Nuri Dersimi, altı yüz yıllık intikam hesaplarıyla dolu Fransa ve İngiltere’nin başını çektiği batının Türkleri vatansız bırakma girişimleriyle “küçük yağmacıların” telaşlarına da değiniyor. Bunu yaparken ünlü İngiliz ajanı bnb. Noel’i aklamayı da ihmal etmiyor.

 

“ Birinci Cihan Harbı sonunda, Amerika Cumhur Başkanı Vilson tarafından yapılan müdafaa üzerine, Ermeniler, Adana vilayetinden itibaren Kafkasyaya kadar uzayan geniş topraklar üzerinde bir Ermenistan Devleti kurulmasını istiyorlardı. İstenilen bu arazi, Kürdistan’ı dahi ihtiva ediyordu. Bu sebeple Paris’te toplanan Sulh Kongresi, kürt ve ermeni istekleri hakkında bir hall şekli bulmak üzre Noel adında bir İngiliz binbaşısını mahallinde tetkikat tapmağa göndermişti. 1919 Eylul ayında, Noel Birecik istikametinden Kürdistana girerek, kürt ve Ermenilerle temaslara başlamış, nufus sicillerini tetkik ve bundan başka her iki unsurun hakiki sayısını tesbir için mümkün tedbirlere baş vurmuştu. Malatyaya yetiştiğinde, daha ileri gitmesine Mustafa Kemal paşanın, silahlı kuvvetlerle engel olması üzerine, tetkikat ve seyahatını yarıda bırak Parise dönmüştü.

 

İşte Mustafa Kemal paşanın casus diye vasıflandırdığı binbaşı Noel bu adamdır ve vazifesi resmi bir vazife olup, Sulh Kongresi tarafından Ermenistan ve Kürdistan hudutlarının tayin ve tespiti için ihzari bir rapor tanziminden başka hiçbir şey değildi.” S. 124

 

Kürdistan Teali Cemiyeti’nin (KTC) çatısı altında Koçkiri isyanının hazırlıkları çerçevesinde Dersim’deki faaliyeti konusunda şunları anlatmaktadır:

 

“ Artık Dersimde büyük bir kaynaşma başlamış ve Ankara hükümetinden Kürdistan muhtariyetinin kabul edilmesi isteği ileri sürülmüştü. Hal bu ki, Ankara hükümetinin iğfalatına kapılan Kürdistan mebusları, İtilaf Devletlerine bir telgraf çekerek, türklerden ayrılmıyacaklarını bildiriyorlardı. (1- dipnot: Ankara Büyük Millet Meclisinde Kürdistan namına Mustafa Kemal paşa ile işbirliği yapan kürt mebusların sayısı yetmiş iki idi.)

 

Kürt muhtariyet ve bağımsızlık davasına, milli benliklerini inkâr eden bu soysuzların indirdiği darbeyi hükümsüz bıraktırmak için, Dersimliler adına mufassal bir rapor tanzim ederek, Kürdistan teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri mümessillerine gönderdik. Bu raporda, Ankara hükümetinin tazyikiyle çektirilen ve mahiyeti yukarda yazılı telgrafta bahis konusu olan iddiayı ret ve tekzip etmekle beraber, bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.” S. 125

 

İngiliz ve Fransız vaatleriyle gözlerini iktidar hırsı bürüyen KTC’liler Kürt halkını ateşe atmaya kararlıdırlar. Bu kararlılığı Baytar Nuri çok açık bir şekilde anlatıyor:

 

“336 yılı başlangıcında, Kangal ilçesinin Yellice nahiyesinin Hüseyin Aptal tekkesinde önemli bir toplantı yaptırmıştım. Bu toplantıya Canbegan, Kurmeşan ve diğer aşiretler ve o mıntıkadaki bütün Kürtler iştirak etmişti.

 

Toplantıda hazır bulunanların cümlesi ant içerek: Sevr muahedesinin tatbikini ve Diyarbekir, Van, Bitlisi, Elaziz, Dersim-Koçkiri mıntıkalarını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmağa ve bu uğurda sonuna kadar savaşmağa tam bir ittifakla karar verdiler. Hüseyin Aptal tekkesinin sahibi olan aile ile mevcut alakam, bu ittifakın tesisine muhim bir amil olmuştu.

