Önce bizden birkaç söz:

Yüzyıllardır sadece ileri gelenlerinden bazılarının dış dünyayla ilişki kurduğu Dersim halkı aşiretlerin katı hiyerarşisine ve kurallarına kayıtsız-şartsız boyun eğmek zorunda kalarak yaşamışlardır. Buna karşılık seyitler ve reislerden oluşan toplum liderleri, karşılarında kimsenin bulunmamasının nimetlerinden sonuna kadar yararlanmışlardır. Kendileriyle paylaşacak bir gücün bulunmayışı nedeniyle iktidarlarını bir başkasına devredilemeyecek bir hak olarak kabul etmişlerdir. Kurulmasından sonra genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkenin geneline olduğu gibi Dersim’e de modern hukuku ve yaşam biçimini getirme girişimleri çok normal olarak kendilerinden menkul iktidar sahiplerinin şiddetli tepkilerini çekmiştir. Bilgilerinden ziyade kurnazlıklarıyla öne çıkan bu kesim, iktidarlarının tehdit altına girdiğini derhal sezerek Dersim’de olacak kökten değişime amansız bir cephe açmışlardır.

 

Dünyası sadece ve ancak yaşadığı birkaç kilometrelik bir alandan ibaret olan aşiretin alt kademesi kendisini avucunun içinde tutan aşiret hukukundan ve yaşam tarzından başkasını elbette tanımıyordu. Cehalet ve baskının pençesi altında yeninin karşısında ürküyor ve içgüdüsel olarak dışarıya kapanıyordu. Sonuçta böyle bir iç dünyada doğan büyük korkuların aşiret ileri gelenleri tarafından belirli bir hedef üzerine öfke olarak boşaltılmasının sağlanması hiç de zor olmamıştır. Seyitin veya beyin istediğini yerine getirmemenin bedelinin ne kadar ağır olduğunu atalarından beri biliyor olması nedeniyle aşiret liderlerine karşı çıkmak yerine devletin hukukuna başkaldırmak en kolay çözümdü. Bu etkiyi bugün Kürtlerin büyük çoğunluğunun PKK’dan korktukları kadar devlete karşı suç işlemekten korkmamaları olarak görüyoruz.

 

Dersim’de olayların kahramanları, o dönemin küresel güçleri, Baytar Nuri örneğinde olduğu gibi devletin parasıyla okumuş ve stratejiyi ve taktiği bilen Kürtçüler ve Kürtleri kullanan aşiret ileri gelenleridir.

 

Henüz dizlerinin üzerinde doğrulmaya çalışan gencecik bir devlet nefessiz bırakılmaya çalışılarak, Lozan’da, Musul ve Hatay sorunları konusunda dünyaya yön veren büyük güçlerle çatışmak zorunda bırakılmıştır. İçeride iktidarını devlete vermek istemeyenlerle dışarıda çatışma ve hileyi çözüm yolu olarak kullananların Türkiye’yi iş yapamaz hale getirmelerindeki işbirlikleri kolayca gerçekleşmiştir.

 

İsyanların yaşandığı günden bugüne kadar geçen sürede devlet daima sanık sandalyesinde oturmaya mahkûm edilmiştir. Kargaşa sırasından meydana gelen kötü olaylar ölçüsüz yalan ve iftirayla yoğrulmuş ve zamanla gerçeğin yerini almıştır.

 

Bugün ülkemizde yalan ve iftiranın şekillendirdiği Dersim tartışmaları, Ermeni soykırım yalanının ortaya atıldığı 1970’in sonlarındaki tartışmaları andırmaktadır. O güne kadar tüm hazırlıklarını tamamlamış soykırım yalancıları bir anda tüm ülkenin aklını karıştırmıştı. Bugün de aynı durum söz konusudur. Daha yaklaşık bir yıl öncesinden beri birkaç kez belirttiğimiz Dersim soykırım yalanlarının hazırlıkları bitirildikten sonra uygun bir zamanlamayla Ermeni soykırım yalanının yanına bir de bu yalan sıkıştırılıvermiş oldu.

 

Dersim soykırım yalancılarının merkezi Almanya’dır. Dersimi Yeniden İnşa Cemiyeti-Dersim Gesellse haft für Wiederaufbau e.V isimli bir dernek bir yıldan beri Türkiye’ye yönelik yıkıcı çalışmalarına hız vermişti. PKK’nın ve onun taşeronluğunu yaptığı küresel güçlerin elinde birlik ve beraberliğimize yöneltilmiş yeni bir silahtır bu. Bu gidişin önüne geçilmezse çok geçmeden Şeyh Sait, Ağrı, Koçkiri de birer isyan olmaktan çıkarılıp soykırım yalanına dönüşecektir.

