“İlkbahar, yaz, sonbahar, kış” sözcükleri artık önlerinde çeşitli ülkelerin isimlerini alarak uluslararası ilişkilerin hareketli gündeminde isyanların nitelendirilmesinde dış politika uzmanlarını, meteorologlardan daha fazla ilgilendiren konular haline gelmiştir. Prag Baharı, bazı kesimlerce “sonbahara” benzetilen Arap Baharı, İngiliz Yazı ve Şili Kışı bunların başlıca örneklerinden olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Son günlerde dünyayı sallayan “Arap Baharı”, ismini eski SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) içerisinde yer alan Çekoslovakya’nın, Soğuk Savaş’ın ardından ikiye ayrıldıktan sonra ise Avrupa Birliği (AB) bünyesinde yer alan Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da 60’lı yılların sonunda yaşanan “Prag Baharı”ndan almaktadır. Diğer yandan Avrupa’da yaşanan bazı gelişmeler ise Avrupa’da benzer ayaklanmaların olacağına ilişkin söylemlere neden olmaktadır.

 

“Yalancı Baharlar”: Prag Baharı, Libya ve Suriye

 

68 kuşağının “çiçek çocuklarının*” dünya genelinde ön plana çıkarttığı özgürlükçü hava içerisinde Çekoslovakya’da da demokratik düşünceler dile getirilmeye başlanmış, sosyalizmi demokratik unsurlarla harmanlayan yeni bir rejim inşası fikri ortaya çıkmıştır. 9 Nisan 1968 tarihinde “Hareket Planı” olarak anılan belgede Parti ile devletin birbirinden ayrılacağı, “parti”nin devlet idaresine müdahalesinin önleneceği, sosyalist devlet iktidarının tek bir partinin tekeli altına konamayacağı, toplanma ve dernek, söz ve ifade, inanç ve kanaat, basın ve seyahat hürriyetlerinin kabul edileceği, sansürün tamamen kaldırılacağı, Komünist Parti’nin çok partili bir hayatın şartlarını hazırlayacağı, tam manası ile demokratik seçimlerin yapılmasını öngören bir seçim sisteminin kabul edileceği [1] gibi kavramlar belirtilmektedir. Çekoslovakya’daki bu gelişmeler ve istekler, SSCB’yi rahatsız etmiş ve ardından Kızıl Ordu Prag sokaklarına girmiştir.

 

İşte yukarıda sıralanan istekler yıllar sonra, farklı bir coğrafyada tekrar beliren talepler olarak karşımıza çıkmaktadır. 68 kuşağının “çiçek çocuklarının” yerine teknoloji çağının “internet çocukları” gelmiş, Prag’daki Kızıl Ordu tanklarının yerini Hama’da Esad’ın tankları, Libya’da Muammer Kaddafi’nin paralı askerleri almıştır. Prag’da imajı zedelenen Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP), halk nazarında Suriye’de baba Hafız Esad’dan sonra oğul Beşar Esad’ın liderliğini yapmakta olduğu Arap Sosyalist Diriliş (BAAS) Partisi olarak tezahür etmekteyken Libya’da ise Kaddafi’nin Libya Arap Sosyalist Cumhuriyeti Partisi iktidara gelmiştir. Tabii ki burada, SBKP ve burada söz edilen sosyalist partiler arasında büyük farklar olduğu belirtilmeden geçilmemelidir. Sovyetler’de SBKP, sınıf kavramı üzerinden politikalarını geliştirirken, işçi sınıfının liderliğinde üretim araçlarının devlet elinde toplanmasını öngörmektedir. Suriye, Irak gibi ülkelerde faaliyet göstermiş olan BAAS Partisi’nin sosyalizmi ise milliyetçi tonlarla yoğrulmuş bir söylem benimsemiştir. Libya’da ise sosyalizmin ana hatları Kaddafi’nin Yeşil Kitap’ında İslami değerlerle uyumlu olarak çizilmiştir.

