Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Hillary Rodham Clinton’dan sonraki Dışişleri Bakanı John Kerry, 24 Şubat-6 Mart tarihleri arasında Avrupa’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada düzenlemekte olduğu ziyaretleri kapsamında 1-2 Mart 2013 tarihlerinde Türkiye’yi ziyaret etmiştir. İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’dan sonra Türkiye’ye gelen Kerry, Mısır’ın başkenti Kahire’ye gitmiş ve sonraki programı Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar olarak belirlenmiştir. Kerry’nin ziyaret programına bakıldığında, ülkelerin ABD’nin Batı ve Doğu’daki önemli müttefikleri olduğu görülmektedir. Kerry’nin bu turu da göreve başlamasından sonra 2. Obama döneminin dış politikasının oluşturulmasına ve ABD’nin yeni stratejisinin ne şekilde hayata geçirileceğini saptamaya yöneliktir. Kerry’nin ziyaretlerinde büyük bir planın hayata geçirilmesi ya da sorunlara çözüm getirilmesi adına söz konusu ülkelerle bir inisiyatif başlatılmasından ziyade sorunların tartışıldığı ve bir fikir alışverişinin hakim olduğu görülmüş, bölgesel konular ve bazı küresel gelişmeler ele alınmıştır. Fransa’da Mali konusu, Türkiye’de Suriye’nin durumu ziyarette öne çıkmış, Kerry’nin İngiltere ziyaretinde ise Afganistan’dan geri çekilme süreci ile Arjantin ve İngiltere arasında ihtilaflı bir konu olan Falkland Adaları gündeme gelmiştir. Özellikle Avrupa ziyaretlerinde ABD ile Avrupa Birliği (AB) arasında yapılması planlanan Transatlantik Yatırım ve Ticaret Ortaklığı Anlaşması da ele alınmıştır.

 

John Kerry, babasının da diplomat olmasından dolayı Avrupa’da büyümüş ve Avrupa dillerine hakimiyeti sebebiyle, Fransa, Almanya gibi ülkelere yaptığı ziyaretlerde sempati toplamıştır. Roma’da Suriye’nin Dostları Toplantısı’na katılan Kerry, buradan Esad’ın kredisinin tükendiği mesajını vermiştir. Mısır’da ise protestolara sebep olan Kerry’nin ziyareti sırasında demokratik seçimler için bir çağrıda bulunmuş ve Hüsnü Mübarek sonrası oluşan yönetim kademelerindeki yetkililerle görüşmüştür.

 

Orta Doğu’da Türkiye ve ABD İşbirliği

 

Kerry’nin Türkiye ziyaretinde konuşulanlara bakıldığında, Orta Doğu ile ilgili konuların öne çıktığı görülmüştür. John Kerry’nin Türkiye ziyareti aslında genel manada iki açıklama ekseninde şekillenmiştir. Bunlardan ilki, ABD Başkanı Barack Hussein Obama’nın ilk başkanlık döneminde gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinde dile getirdiği “model ortaklık” kavramı, ikinci ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Viyana’da düzenlenen 5. Medeniyetler İttifakı Forumu’ndaki konuşmasında siyonizmi bir insanlık suçu olarak nitelediği açıklaması olmuştur. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve John Kerry’nin gerçekleştirdiği basın toplantısında model ortaklığın altı çizilmiştir. Diğer yandan Kerry  Erdoğan’ın siyonizmle ilgili olarak sarf ettiği sözlerle ilgili rahatsızlığını belirtmiştir.

 

Suriye’de yaşanan olayların ekonomik boyutuyla ilgili olarak ABD Dışişleri Bakanı Kerry, İtalya’nın başkenti Roma’da düzenlenen Suriye’nin Dostları Çekirdek Grubu Toplantısı’nda Suriyeli muhaliflere 60 milyon dolar verileceğini açıklamış, Türkiye ziyaretinde ise muhaliflere 385 milyon dolar verdiklerini belirtmiştir. Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere yaptığı harcamalara bakıldığında şu ana kadar 600 milyon doların harcandığı görülmektedir. Buradan, Suriye’den yaşanan olayları ABD’den çok Türkiye’nin omuzladığı anlaşılmaktadır ki, ABD ve Türkiye ekonomilerinin büyüklüğü karşılaştırıldığında Türkiye’nin ekonomik anlamda Arap Baharı sürecine müdahil olarak ne kadar ağır bir yükün altına girdiği görülecektir.