 

Konumuza dönelim…

 

Dersim isyanının iki numarası olan Baytar Mehmet Nuri, Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim isyanlarıyla bu isyanlarda Seyit Rıza ile kendisinin oynadıkları rolü anlatan, bizzat kendisi tarafından kaleme alınmış bir kitabı bulunmaktadır. Kitabın adı “Kürdistan Tarihinde Dersim” olup, yayınlanmasıyla ilgili bilgiler “Ani Matbaası Tilel Caddesi Halep 1952” şeklindedir.

 

Kürtçülerin isyanlarını bir halk hareketi olarak gösterme gayreti içinde olanlar ısrarla bilinen gerçekleri ret etmektedirler. Onlara göre bilinen gerçekler devletin resmi tarihi oldukları için doğru değildir. Bu nedenle de mevcutların dışında kendilerini doğrulayacak kaynak yaratmanın telaşı içerisindedirler. 1925 yılına kadar isyan hazırlıkları içinde olan bu tarihten sonra da bizzat yöneten Nuri DERSİMİ’nin (Baytar Mehmet Nuri) kitabı tam da bu arayışın peşinde olanlara uygun bir kaynaktır. Onlar için bu isyancının kaleminden çıkanların doğruluğunu inkâr etmeleri mümkün değildir. Kitabın tümü hakkında fikir edinilmesini sağlayacağını düşünerek aslına hiç dokunmadan aldığımız bölümlere söyleyecek fazlaca bir sözleri olmasa gerektir. Kitabın neredeyse tamamında Baytar Nuri, Türklere ve Türkiye’ye ve de isyana katılmayan Kürtlere duyduğu nefreti hastalık derecesine vardırmaktadır. Ona göre isyancılar kahraman Kürt evladı, karşısında duranların tümü ise ya ajan veya alçaklardır. Bazı yerlerde yaptığı değerlendirmelerinde okuyucuyu etkilemek için yalan-yanlış iddialarda bulunmaktadır. İsyanlardaki yabancı ülkelerin destek, yardım ve yönlendirmelerinden söz etmekten özellikle kaçındığı çok belli olmaktadır.

 

İsyanı bizzat yönlendiren Nuri Dersimi’nin yazdıklarından seçilen bölümler, aslına hiçbir surette dokunulmadan ( “ ) işareti içinde aynıyla alınacaktır. Gerekli yerlerde kendi değerlendirmemizi ayrıca ilave edeceğiz.

 

Sayfa 42- “Dersimin iki mıntıkaya ayrıldığını yukarıda işaret etmiştim. 1.Batı Dersim 2. Doğu Dersim. BATI DERSİM- Hozat vilayet merkeziyle Çimişkezek, Pertek, Ovacık ve Kemah ilçelerini ihtiva eder. DOĞU DERSİM- Mazkert, Kiği, Çarsancak (Peri), Nazmiye ve Plümer ilçelerini ihtiva eder.”

 

Sayfa 112 – “DERSİMLİLERİN RUS VE ERMENİLERLE İŞBİRLİĞİ VE NETİCESİ” başlığı altında:

 

“Erzincan merkezine gelen ermeni gönüllü alay kumandanlarından Gövdinli Murat paşa ve rus generali Lahof, ermeni tehcir ve katliamleri esnasında, Ermenileri –kardeşlerimizdir diye- koruyan ve onlara sığınacak yer veren Dersimlilerle işbirliği yapılmasını teklif maksadıyla kürtlere haber gönderdiler ve türk ordularına karşı elbirliğiyle hücüme davet ettiler.

 

Bu davete, Elaziz vilayetinin Koruk köyünden olup alay kumandanı vazifesiyle orduda bulunan kürt Mustafa Vefa icabet etti ve taburuyla beraber Erzincan cephesinden Ruslara iltihak eyledi.

 

Ruslarla Dersimliler arasında Kürdistan teşkilatı hakkında müzakereler başlamıştı. Koçkirli Alişer Erzincan’a gelmiş ve bu hususta rus kumandanıyla muzakerede bulunarak rus subaylarıyla birlikte Koçkiri mıntıkasına dönmüştü.”