 

Bunların yanında, Prag’da ve Arap coğrafyasında yaşayan iki toplum arasındaki farkların da altını çizmek önemli olacaktır. Prag Baharı’nın yaşandığı dönemde SSCB’de “sınıf” kavramı üzerinde politikalar oluşturulsa da ulus bilincinden söz etmek mümkündür ki zaten Kadife Devrim sonucunda 1993’te, Çekler ve Slovaklar kansız bir biçimde ikiye ayrılmışlardır. Suriye’de batılı anlamda bir ulusun oluşturulamamasında Suriye’nin çok zengin olan “dini yapısı” egemen olmuştur.[2] İsyanların devam ettiği Libya’da ise toplum “kabile” düzeninde tezahür etmektedir.

 

Arap Baharı’nda da Prag Baharı’na benzer olarak “basın özgürlüğünün” artırılmasına yapılacak olan vurgudan hareketle, Suriye’de Esad yönetimi sansürün gittikçe gelişen toplumsal başkaldırıyı engellemeyeceğini anlamış ve bu alanda bazı reformlara gitmiştir. Esad’ın çıkaracağı yeni basın kanunu kapsamında gazetecilerin hapse atılması yasaklanacak, Suriye’nin SANA haber ajansının duyurduğuna göre, basın mensuplarına ayrıca bilgiye erişim sağlanmasında engel çıkarılmayacaktır.[3] Öte yandan kuşkusuz ki bu reform, Esad’ın gidiş sürecini yavaşlatmayacaktır.

 

Terletmeyen Yaz: İngiliz Yazı ve Avrupa’daki Diğer İsyanlar

 

Soğuk Savaş Dönemi’nde Macar Ayaklanması ve Prag Baharı gibi tecrübeler yaşayan Avrupa’da da bugünlerde Londra’da yaşananlardan sonra tekrar ayaklanmalar olabileceği yönündeki dedikodular gündeme gelmiştir; fakat Avrupa’da yaşanan olaylara sadece İngiltere’de başlamış olarak bakmak olayların sadece belli bir tarafını görmek olacaktır.

 

Son yıllarda Avrupa’da isyanların dünya kamuoyunun dikkatini çekmesi en başta Yunanistan’da Alexandros Grigoropoulos isimli gencin polis tarafından 2008 yılında öldürülmesiyle başlamıştı. Küresel krizin Yunanistan’a etkisiyle artan işsizlik, öğrencileri harekete geçirmiş ve Yunanistan’da yurtiçinde yada yurtdışında üniversite okuyup, yüksek lisans yaptıktan sonra ülkelerinde ancak asgari ücret olan 680 Euro civarı bir maaşla iş bulabilen gençler öncülüğünde kurulan “Generation 700” (700 Euro Kuşağı) sosyal medya sitelerinden harekete geçmiştir.[4] Avrupa Birliği (AB) içerisinde de çeşitli tartışmalara neden olan Yunanistan devletinin ekonomik krize girmesi sonucunda hükümet tarafından uygulanmak istenen kemer sıkma önlemlerine tepkili olan halk ise bu nedenle bu yıl Sandigma Meydanı’nda halkla çatışmıştır.

 

60’ların sonunda “yalancı baharı” yaşayan Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag son yıllarda büyük çaplı grevlere sahne olmaktadır. Diğer yandan son günlerde AB’nin kasası olarak görülen Almanya’nın zengin mahallelerinde araba ve puset yakma olayları son derece büyük sayılara varmıştır. Tıpkı Arap coğrafyasındaki gibi Twitter ile bir araya gelen Avusturyalı öğrenciler, 2009 Ekim’inde üniversite amfilerini işgal ederek, hükümete eğitime daha fazla bütçe ayırması ve boş öğretim üyesi kadrolarına dikkat çekmek için mesaj vermeye çalışmışlardır.[5] 2008’den 2010 yılına kadar sosyal medya üzerinden örgütlenen; fakat hükümetleri deviremeyen halk hareketleri de başka coğrafyadaki bir provasıdır. 

 

Madrid’deki gençler, şehirdeki Puerto Del Sol Meydanı’nı ülkedeki yüksek düzeydeki işsizlik ve politik düzeni protesto etmek ve düzenlenen seçimleri boykot etmek için işgal etmiştir, bazıları ise kendilerini Mısır’da görülen ayaklanmalardaki protestocularla özdeşleştirmiştir.[6] Yine sosyal medyayı etkin olarak kullanarak örgütlenen İspanyollar bu yılın mayıs ayında, Puerto Del Sol Meydanı’nda üzerinde “Tahrir Square” (Tahrir Meydanı) yazan pankartlar açmışlardır.