 

AB, ABD ve Türkiye

 

Bunların yanı sıra, ABD ve AB arasındaki Transatlantik Yatırım Ortaklığı Anlaşması ile ilgili konular ise Türkiye’yi ilgilendiren bir diğer gündem maddesi olmuştur. Türkiye bu konuda aktif olarak yer almak istemektedir. Bu bağlamda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’ye transatlantik partnerlik daveti “Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle Gümrük Birliği ilişkisine sahip olması dolayısıyla, Amerika Birleşik Devletleri’yle olan ticari ilişkilerimiz de göz önüne alındığında bu transatlantik ekonomik, ticari ve yatırım ortaklığı içinde Türkiye’nin güçlü bir konumunun olması gerektiğini paylaştık”[1] ifadelerini dile getirmiştir. Bu durumla ilgili ABD’den ılımlı açıklamalar gelirken AB’nin ekonomik olarak en önemli ülkelerinden biri olan Almanya’dan da benzer söylemler işitilmiştir. Almanya'da Başbakan Angela Merkel'in partisi Hıristiyan Birlik  (CDU), Türkiye ile ekonomik ilişkileri geliştirmek için atağa geçmiştir. CDU Ekonomi Konseyi, Türkiye'yi transatlantik serbest ticaret bölgesi için aktif partner olmaya çağırmıştır.[2] Bununla birlikte, aynı zamanda Alman Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’in de Erdoğan siyonizmle ilgili açıklamasına tepki gösterdiğini belirtilmelidir.

 

Türkiye, son dönemde aslında AB’ye karşı Şangay İşbirliği Örgütü gibi uluslararası örgütleri alternatif gösterip AB’ye bu sefer sert tondan açıklamalarla yaklaşmakta ve bir anlamda da yakınlaşmaya çalışmaktadır. Türkiye, AB ile ilişkilerine siyasi olarak bakıldığında kapalı olan fasılların çözümsüzlüğe ulaşan bir siyasi boyut oluşturduğu görülmektedir. Son dönemde bunu kısa vadede aşamayacağını gören Türkiye’nin ilişkilerde ekonomik boyuta vurgu yaptığı görülmektedir. Başbakan Erdoğan’ın kısa süre önceki Orta Avrupa ziyaretinde Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da iş forumları gerçekleştirilmiştir. Görüldüğü üzere, Çin’in yükselişi karşısında hayata geçirilmeye çalışılan Transatlantik Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nda da Türkiye, AB ile olan Gümrük Birliği anlaşması üzerinden süreçte yer almak istemektedir.

 

Değerlendirme

 

John Kerry’nin ilk ziyaretine, Avrupa ile ilgili gelecek için transatlantik yatırım anlaşması bakımından ipuçlarının verildiği, Orta Doğu’nun içerisinden geçtiği ve süreçte ise gerekli mesajların verildiği bir tur olarak bakılmalıdır. ABD bu bağlamda, Çin’in ekonomik yükselişi ve Rusya’nın Avrasya Birliği projesine karşılık Avrupa’yı yanına alarak yeni bir dünya düzenine gitmek istemektedir.

 

Obama ve Erdoğan tarafından yapılan iki ülkenin Orta Doğu politikalarını ilgilendiren bu açıklamalar aslında, Türkiye ve ABD’nin Orta Doğu’nun yeni dizayn sürecinde işbirliğini gösterirken, Türkiye ile nereye kadar bir arada olduğunun ipuçlarını vermektedir. Amerikan dış politikasında İsrail’in ayrı olarak değerlendirilmesi gerektiği bu vesileyle anlaşılmıştır. Cumhuriyetçi aday Mitt Romney ile seçim yarışından galip çıkan Obama yönetiminin, İsrail’e Neo-conlar (Yeni Muhafazakarlar) kadar yakın olmasa da Obama’nın önceki dönemi kadar uzak olmayacağı görülmüştür.

 

Son aylarda Türkiye’nin en büyük ticari ortaklarının başında gelen AB ile ilişkilerin siyasi noktalar üzerinden değil de daha çok ekonomik göstergeler üzerinde belirlemeye başladığı dikkat çekmektedir. Türkiye, AB ve Avrupa Birliği arasından oluşacak yeni pazar içerisinde yer almak istemektedir. Ne var ki, bu durumun ilişkilerin siyasi boyutuna pozitif etki yapacağını söylemek şu an için hem zor hem de erken gözükmektedir. Kaldı ki, Türkiye’nin AB ile imzaladığı Gümrük Birliği anlaşmasının da Türkiye’ye ne kadar faysa sağladığı da son derece tartışmalıdır.

 

Dipnotlar

 

[1] Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun ABD Dışişleri Bakanı John Kerry İle Ortak Basın Toplantısı, 1 Mart 2013, Ankara, http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-ahmet-davutoglu_nun-abd-disisleri-bakani-john-kerry-ile-ortak-basin-toplantisi_-1-mart-2013_-ankara.tr.mfa, Erişim Tarihi: 4 Mart 2013.

[2] Türkiye’ye Transatlantik Partnerlik Daveti, http://www.dw.de/t%C3%BCrkiyeye-transatlantik-partnerlik-daveti/a-16635865, Erişim Tarihi: 4 Mart 2013.