Kurtuluş Savaşı’nın batı cephesinde cereyan eden en alevli günlerinde isyan güçlükle bastırılır. İhanetin her türlüsüne rağmen cezalandırmaktan kaçınan devlet halka güven vermeye çalışır. Ama Nuri DERSİMİ ve onun gibilerinin akıllarında bir tek şey vardır; o da isyandır.

 

“Tahliye edilen mevkuflardan büyük bir kısmı, hürriyetlerini tahdit eden bazı şartlar dahilinde Koçkiriye dönmüşlerdi. Sözü geçen affın Dersimde bulunan Koçkirililere şumulü yoktu.

         

Dersimdeki Koçkiri fedaileri, faaliyetten durmamışlardı. Dersime türk kuvvet ve nüfuzunun girmesi mümkün değildi.

          

Ağdat denilen Seit Rıza mıntıkasında, Kürdistan bayrağı dalgalnıyordu. Türk kuvvetlerine karşı sistemli akınlar yapılıyor ve bu akınlar türk hükümetini şaşırtıyordu.” S. 163

 

Devlet kendisine meydan okumaya devam eden isyancıları ikna etmenin türlü yollarını arıyor.

 

“Seit Rıza, müzakere esaslarının tespit edilmesi işini öhdeme bırakmış olduğundan, 24 maddelik talepnameyi hazır bulunanlar huzurunda okudum.

          

Biz, Ankara hükümetince Kürdistanın haklarının itiraf edilmesi, Koçkiriye tazminat harbiye verilmesi, yerli kürtlerden bir vali tayini ve Kürtçe tedrisat için kürt mektepleri açılması hususundaki isteklerimizi Dersimliler adına tekrar israrla talep ettik, fakat Alişan bu talepleri yolsuz gördü.” S. 164-165

 

PKK’nın Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden sık sık istek sıralama alışkanlığının nereden geldiği anlaşılıyor.

 

1924 seçimlerinden önce Atatürk, Feridun FİKRİ’yi Hozat’tan aday gösterir, o da seçim çalışmalarına başlar. Yalnızca isyancı olmayıp, aynı zamanda kurnaz da olan Seyit RIZA, Atatürk’le Feridun FİKRİ’nin arasını açmak için aklınca bir plan yapar. Ama muhatabının akıl konusundaki engin sınırını hesaba katmaz.

 

“Seit Rıza, Mustafa Kemala çektiği müteaddit telgraflardan birinde, Feridun Fikrinin ileride Mustafa SAĞİR gibi kendisine süikastta bulunucağını bildirmesi üzerine, Mustafa Kemal cevabında, Feridun Fikrinin sadık ve vatanperver bir şahs olduğunu bildirerek, Baytar Nuri ile Hasan Hayrının ihanetleri dolayısıyla Dersimden çıkarılmalarını tavsiye ediyordu.” S. 169

 

Dersimli Nuri, devletin Şeyh Sait İsyanından sonra güven oluşturma çabalarıyla dalga geçiyor:

 

“Vali Cemal, Dahiliye Vekili Cemil ile görüşerek kürt sürgünlerinin af edileceğine dair kesin vad aldığını heyetimize bildirmişti. Heyet Ankaradan Dersime dönmüş, ben, bir kısım arkadaşlar ve Vali Cemal İstanbula gitmiştik.

            İzmire sürgün olup bu sırada İstanbulda bulunan Diyarbekirli Cemil paşa zade Kadri ile Reşadiye otelinde gizli olarak görüştüm. Dersimlilerin Ankara hükümetiyle siyaseten yaptıkları temasların gayesini teşrih ettim ve milli haklarımızın istihsali için ilelebet çalışacağımıza dair Dersimliler adına Umumi Merkeze bildirilmek üzre bir Taahütname imzalayarak kendisine verdim.

            İstanbuldan Elazize dönüşümden az bir zaman sonra, Af Kanunu ilan edildi ve bütün Kürdistan sürgünleri Batı vilayetlerinden memleketlerine döndüler. Dersim, Elaziz ve Erzincan merkezlerindeki bütün mevkuflar cezaları tecil edilerek serbest bırakılmışlardı.” S.196

 

İsyan bölgesinin huzura kavuşturulması için Elazığ Valisi Ali Cemal Paşa’nın ve içişleri bakanı ile bizzat Atatürk’ün bulunduğu bütün girişimler Baytar NURİ ve Seyit RIZA tarafından güvensizlikle cevaplanıyor. Hatta zorunlu iskâna gönderilenlerin tekrar yerlerine dönmeleri, isyancıların affedilmelerine rağmen Seyit RIZA uzlaşmamakta direniyor. Bu uygulamalarla isteği yerine getirilmek suretiyle güven verilmeye çalışılmasını bile yetersiz bularak okullarda eğitimin Kürtçe olmasını da istiyor. Büyük bir küstahlıkla devlete meydan okurken arkasındaki silahlı desteği Koçan aşiretinden alıyor.