 

İngiltere’de son dönemlerde Londra’da ortaya çıkan hareket ise yine diğer ülkelere benzer olarak İngiltere’nin “kayıp neslinin” ayaklanması olarak görülebilmektedir. Kötüleşen ekonomiye serin geçen bir “İngiliz Yazı” cevap olmuştur. Bu olayların neticesinde liberalizmin beşiği İngiltere bile Twitter ve Facebook’un kısıtlanmasına gitmiştir. Hatta Essex Üniversitesi’nde öğrenim görmekte olan bir öğrenci anlık mesaj servisi Blackberry Messenger’ı kullanarak bazı insanların isyan içerisinde yer almasına neden olduğu için cezalandırılmıştır.[7] İngiltere’deki bu durumun medyaya sansürden ziyade şiddete neden olanların engellenmesi olarak yansıması da üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Ayrıca isyancıları sadece “serseri” olarak gören İngiliz Hükümetinin isyancıları “fare” olarak gören Muammer Kaddafi rejimine ve bunlara ek olarak Bahreyn, Yemen gibi ülkelerde isyancılara karşı kullanılan silahları satması büyük tepkilere neden olmuştur. Bu noktada AB’nin Libya ve Suriye’de yaşanan olayları kınadığının da pratikte bir değer taşımadığı görülecektir.

 

Değerlendirme

 

Arap coğrafyasının farklı bir şekilde dizayn edilme çabasının yanında tartışılması gereken bir konu da uluslararası ilişkilerde “güvenliğin” yeniden tartışmaya açılmasıdır. Uluslararası ortamda “güvenlik” konseptinin, “ulusal güvenlikten” “insani güvenlik”, kavramına doğru geçtiği Soğuk Savaş sonrası dönemde artık ulusal güvenlik anlayışını ön planda tutan askeri liderler modası geçmiş olarak görülmektedir. Dolayısıyla Orta Doğu’daki gelişmelere bir de bu açıdan bakmak gereklidir. Batı içerisinden çıkan insani güvenlik kavramı zaten Batı’da daha önceki yıllarda toplumda karşılığını bulmuştur. Soğuk Savaş sonrası dönemde Batılı güçler tarafından “devletin” değil “kişilerin” güvenliğinin ön planda tutulması NATO’nun Libya’ya insancıl müdahalesine davetiye çıkartan durumlardan birisi olarak düşünülmelidir.

 

Arap coğrafyasındaki “baharın”, puslu ve yağmurlu havasıyla ünlü İngiltere’ye uğrayacağı ise mümkün gözükmemektedir; İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşanan ayaklanmaların temelinde küresel ekonomik kriz büyük bir etkendir. Arap coğrafyasındaki isyanlarda halkın bazı ekonomik rahatsızlıkları rol oynasa da Avrupa’da olan şiddet eylemleriyle arasında büyük bir fark yer almaktadır; Avrupa’da “daha sosyal” bir devletin tesis edilmesi istenmekte, Arap coğrafyasında ise “daha özgür” bir devlet yapılanması istenmektedir.

 

Siyasi başkaldırıların olduğu Arap coğrafyasında ekonomi tetikleyici nedenlerden biri olarak gösterilmesine rağmen Avrupa’da siyasi bir ayaklanmadan ziyade ekonomik politikalara karşı bir karşı duruş vardır. İki coğrafyada çıkan isyanlardaki bir diğer altı çizilmesi gereken bir özellik ise dış yardım faktörleridir. Avrupa’daki isyancılar dışarıdan destek alamazken, örneğin Libya’da isyancılar NATO’dan büyük bir destek almıştır.

 

İtalya'nın Eski Başbakanı Massimo D'Alema, EurActiv'e verdiği röportajda Avrupa'nın dış siyasette daha baskın olması gerektiğini, Arap dünyasındaki devrim hareketlerinin tereddütsüz bir biçimde desteklenmemesi halinde tarihi bir fırsatı kaçırma ve sonradan bundan zarar görme tehlikesi bulunduğunu söylemiştir.[8] Yeni kurulacak olan düzenlerde, fazla pay almak ve petrolün bol olduğu coğrafyalarda etkin rol oynamak isteyen Avrupa devletleri Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki isyanların sayesinde kendi içerisindeki isyanları hafifletecek ve üstesinden geleceklerdir.