 

Anlaşma gereğince, Kürtler civar merkezlerden cephane tedarik ediyorlardı. Dersimden gelen son raporlarda, muntazam teşkşlatlı 45 bin kişilik bir kürt kuvvetinin Batı Dersimden harekete hazır bulunduğu ve bu harekete Doğu Dersim kuvvetlerinin de inzimam edeceği bildirilmekle beraber, Elaziz merkezinde dahi Kürdistan Teali Cemiyeti şübesi teşekkül ettiği ve Kürdistanın her tarafında milli heyecanın yüksek bir tarzda inkişaf etmekte olduğu bildiriliyordu.” S. 126

 

Baskınlarla eşkıyalık başlıyor:

 

“336-920 yılı Temmuzunda Mısto kumandasındaki müfrezelerimiz Zaranın Çulfa Ali türk karakolunu baskın yaparak esir almışlardı. Bu sebeple türk hükümeti Sivas ve Erzincandan Kangal ve Zara merkezlerine mühimmat sevkdemiyordu. Kürtler, türk karakollarına hücüm ederek, bunların cephanelerini müsadereye devam ediyorlardı.

 

1336 Ağustosunda, sabık jandarma kumandanı ve Refahiye ilçesinin Şadan aşiret reisi Paşo, önemli bir kuvvetle harekete geçerek, Kuruçaya gönderilmekte olan cephaneyi zapt etmiş ve türk askerlerini esir almıştı. Bu başarıdan sonra, Refahiye ilçe merkezini de işğal ve o mıntıkada kendisini resmen kürt milli kuvvetleri kumandanı ilan etmişti.” S. 127

 

Koçkiri isyanı sırasında Kürtçülerin isteklerinin bugünkü PKK’dan çok farkı bulunmuyor. Ayrıca cürete dikkat:

 

“ Hozatta yapılan bu ittifak neticesinde, Ankara hükümetinden aşağıda yazılı sorulara karşılık istenmesine lüzüm görülmüştü:

 

1.- Kürdistan muhtariyet idaresine muvafakat eden İstanbul Saltanat Hükümetinin bu baptaki kararını Mustafa Kemal hükümetinin de resmen kabul edip etmiyeceğinin açıklanması.

2.- Kürdistan muhtariyet idaresi hakkında Mustafa Kemal hükümetinin görüş noktası ne olduğu hususunda Dersimlilere acele cevap verilmesi.

3.- Elaziz, Malatya, Sivas ve Erzincan mıntıkaları hapishanelerinde mevcut olan bütün kürt mevkufların hemen serbest bırakılması.

4.- Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalardan türk hükümeti idare memurlarının çekilmesi.

5.- Koçkiri mıntıkasına gönderildiği haber alınan askari müfrezelerin derhal geri alınması (15 Kasım 1336).

 

Merhum babam İbrahim efendi tarafından kaleme alınan bu Nota, Abbasan aşiret reisi Meço ağa tarafından Dersim mutasarıfı Rızaya verildiği zaman, Meço ağa mutasarıfa hitaben:

 

‘ Bu isteğimize 24 saat zarfında cevap gelmediği taktirde, (parmaklarını göstererek) bu parmaklarımla senin gözlerini çıkarırım’ diyerek mutasarıfı tehdit etmişti.” S. 129

 

Asi Kürtçü Dersimli Nuri, şecaat arz ederken sirkatini söylüyor:

 

“ Bu sırada Mustafa Kemal, İstanbuldan hakkımda almış olduğu bir ihbar mektubunu Sivas valisi Reşit paşaya göndererek derhal tevkif edilmekliğimi emretmişti. Bu ihbar mektubunda, İstanbulda Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla Balya madeninde çalışan 1200 kürt Dersimli ameleyi silahlandırmış olduğum, Sivas Dersim mıntıkalarında Kürdistan bağımsızlığı için teşkilat yapmakta bulunduğum ve türk milli kuvvetleri alehinde çalışan hain bir kürt olduğum bildirilmekte imiş.

 

Reşit paşa tevkifim işini Divriği kaymakamlığına havale etmişti. Meseleden haber aldım, resmi vazifemi terkettim ve açıktan açığa Kürdistan harekâtı faaliyetine giriştim.

 

Dersimdeki teşkilatımızın başarıları, bulunduğum Sivas mıntıkası aşiretlerini galeyana getirmiş ve her tarafta kürt hakimiyeti başlamıştı.