 

Her olayda devleti karşısında görme alışkanlığı olan Baytar’a göre, Ali Cemal, Seyit RIZA’nın bu gücünü kırmak için işe KOÇAN’dan başlamak amacıyla diğer aşiretlerle ittifak yapmıştır. Bu gelişmelerin devamını DERSİMİ şöyle anlatıyor:

 

“Bu vasıtalar, istenilen müddet zarfında temin edildikten sonra, Koçan aşiretinin tenkili harbına iştirak edileceğine dair vali Cemala muvafakat cevabı verilmişti. Bu cevapta şu şartlar ileri sürülmüştü:

 

1- Ovacıklıların tutacakları cepheye türk askeri kuvvetleri gönderilmemesi. Buna sebep olarak da, Kürtlerin türk kuvvetleri ile imtizac edemiyecekleri ihtimali ileri sürülüyordu.

 

2- Ovacık cephe kumandanlığının, benim uhdeme tevdii. Bu şartlara ilaveten külliyetli, cephaneye ihtiyac gösterilmekte ve bunun temini istenmekte idi.

 

Ali Cemal çok yüksek kabiliyette bir komiteci olmasına rağmen, Dersimlilerin kurduğu bu tuzağa düştü ve ileri sürülen şartları kabul etti.

 

Kainpederim Ali ağaya bağlı bulunan bütün Kalan aşiretleri, Koçan tenkili harekâtına hiçbir suretle iştirak etmiyeceklerini ilan etmişlerdi.”

          

            “Koçan aşireti, Besik ve Şemkân aşiretleri ile birlik ve müttefik bulunduğundan, bu aşiretler ayrılmaz bir kitle halinde idiler. Haydar paşa, bir Beyanname ile adları geçen aşiretleri kayıtsız şartsız teslim olmağa davet ediyor, Elaziz vilayeti dahilinde iskân edileceklerini vaat ediyor ve akis takdirde çoluk çocuklarına bile merhamet edilmeyeceğini bildiriyordu.

          

            Ovacık aşiretleri, Koçanlılar ile mükemmel irtibat temin etmişlerdi. Koçanlılar bizden cephane istiyordu, biz bunun teminini mukaddes bir borc biliyorduk. Çünkü, Koçanlılar bize – ‘ Cephanemiz olursa, Türkiyenin bütün orduları üzerimize gelse bile hiç bir şey yapamazlar’ diyorlardı.

          

            Vali Cemal, 150 ester yüklü cephaneyi yüzbaşı Faik ile beraber Ovacık cephesine göndermişti. Bu yüzbaşı, cephane tevzii bahanesi ile daimi surette cephede kalmak istiyordu, ki bu, faaliyetimizi bir nevi kontrol altına almak demekti.

          

            Kahraman Koçanlılar ilk hamlede bir gice baskını yaparak, Amutka mevkiinde bir bölük askeri temamen imha etmiş ve külliyetli harp malzimesi iğtinam etmişti. Bu vakia harbı alevlendirmişti.”

 

            “Harbın şiddetine ve türk ordusunun bütün gayretlerine rağmen, Koçanlılardan ufacık bir köyün bile zabtı mümin olamıyordu.

          

            Türk askeri kuvvetleri pek müthiş zayata uğramış. Harba iştirak eden uçaklardan birisi düşürülmüştü.” S.200-201

 

Küçük adam dar penceresinden Türkiye Cumhuriyeti’ni nasıl görüyor?

 

“Türkiye Cümhuriyeti; doğduğu günden itibaren kendini doğuran siyasi amillerin yarattığı zaruretler çenberi arasında sıkışıp kalmış ve hiç bir zaman evolüsionu, hakiki bir sosial devrim manasını ifade edememiştir. Dış bina bakımından modern bir sima arzetmek ve her kesi buna inandırmak istemiş olmasına rağmen, iç yapılış bakımından eski göçebe sosiyete, eski derebeyleri devleti kalmıştır.