 

Türkiye ise bu süreçte, Batı’nın Doğu’ya gösterdiği bir model olarak görev almıştır. Dolayısıyla “Doğu’daki Avrupalı” olarak görülen Türkiye’nin Orta Doğu’da büyük bir furya yaratan dizilerinin İran’da yasaklanması belki de İran’ın batının “soft power”ına (yumuşak güç) bir kısıtlama olarak algılanması gerekir. Diğer yandan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri sürüncemede kalmış, AB sürecinde bir ilerlemeye rastlanmamış ve Türkiye tam anlamıyla Avrupalı olamamıştır. Türkiye’nin bölge ve dünya için böyle bir değişimde model ülke olma durumu, AB ilişkilerinde de koz olarak kullanılmalıdır.

 

SSCB tarafından bastırılan Prag Baharı’nın aksine, “Arap Baharı” isyanın devam ettiği yerlerde iktidardaki güçler tarafından bastırılamayacak gibi görünmektedir. Gitmez denen Kaddafi’nin fiilen iktidardan indirilmesi ve Hüsnü Mübarek’in demir kafesi bunun çarpıcı örnekleri olmak için yeterlidir. Diğer yandan, dış müdahalenin bu denli fazla olduğu devletlerin halkları için bir  “ilkbahar” liderleri için ise bir “sonbahar” olan Arap baharı sonucunda Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) etkisi gelişecektir. Bu coğrafyadaki isyanlar sonucu bölgeye giren Avrupalı devletler ise kendi içerisinde çıkan isyanların ilacı olarak yeni yapılanan bölgede kendilerine uzun vadede bir pazar elde edecek ve kaynak akışı yaratacaklardır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da yaşananlar ile Avrupa’daki yaşananlar aynı olarak analiz edildiğinde büyük bir yanlışa düşülmüş olacaktır.

 

* Çiçek çocuklar: Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmış, Vietnam Savaşı’na girmesine büyük tepki gösteren ve silaha karşı kendilerine çiçeği simge olarak benimseyen, alternatif bir dünya düzeni arayan hippi kuşağına verilen isimdir.

 

Dipnotlar

 

[1] Armaoğlu Fahir, Yirminci Yüzyılın Siyasi Tarihi, Ankara: Alkım Yayınevi, s. 567.

[2] Salih Akdemir, “Suriye’deki Etnik ve Dini Yapı”, Avrasya Dosyası, Sayı 1, İlkbahar 2000, s.205.

[3] Suriye'de Artık Gazeteciler Tutuklanmayacak, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1061643&Date=29.08.2011&CategoryID=81, Erişim Tarihi: 29 Ağustos 2011.

[4] Yunanistan’da Kayıp Gençliğin 700 Euro Şiddeti, http://www.hurriyet.com.tr/planet/14617111.asp, Erişim Tarihi: 31 Ağustos 2011.

[5] Mit Twitter und Trommeln Gegen die Regierung, http://www.zeit.de/studium/uni-leben/2009-10/studentenproteste-oesterreich/seite-2, Erişim Tarihi: 31 Ağustos 2011.

[6] Spain's Lost Generation Finds Its Voice, http://www.spiegel.de/international/europe/0,1518,763581,00.html, Erişim Tarihi: 31 Ağustos 2011.

[7] UK Riots: Teenager Charged With BlackBerry Incitement, http://www.telegraph.co.uk/technology/blackberry/8697651/UK-riots-teenager-charged-with-BlackBerry-incitement.html, Erişim Tarihi: 1 Eylül 2011.

[8] D'Alema: 'Arap Baharı'nın Sağladığı Tarihi Fırsat Kaçırılmamalı', http://www.euractiv.com.tr/6/interview/dalema-arap-baharinin-sagladigi-tarihi-firsat-kacirilmamali-019006, Erişim Tarihi: 2 Eylül 2011.