 

“Kürt reislerinden Alişan ve Haydarla görüşülüp ve takip edilecek hareket hattı tesbit edilerek Dersimlilerle işbirliği meselesi kararlaşmak üzre iken, üçüncü ordu kumandanı Vehip paşa Alişan ve Haydarı ordu merkezine getirterek göz hapsi altına almış ve Dersimle irtibatlarını kesmişti.

 

Alişer efendi, Koçkiri ve Dersim aşiretlerinin birleşmesini sağlıyarak türk orduları Sivas mıntıkasına atıldıktan sonra, Kürdistan istiklalını ilan etmek arzusunda idi. Koçkiri aşiret reislerinin türk ordu merkezinde göz hapsı altına alınarak, Koçkiri Dersim irtibatının bu suretle kesilmiş olması ve iki mıntıka arasında henuz türk askeri kıtaları mevcut bulunması, Alişer efendinin planının tatbikinin tehirini mecburi kılıyor ve Rusların Sivas cephesine müteveccih hücümlerinin neticesini beklemeyi icap ettiriyordu. Hadisatın inkişafını bekliyerek, Alişer efendi kürt mümessili sıfatıyla Erzincan’da kalıyordu.

 

Bu devrede, Fırat nehrinin Doğu ve Güney mıntıkaları temamıyla kürt nufuzu altında olup, Dersime bağlı bulunuyorlardı. Dersimliler her hususta Ermenilerle mütabık kalmışlardı, hatta Erzincanın işgalinden az sonra, 220 mevcutlu bir ermeni ve kazak müfrezesinin Erzincandan gelip Munzur dağlarını aşarak Ovacık merkezine ve oradan Koçan aşireti mıntıkasına geçmesine Dersimliler yardım ve müsaade etmişlerdi. Bu ermeni-rus müfrezesi kumandanının Koç ve Şemkan aşiretleriyle mahiyeti türklerce bilinmeyen esasat üzerinde müzakerelerde bulunması ve mahrem kararlar alınarak Erzincana geri dönmesi türk saltanat mahfilleriyle ordu merkezlerini telaş ve endişeye düşürmüştü.”

 

Sayfa 114 – “ Dersim bu suretle bilfiil türk hakimiyetini üzerinden atmış ve müstakil bir duruma girmişti. Ne yazık ki, öteden beri türklere kulluk eden bir takım soysuzların, Güney Kürdistan kürtlerinden teşkil etmiş oldukları Hamidiye alayları, hala türk iğfalatına kapılmakta devam ve Kürtlüğün milli menfaatlarına aykırı olarak, kardeş ermeni gönüllü teşkilatlarına ve rus ordularına karşı intihar savaşlarına devam etmişlerdi.”

 

Sayfa 115 – “Murat paşa bütün harp malzeme ve mühimmatının ermeni komitesi tarafından temin edilmesi şartıyla Dersimden kendi kumandası altında mühim savaş kuvvetleri teşkilatlandırılmasını ve derhal müşterek bir Ermenistan-Kürdistan istiklali ilan edilerek, devletin idaresinin kendi nufuzu altında bulunmasını ve bunlara benzer başka ağır şartlar ileri sürdüğü için, bu kürt heyetiyle de uyuşmak mümkün olmamış ve kürt heyeti Erzincanı terk ederek Dersime dönmüştü.”

 

Bizzat yazarın ifadelerinde ortaya çıkan bir gerçekle, Türk devletinin bütün uzlaşma çabalarını elinin tersiyle iten Seyit Rıza ve avenesi, Ermeni ve Ruslarla işbirliği yapmayı hainlik olarak görmüyor.

 

Sayfa 120- “KOÇKİRİ KÜRT İSTİKLAL SAVAŞI (1918)” başlığı altında:

 

“Meclis reisi Seit Abdulkadir bu isteğe muhalefet ediyor ve türklerin şu düşkün zamanında onlara darbe indirmekliğimizin Kürtlük şiarına yakışmadığını ileri sürüyor, şimdilik türklere yardım etmekliğimiz lüzumunda israr ediyordu.

 

Reis Abdulkadir, ğençleri kandırmak için, türklerin esasen bir Kürdistan kurmak isteğini kabul etmiş olduklarını ve Osmanlı Padişahına bağlı muhtar bir kürt idaresi tesisine riza gösterdiklerini bildiriyor ve türkler bu vadlarından nükûl eyledikleri takdirde, kürt milletinin bazu kuvvetiyle hakkını almağa muktedir olduğunu beyanla milli gururumuzu okşamağı da unutmuyordu.