 

            Teokratik Osmanlı Halife-Sultanlarını ve bu müessese etrafında toplanan dalkavuk idare şebekesini, bütün sosial vasıflarıyla teokratik, fakat dış yaldız itibarıyla modern adlı ve şanlı bir müessese istihlaf etmiştir. İşte bu müessese Kemalist Türkiye Cümhuriyeti dir.” S. 204

 

Nerede isyan, İngiliz-Fransız parmağı var Dersimli Nuri orada… Ağrı isyanına da değiniyor:

 

“Türk siyasetini pek eyi bilen İhsan Nuri, kendisine yapılan bu teklifi istismar etmeği düşündü ve anlaşma için ilk şart olarak, Anadolu’ya sürgün edilmiş olan Kürtlerin yerlerine iadesini, emlak ve arazilerinin kendilerine geri verilmesini istedi. Bu isteği Dersim, Sasun ve Cabakçurdaki kürt asileri dahi destekledikleri için, türk hükümeti 1928 yılında derhal bir kanun yaparak bu istekleri yerine getirdi. Türk hükümetinin bu siyasi gerilemesi, bir hile olduğunu ve kürt istklâl hareketine öldürücü son darbeyi hazırlamak için bir mütareke mahiyetinde bulunduğu seziliyordu. Bu düşünce ile, Hoybun Cemiyeti, faaliyetini daha eyi tanzim ve teşdite lüzüm görmüştü.

 

            Batı vilayetlerinden dönen kürt aydınlarından Diyarbekirli Cemil paşa oğullarından Kadri, Ekrem, Mehmet, Bedri 29 Mart 1929 da ve Argınımadeninden Doktor Ahmet Nafiz ve kardeşi Nurettin ZAZA, Elaziz vilayetinden Arif Abbas ve daha bir çok kürt aydınları, daha eyi çalışabilmek emeliyle, türk topraklarını terk ederek Suriyeye geçmiş ve Hoybun cemiyetine iltihak etmişlerdi.” S. 249

 

Hoybun, Fransızların Ortadoğu’daki sömürgeci politikalarına ayrılıkçıların desteğini sağlaması amacıyla Beyrut’ta kurulan ilk siyasi Kürtçü örgüt olma özelliğine sahiptir. Başkanlığına hakkındaki ölüm cezası affedildikten sonra Suriye’ye kaçan Celadet BEDİRHAN getirilmiştir. Kuruluşunda, Kürtçüler kadar Ermeni ayrılıkçı Taşnaklar ve Bogos Nubar Paşa ile Papazyan da bulunmuştur. Bugün Avrupa Komisyonu’nun Brüksel’deki salonlarında yapılan Kürt Konferanslarının anası sayılabilecek I. Kürt Kurultayı’nı Beyrut’ta gerçekleştirdi. Bunun dışında bir başka gelenek yine PKK tarafından sürdürülerek ilk konferansı Lübnan/BEKAA’da yapıldı.

 

Bizzat kendi kaleminde:

 

“Türk zulmundan; Suriye, Mısır ve İraka iltica eden kürt vataniler tarafından 1927 yılında Hoybun namında bir cemiyet tesis edilmişti. Bu cemiyetin birinci kongresi, 1927 senesi Ağustos ayında Lübnanın Bihamdun merkezinde yapılmıştı. Kongreye Ermeni Taşnak Cemiyeti Lideri Vanlı Vahan Papazyan (Goms) da iştirak etmişti.

 

            Hoybun: Kürdistanın türkler elinde bulunan parçasını Türk idaresinden kurtarmağı hedef ittihaz etmiş, fakat bazı zaruretler karşısında kalmıştı. Bu zaruretlerin telâfisi ve hasetsen türk idareleri tarafından yaratılmış olan ermeni-kürt münaferetinin izalesi için, Ermeni Taşnak Cemiyeti ile iş birliği yapmağı zaruri görmüştü. Hal bu ki, bu zaruri ittifak, Sovyet hükümeti nezdinde aksi bir tepki uyandırdı, çünkü;

 

            Ermeni Taşnak Partisi, Sovyet hükümeti rejimine muarız olup, garplı devletler lehine çalışmakta bulunuyordu. Bir çok önderleri Erivandan kovulmuşlardı. İşte bu sebeple, Ermeni Taşnak Partisi ile ittifak etmiş olan Kürt Hoybun Cemiyeti vasıtası ile zuhur eden Kürdistan hadisatının, bir İngiliz teşviki olduğuna dair vâki olan Türk iddiası, Sovyetler nezdinde teyid edildi ve Kürdistan hadisatından hiçbirine alaka gösterilmedi.” S.253

 

            “ İngiliz ve Fransızlara gelince:

 

            Bunlar: bir taraftan Musul petrolları ve diğer taraftan fransızlarla türklerin henüz halledilmeyen işlerinin kendi menfaatları namına neticelenmesi için, türklere karşı Hoybun faaliyetini bir zamanlar istismar etmekte idilerse de, kürtlere fiili bir yardımda bulunmaktan da katiyen çekiniyorlardı. Türklerle menfaatlarına uygun mesail hal edildikten sonra, Hoybunun faaliyetine kati surette mani olmuşlardı. İşte bu sebeple, 1939 yılına kadar faal bir halde olan Hoybun, türklerin kürtlere yaptığı fenalıkları âlemi medeniyete bildirecek bir çok neşriyatta bulunduktan sonrai dünya siyasetinin icabatına uyarak terki faaliyet etmek zorunda kalmıştı.” S. 255

 

Sıralı isyanlar malum olana uzanıyor. Kıvrak siyasi zekâsı ve batıyla ilişkisi bulunanların sağ kalmayı başardıkları, bütün gücünü arkasından sürüklediği sadakatleri cehaletleriyle güçlendirilmiş insan kalabalıklarından alanların öldükleri iktidar kavgasının Dersim’de ortaya çıkışı.

