politikasında ise ideoloji faktöründen çok pragmatizm ön plana çıkmış, izlenen denge politikasının en gözle görülür tezahürü Rusya boyutunda olmuştur. Özellikle 90’ların ortasından itibaren Rusya ile ilişkiler yeniden yapılandırılmıştır. Genel olarak, Rus ekolünü yakından tanıyan İlham Aliyev döneminde de Sovyetler Birliği içerisinde önemli pozisyonlara gelen, hayliyle de sistemi iyi bilen Haydar Aliyev döneminin genel prensipleri takip edilerek politika üretilmiştir. Rusya Azerbaycan’ın iç işlerine karışmaması için ölçülü biçimde uzak; ama Dağlık Karabağ gibi meselelerde ise sorunun çözümünde önemli bir aktör olduğundan, ticari potansiyelinden ve bölgedeki ağırlığından ötürü karşısına almamak adına belli bir derecede yakın tutulmaya çalışılmıştır. Enerjinin yanı sıra Rusya ile Azerbaycan arasında ticari ilişkiler, gittikçe azalsa da Rusçanın Sovyetler döneminden bir miras olarak hala ülkede orta yaş üstü kimseler tarafından konuşulması ve Rusya’daki Azerbaycan Türkleri ilişkilerdeki  belirtilmesi gereken diğer hususlardır.

 

“Türkiye – Azerbaycan İlişkilerinin Rusya – Azerbaycan İlişkilerinden Bir Farkı…”

 

İki ülke arasındaki ilişkiler 2008 Bakü Beyannamesi ile stratejik partnerliğe evrilse de uluslararası kurum ve kuruluşlar içerisinde Rusya ile Azerbaycan’ın her konuda fikir birliği içerisinde olduğunu söylemek mümkün değildir. Azerbaycan Diplomatik Akademisi’ndeki konuşmasında Azerbaycan’ı Avrasya Ekonomi Birliği içerisinde de görmekten memnun olacağını belirtmesi ziyarette bahsedilmeye değer unsurlardan biri olmakla birlikte burada Ermenistan’ın yer alması kısa vadede mümkün gözükmemektedir. Bu noktada küçük bir parantez açılarak Türkiye – Azerbaycan ve Türkiye – Rusya ilişkilerinin bir farkı da vurgulanmalıdır. Rusya ile ilişkilerin tersine Türkiye – Azerbaycan yüksek stratejik işbirliğine dayanan ilişkilerinin yanında küresel ve bölgesel konularda beyan ettikleri üzere ortak tutum almaktadırlar.

 

“Rusya – Ermenistan Arasındaki Asimetrik İlişki Karabağ Sorunun Çözümünü Zorlaştırıyor”

 

Rusya özellikle Azerbaycan dış politikasının ana gündem maddelerinden birisi olan Dağlık Karabağ probleminde çözüm açısından umut vaat eden bir tutum sergilememektedir. Rusya’nın daimi üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi işgalin hukuksuz olduğuna ilişkin kararlar yayınlamış, konu barışçıl çözümü Rusya’nın eş başkanı olduğu Minsk Grubu’na yönlendirilmiş ne yazık ki, süreç burada tıkanmıştır. Karabağ konusunda müzakere süreci zaman zaman Rusya’nın ev sahipliğinde bazı toplantılarla ilerletilmeye çalışılmakta ve ya Rusya üst düzey yetkililerinin ziyaretlerinde masaya yatırılmaktadır. Lavrov’un ziyareti bu çerçevede değerlendirilmelidir. Nitekim, Azerbaycan’dan sonra Lavrov Ermenistan’a düzenlediği ziyaretinde Dışişleri Edvard Nalbanyan ile toplantısında sorunun çözümü noktasında çok iyimser olamayacağını ve çözümün uzun bir süre alacağını ifade etmiştir. SSCB sonrası Azerbaycan, Ermenistan, Rusya arasındaki ilişkilere bakıldığında Azerbaycan’ın zaman içerisinde Rusya ekseninden ayrıldığı ve bağımsız politikalar izlediği fark edilmekle birlikte Ermenistan’ın tam tersi bir şekilde giderek Rusya’ya bağımlı hale geldiği görülmektedir. Ermenistan bölgesel konularda izole oldukça Rusya’ya sığınmakta, sığındıkça da özellikle askeri konuda  bağımlığı artmaktadır. Bölgede asimetrik şekilde devam eden Rus – Ermeni ilişkileri de Karabağ sorununun çözümüne olumsuz yansımaktadır.  

