Bu hafta sonu İran’ın nükleer programı ile ilgili olarak 5+1 ve İran’ın İstanbul’da bir araya gelmesi 2010 sonunda Cenevre’de yapılan toplantıda kararlaştırılmıştı. Türkiye ve Brezilya’nın katkılarıyla gerçekleştirilen takas anlaşmasının ABD tarafından askıya alınması ve ABD ve BM yaptırımlarının gündeme getirilerek uygulanması sonucunda kesilen müzakerelerin tekrar devam ettirilmesi ABD ve Batı tarafından önemle takip edilmektedir. ABD bir taraftan yaptırımlarla İran’ı programından vazgeçirme yollarını ararken diğer taraftan da AB güdümündeki 5+1 müzakerelerini sürdürme çabası içindedir.

 

İstanbul’da yapılacak toplantıda yine her iki tarafında ayrı tellerden çalacağı gibi bir izlenim oluşmaktadır. Eski baş müzakerecinin Cumhurbaşkanı Ahmedinejad tarafından Dışişleri Bakanı olarak atanması üzerine müzakereci olarak görevlendirilen Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Said Celili’nin açıklamalarına göre, İran artık bir bölgesel güçtür ve Batı ile bölge ve ulusal sorunların çözümü için işbirliği içinde olmayı arzu etmektedir. Görüşmelerinde bu çerçevede yürütülmesinden yanadır. Anlaşıldığı kadarı ile İran nükleer programı ile ilgili konuları masaya yatırmaya bu defada razı değildir.

 

5+1 açısından bakıldığında heyet başkanı KatrineAshton’a göre İran’ın nükleer durumu ile ilgili konulara çözüm getirmek için, uzlaşma yollarının aranarak belirlenmesi ve karşılıklı mutabakat ile bir yol haritasının çizilmesi müzakerelerin özünü teşkil edecektir. Nihai amaç İran’ın zenginleştirme faaliyetlerini durdurması ve elinde mevcut zenginleştirilmiş uranyumu Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na (IAEA) devredilmesini sağlamaktır.

 

Bu arada ABD yaptırımların yanı sıra her türlü enstrümanı kullanarak bir şekilde İran’ı nükleer programını durdurma konusunda ikna etmeye çalışmaktadır. Bu fasıldan olarak Stuxnet ismi verilen bir virüsü bir şekilde Natanz’daki reaktörün bilgisayar programına bulaştırmak suretiyle üretimde aksamaya yol açtığı konusunda iddialar bulunmaktadır. ISIS’in değerlendirmelerine göre, İran bir hafta önce Natanz’daki üretimi arttıracağını Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na bildirmesine rağmen, daha sonra tesisleri bakıma aldığı şeklinde bir açıklama yapmış ve sistem bir hafta gibi uzun bir süre istem dışı olarak devre dışı kalmıştır. Bu husus başlangıçta inkar edilmesine rağmen daha sonra kısmi olarak kabul edilmiştir. Bu arada Cumhurbaşkanı AhmedinejadNatanz’daki sistemin siber bir saldırıya maruz kaldığını ve kısmi olarak etkilendiği şeklinde bir açıklamada bulunmuştur. Batı kaynaklarına göre bu şekilde bir saldırıdan zarar gören İran’ın nükleer silah elde etmesi için gerekli yüksek zenginleştirilmiş maddeyi sağlaması en az 2-3 sene gibi bir süre ertelemeye maruz kalacaktır. Bu saldırının batıya müzakereleri sürdürme konusunda ilave zaman ve sağladığı ifade edilebilir. Diğer bir değişle ABD bir süre daha silahlı güç kullanma zorunluluğu duymadan İran’ı masada tutma yollarını aramaya devam edebilecektir.

 

Anlaşıldığı kadarıyla bu hafta sonu İstanbul’da yapılacak olan toplantıda İran nükleer devlet edasıyla bir tavır takınacak ve nükleer programı dışında neleri görüşebileceğinin arayışı içine girecek ve nükleer konuların görüşülmesine karşı çıkacaktır. Bu konudaki tavır daha önce İran Cumhurbaşkanı tarafından artık İran’ın nükleer devletler statüsünde sayılması gerektiği açıklamasıyla gündeme getirilmiştir. 5+1 ise nükleer program hakkında bir gündem takip etmek isteyecektir. Ancak, bu girişim büyük olasılıkla İran’ın tepkisiyle karşılaşacaktır. Sonuç olarak, müzakereler çıkmaza girecektir. Buna rağmen İran masadan kaçan taraf olmak istemeyecek, batı ise masadan kaçan İran’ın kontrol edilemeyeceğini düşünerek, İran’ı masada tutmanın yollarını arayacaktır. İran bu fırsattan istifade ile heyete Türkiye ve Brezilya gibi kendisine müzahir gördüğü ülkeleri dahil etmek için dayatmalarda bulunacaktır. Sorun bir yılan hikayesi gibi, sürüncemede kalacak fakat bu arada İran yine kendi bildiğini okuyarak, nükleer programını uygulamaya adım, adım devam edecektir.

 

Bu arada Türkiye ne yapacaktır? Türkiye bölgede nükleer silahlanmaya karşı olduğunu açık bir şekilde ilan etmiş ancak, nükleer enerjinin NPT kapsamında barışçı amaçlarla kullanılmasını desteklediğini belirtmiştir. İran Türkiye’nin enerji kaynakları açısından kendisine bağımlılığından neşet eden tavrını kendi lehine ve menfaatlerinin gerçekleşmesi amaçları doğrultusunda kullanma temayülü içindedir. İran Türkiye’yi kendi safında göstermek suretiyle batı kulübünde çatlak oluşturma çabası içindedir. Batı ile Türkiye arasında İran kaynaklı oluşacak bir çatışma sonunda oluşan gerginlik her iki tarafın tepkisine ve Türkiye’nin batıdan uzaklaşmasına yol açacaktır. Bu da yalnız kalan Ankara’yı yeni partnerler arama çabası içine sokacaktır. Türkiye muhtemelen bu açmazın farkındadır. Ankara bir taraftan İran’ın nükleer silaha sahip olması durumunda başına ne gibi işler açılacağını değerlendirirken, diğer taraftan da batı kulübüne üye olamaya çalışan bir ülke olarak, batı ile çatışmasının nasıl bir maliyete yol açacağını değerlendirmek durumundadır. Bütün bu durumlar ışığında Türkiye her halükarda İran’ın istismarına karşı uyanık olmak zorundadır. Çünkü İran’ın karar verdiği nükleer statüye sahip bir devlet olma amacına ulaşmak için her yolu inatla, kararlılıkla uyguladığını görmek için kahin olmaya gerek yoktur.