 

Kürt hakimiyetine fiyli bir şekil vermek için, kürt halkında dikkata değer bir hazırlık ihtiyacı ve sabırsızlık başgöstermişti. Bu sebeple Sivas-Kangal-Divriği türk postası Dumurca dağlarında Canbegân aşireti tarafından müsadere edilerek, posta müdürü Divriğli Türklerden ayan oğlü Mustafa imha edilmişti (20 Aralık 1336 H.). Aynı günde Divriği merkezinde bulunuyordum, fırsat ve behane arayan hükümet beni bu hadisenin mürettibi sıfatıyla apanansız tevkifetti. İfadem alınırken Ayan oğullarına hakaret ettğim bahane edilerek tevkifhanede Türklerce mütad olan usule uygun pranga vuruldu.” S. 134

 

“Mevkufiyetimden Dersim haberdar edilmişti. Seit Riza, Mustafa Kemaldan tahliyemi istemiş ve aksi taktirde kışın şiddetine rağmen büyük kuvvetlerle Sivasa hücüm edeceğini bildirmişti. Mustafa Kemal, Sivas valisi Reşide şifreli bir telgraf vererek derhal tahliyemi emretmiş ve işe resmi bir şekil vermek için, Sivas Daimi Encümeninin müstacel idari bir kararıyla serbest bırakılmıştım.” S. 135

 

Ümraniye (Sivas/İmranlı) ilçe merkezine “Kürdistan bayrağı” çekiliyor:

 

“ 4 Mart 1337de Miralay Halis Ümraniye merkezinde bazı Kürtleri yakalayarak bir bölük asker himayesinde Zaraya sevketmek küstahlığını bile göstermişti. Bunu haber alan kürt kuvvetleri, müfrezenin önüne çıkmış, onu muhasere ederek Yazı-Haci mevkiinde teslime mecbur etmiş ve kürt mevkuflarını serbest bırakmışlardı.

 

Bu başarıdan sonra Miralay Halise şiddetli bir intizar verilmiş ve alayı ile birlikte kayıtsız şartsız kürtlere teslim olması, aksi taktirde doğacak durumun sorumluluğu kendisine ayit olacağı bildirilmişti.

 

Halis, bu teklifi reddetmiş ve fakat, Kürtlerin gazabını teskin için, türk hükümetinin kürtler hakkında fena bir fikir beslemediğini ve alayının Zara ve Sivasa dönmesi kararlaştırıldığından bu harekete yol verilmesine müsaade edilmesini beyan etmişti.

 

Kürtler bu yalana fiili cevap verilmesi lüzümünü hissettiler ve 6 Mart 1337 de Ümraniye merkezini her taraftan muhasere çemberi altına aldılar. Yirmi dört saat süren şiddetli muhaberelerden sonra, türk alayı teslime mecbur oldu. Kumandan Halis, hususi surette teşkil edilen kürt askeri Divanı Harbi tarafından yargılanarak ölüme mahkum ve ölüm kararı Ümraniye merkezinde Halisin kurşuna dizilmesi suretiyle infaz edildi.

 

Türklere karşı elde edilen bu parlak zafer üzerine Ümraniye merkezinde Kürdistan bayrağı çekildi.” S. 140-141

 

İsyanın bastırılmasından sonra eylemci Kürtçüler suçlarının bedelini öderken Nuri Dersimi kaçmayı tercih ediyor. Diğer KTC ileri gelenleriyse o sırada Avrupa’nın sıcacık ve apaydınlık şehirlerinde batılı dostlarıyla yeni isyanların planlarına başlamışlardı bile! Nasıl olsa kandırılacak Kürt çoktu!

 

“ Namuslu ve vatan sever her kürdün kalbinde ebediyen yaşıyacak olan bu kahraman kürt çocukları, darağacına giderken- Yaşasın Kürdistan, yaşasın Kürdistan Teali Cemiyeti, kahrolsun Nureddin paşa!, diye haykırmışlar ve kürt milli marşını teğanni ederek, kürde yakışır bir cesaretle ölümü karşılamışlardı.” S. 151

Kendisi de bir kışkırtıcı ajan olan Nuri Dersimi’ye göre isyana karışmayan hain Kürtler de vardı:

 

“Koçkiri bu suretle milli istiklal davası uğrunda can verirken, Kureyşan aşiretinin hain reisleri Erzincan’a gelerek yaptıkları hizmete karşılık türklerden mükâfat istiyorlardı. Diğer taraftan dahi; Dersim mebusu sıfatıyla Türkiyede Büyük Millet Meclisinde sandalya işgal eden soysuzların mensup oldukları aşiretlerden, bir takım tiynetsiz dalkavuklar, Ankaraya telgraflar çekerek, Koçkirilileri şaki diye tavsif, türk hükümetiyle birlik olduklarını, Kürdistan istiklaline dair hiçbir istekleri bulunmadığını bildirerek, ırklarının, namus ve şereflerinin düşmanlarına sadakat ve hulus arzetmek alçaklığını irtikâp ediyorlardı.” S. 155