 

“Rusya Bölgedeki İşbirliği ve Anlaşmazlıkları Dikkatlice İzleyen Bir Devlet”

 

Gürcistan’da 2008 yılında yaşanan Osetya Savaşı, 2008 – 2009 yıllarında Türkiye – Ermenistan arasında başarısızlığa uğrayan “normalleşme süreci”nde Türkiye – Azerbaycan arasında iplerin gerilmesi Rusya’nın bölgede daha etkin politikalar izlemesini de beraberinde getirmiştir. Rus enerji firmalarının Azerbaycan’daki faaliyetleri artmış, yukarıda belirtilen 2008 Bakü Beyannamesi, dönemin Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Bakü ziyaretinde imzalanmıştır. Rusya’nın bölgedeki işbirliği ve anlaşmazlıkları dikkatlice izlediğinin altını çizmek gerekmektedir. Lavrov’un ziyaretinde üzerinde durulması gereken noktalardan birisi; bölgede Türkiye – Azerbaycan – Rusya üçlü mekanizmasının kurulmasına ilişkin soruları ucu açık bırakmasıdır. Özellikle Türkiye NATO ile sıkıntılı bir süreçten geçerken ve Azerbaycan’ın önemi  Rusya’ya alternatif olan Bakü – Tiflis – Kars Demiryolu projesinin ile daha da fazlalaşmışken Rusya’nın bu coğrafyaya ilgisinin yine arttığı söylenebilir. Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov’a göre bu üçlü mekanizma Rusya demiryollarının yüklerinin BTK vasıtasıyla Akdeniz’e ulaştırılmasında makbul sayılabilir. Öte yandan bu üçlü mekanizma tarihteki Türk – Rus rekabetinden ziyade işbirliğini öne çıkardığından Soğuk Savaş sonrası dönemde Azerbaycan’ın denge politikasına fayda sağlayabilir ve yeni bir denge platformu yaratabilir. Nitekim, Azerbaycan’ın iki taraf arasında yaşanan problemlerde ikili ilişkiler çerçevesinde ara bulma girişimleri gündeme gelmiştir. Türkiye ile Rusya arasında yaşanan jet krizinde İlham Aliyev, arabuluculuk niyetini deklare etmiştir.

 

“Azerbaycan’ın Stratejik Önemini Artıran Asıl Etmen: Rus Hattı Değil Türk Hattı”

 

İki ülke de enerjiyi dış politikasında önemli bir kart olarak kullanmaktadır. Rusya, bölgedeki enerji kaynaklarını kendi kontrolü altında bulundurarak ve sahip olduğu kaynakları Batı ile ilişkilerde her zaman bir faktör olarak masada bulundurmaktadır. Azerbaycan ise enerji kaynaklarının akıllı şekilde ihraç edilmesi ile ülkenin gelişmesine katkı sağlamak istemekte ve öte yandan da bölgesel önemini daha da artırmak istemektedir. Azerbaycan bu çerçevede Kuzey – Güney istikametindeki  asıl politikalarını bir kenara bırakmasa da Doğu – Batı akşını Türkiye üzerinden gerçekleştirmektedir. Bir diğer deyişle, Azerbaycan’ın jeo-stratejik değerini artıran Karadeniz’e çıkışı olan Bakü – Supsa veya Bakü – Novorossiysk hattından ziyade Bakü – Tiflis – Ceyhan üzerinde petrol ve Bakü – Tiflis – Erzurum ve son olarak yapımında büyük mesafe kat edilen TANAP hattında doğalgaz transferidir.