 

“Korkunç istikbal beliriyordu. Dersimli aşiret reisleri toplantılar ve danışıklar yapıyorlardı. Herkes durumun nezaketini idrak etmişti, fakat, ne yazık ki, giceli gündüzlü devam eden danışıklara rağmen, reisler arasında tam bir fikir birliği müşterek bir faaliyet planı üzerinde ittifak hasıl olamıyordu.

 

            Aşiretler arasındaki eski husumet ve iğbirar, ittifak hasıl olmasına önemli bir engel teşkil ediyordu. Bu sebeple ancak biri biri ile dost olan aşiretler, kısım kısım, bölge bölge ittifaklar yapabiliyordu.

 

            Başta Seit Riza olduğu halde, yukarı Abbasan, Ferhadan, Karbalyan aşiretleriyle, Bahtiyar, Yusufan, Demnan, Haydaran ve kısmen de Kalan aşiretleri kuvvetli ve sıkı bir ittifak yapabilmişlerdi.

 

            Ovacık, Koçan, Şemkan, Mazgert, Plömer ve Nazmiye mıntıkaları aşiretleri temamen tarafsız ve yalınız tedafüi vaziyette kalmağa, Hozat aşiretleri ise hükümete teslim olmağa karar vermişlerdi. Bu aşiret reisleri, Elazize gelmiş, Alpdoğana dehalet etmiş, hükümetin her türlü tekliflerini kabul edeceklerini bildirmişlerdi.” S. 267

 

Kalıp kanına girdiği insanlarla mücadeleye devam etmek yerine yabancı dostlarının kucağına atılmak üzere şeytanca kaçış planı hazırlıyor. Ama Seyid Rıza’yı kışkırtmayı da unutmuyor..

          

            “Hıdır, general Alpdoğnadan aldığı teminat üzerine tekrar Dersime gitmiş ve Seit Rizayı kandırarak Elaziz merkezine getirmeğe ve general ile görüştürmeğe muvaffak olmuştu. Bir fırsat bularak, ben dahi Seit Riza ile görüşmeğe muvaffak oldum. Seit Riza bana: general Alpdoğanın fikri pek fena olduğuna temamen kanaat getirdiğini ve bu sebeple mukavemetten başka hiç bir çare kalmadığını, türk ordularının Dersimlilerle başa çıkamayacaklarını, fakat her ihtimale karşı, benim bir ayak önce Türkiye dışına çıkarak, durumumuzu büyük ve adil devletlere iblağ etmekliğimi tavsiye etti.”

          

            “Bir müddet sonra, Alpdoğan, Kurmay binbaşısı ve İstihbarat reisi olan Şevketi Dersim mıntıkasına göndermişti. Bu zat, aşiretlere musafirliğe gitmek kabilinden, ilk önce Hozat ve daha sonra Ovacık merkezine giderek, oradan yanına aldığı bir iki aşiret reisi ile birlikte Seit Rizanın mıntıkasına gitmek arzusunu göstermişse de, buna Seit Riza muvafakat etmemişti. Şevketi almış olduğu istihbarata binaen, Seit Rizanın öteden beri hasmı olan ve arazi meselesinden aralarında ciddi münazaalar mevcut olan biraderzadesi Rehbere müsafir olmak üzre Haçili köyüne gideceğini bildirmiş ve Rehberin gönderdiği muhafızlarla Haçiliye giderken, karşısında arkadaşım Alişeri bulmuştu. Alişer, Şevketin Rehber nezdine gideceğini daha evvelden hissetmiş olmağla, bir an evvel Rehberin yanına giderek Şevketi kabul etmemesini mumailehin kendisiyle amcası arasına fesat bırakacağını bildiği için, bu bapta Rehberi ikaz etmek fikri ile Seit Rizanın yanından Haçiliye gelmişti. Şavketi Rehber nezdinde bir gün musafir kalmış ve ertesi gün Rehberi beraber alarak Elazize getirmiş, general ile konuşturmuştu. General, Rehbere bir çok vaadlerde bulunmuş, para vermiş, hülasa: amcası Seit Rizaya karşı muhasım bir cephe almasını temine muvaffak olmuştu. Seit Riza, bütün bu olaylardan bilvasıta haberdar olmuştu.” S. 269