 

Bu sözlerinden sonra, gençlerin Kürdistan’a giderek Cemiyetimizin programı dahilinde teşkilat yapmasını tavsiye ediyor ve Amerikan Cumhur Reisi Vilson prensiplerine göre Kızıl ırmağa kadar uzayan ve Kürdistan Vilayetlerinin büyük bir kısmını içerisine alan (Büyük bir Ermenistan) yaratılmasına katiyen razi olmıyacağımız ve Sevr Muahedesi geregince Kürdistan istiklalinin müdafaa edilmesi gerektiğini ileri sürüyordu.

 

Şurası dikkate şayandır ki, Seit Abdulkadir, kürt ve ermeni davasının halli için müşterek bir hudut dahilinde bir Kürdistan ve Ermenistan Federasyonunun yaratılması imkânı fikrine katiyen yanaşmiyor ve müdafaa ettiği prensipte, müstakil bir Kürdistandan değil, ancak bir türk vilayeti mahiyetinde, bir kürt Muhtariyet mıntıkası fikrini müdafaa etmiş oluyordu.

 

Seit Abdulkadirin ileri sürdüğü bu formül, pek çok elastiki olup, türk diplomatlarının darda kaldıkları zaman, göz boyamak için ileri sürdükleri sözde Müstakil Kürdistan formülünden farklı hiç bir mahiyet arzetmiyordu. Şu halde Seit Abdulkadir, Kürdistan Teali Cemiyeti sinesinde bir türk ajanı rolünü bilerek ve ya bilmiyerek oynamış oluyordu.”

 

Baytar Nuri, içerisinde yer aldığı isyan hareketine küçük bir eleştiri dahi yönelten bir kimseyi Türklerle anlaşmakla suçlayıp, aşirettin ve toplumun dışına itmektedir. Bu duruma kitabın birçok bölümünde rastlıyoruz. Seit Abdulkadir’i ajanlıkla suçlayan Baytar Nuri’nin Kürdistan Teali Cemiyeti’nin İngiliz ve Fransız hizmetinde olduğunu bilmemesine ihtimal verilemez. Dolayısıyla bu yönüyle de hedef saptırma konusunda oldukça maharetli olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Sayfa 122 – “Bu sırada Ümraniye nahiyesi müdürü; koçkirili Mustafa paşa oğlu Alişan beydi. İlk önce, Koçkiri aşiretleri reisi Mustafa paşanın kâtibi olan ve yukarıda adı geçen Alişerin Dersime giderek orada teşkilat yapmasına karar verildi. Bu sırada Sivas merkezinde bazı fransız subay ve efradının dolaşmakta oldukları haber alınmış ve bu haber aşiretler arasında genel bir kaynaşma ve heyecan uyandırmış olduğundan, muhitte bir kararsızlık havası esmeğe başlamıştı.

 

Zara-Divriği-Kangal-Hafik ilçeleri arasında temaslara geçilerek, kürt nufus kesafeti, bulunan Ümraniye-Beypınar-Celallı-Sincan-Hamo-Zmara ve Domurca nahiyeleri merkezlerinde birer “Kürdistan Teali Cemiyeti” şübesi acılarak kürtler arasında kuvetli bir milli cereyan meydana getirmeğe muvaffak olmuştum. Aynı şekilde Dersim’de de Alişer vasıtasıyla teşkilat yapılmasına devam olunuyordu.”

 

Burada Dersimli Nuri’nin devletin bir memuru olduğu halde isyanı kışkırttığını hatırlatmakta yarar görüyoruz. Devletten maaş alan ve onun sağladığı tüm yetki ve hakları kışkırtıcılık için kullanan birinin suçluluğunun başka nasıl olacağının cevabını isyanı haklı gösterme gayreti içinde olanlar vermek zorundadırlar. İlaveten Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürtçülerin geçmişinde başta İngiliz ve Fransızlar olduğu halde çok sayıda yabancı ülkenin yönlendirmesi altındaki bir örgüt olarak öne çıkmaktadır. Her ne kadar Nuri Dersimi bu noktaya değinmese bile bu cemiyetin hareketli bir üyesi olduğunu belirtmek suretiyle yabancı işbirlikçiliğini ortaya koymaktadır.

 

(Devam edecek)