Dünya kamuoyu, Kırım konusunda Karadeniz’de gerginleşen Amerika Birleşik Devletleri (ABD) – Rusya Federasyonu ilişkilerine kilitlenmişken, Kızıldeniz’de de İsrail ile İran arasında bir yeni “gemi vakası” yaşanmıştır. Türkiye ile Mavi Marmara’daki insani yardım malzemelerine sert şekilde tepki göstererek, silahsız vatandaşların ölümüne sebep olan İsrail bu sefer, İran’ın Gazze’ye füze gönderildiğini iddia ederek, gemiye el koyduğunu açıklamıştır. İran tarafından bu durum yalanmış, söz konusu olayların İsrail tarafından olumsuz bir İran kampanyası düzenlemek için tertip edildiği söylenmiştir. İsrail tarafından yayınlanan fotoğraflar ise Türkiye’de de son dönemde herkesin son derece aşina olduğu “uydurma” sözüyle dünyaya anlatılmaya çalışılmıştır. Olayın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD ziyaretiyle eş zamanlı yaşanmasının altını çizerek İran, söylemlerine bir meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. Kızıldeniz’deki bu gemi krizi, Türkiye’ye de 9 masum Türk’ün İsrail askerleri tarafından öldürüldüğü Mavi Marmara olayını hatırlatmıştır.

 

Yalanla Gerçek Arasında, İran ile İsrail Arasında: KLOS-C Krizi

 

İsrail Ordusu tarafından yapılan açıklamaya göre, İran’dan yola çıkan Panama bandıralı "KLOS-C" gemisine İsrail’in "Shayetet 13" isimli gemisi müdahale etmiş ve Sudan ile Eritre arasındaki uluslararası sularda yakalanarak, el koyulmuştur. Sonrasında gemi, İsrail’in Eilat Limanı’na yönlendirilmiştir. İsrail Ordusu Sözcüsü Moti Almoz tarafından yapılan açıklamaya göre KLOS-C’de 150-200 kilometre menzilli onlarca M-302 füzesinin taşındığını belirtmiştir.[1] Buradan yola çıkılarak, Gazze ile Tel Aviv arasındaki uzaklığın yaklaşık 80, Kudüs ile uzaklığın ise 70 kilometre olduğu dikkate alındığında daha önce Hizbullah tarafından kullanılan bu füzelerin bu bölgelere kadar ulaşabilecek kapasiteye sahip olduğu görülmektedir. Diğer yandan BBC’nin bir haberinde de geminin 17 kişilik mürettebatının göründüğü kadarıyla taşınan silahlardan habersiz olduğu belirtilmiştir.

 

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif ise resmi bir ziyarette bulunduğu Jakarta’dan  gönderdiği bir Twitter iletisinde iddialara “Gazze’ye silah taşıyan İran gemisi. Her sene düzenlenen İran karşıtı Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) kampanyasıyla aynı zamanda yakalandı. İnanılmaz tesadüf! Ya da aynı başarısız yalanlar!”[2] diyerek cevap vermiştir. HAMAS da yine olayı yalanlamıştır. İsrail cephesindeki argümanlara bakıldığında ise silahların takibinin yapıldığı ve silahların Suriye’den temin edildiği söylenmektedir. İsrail Ordusu tarafından yayınlanan bilgilere göre, silahlar ilk olarak Şam’dan hava yoluyla Tahran’a gelmiş, buradan kara yoluyla İran’ın güneyindeki Bender Abbas şehrine gönderilmiştir. Bender Abbas’tan Irak’ın Um Kasr şehrine deniz yoluyla gittiği iddia edilen füzelerin buraya yollanmasındaki amaç, İran bağlantısını yok etmek olarak açıklanmaktadır. Buradan yola çıkan gemide bulunan füzeler ise Sudan’a varmadan Eritre sınırına yakın bir yerde yakalanmıştır. Sudan’ın İran’dan Gazze’ye silah trafiğinde önemli bir noktada olduğu ve ABD’li yetkililer tarafından uyarıldığı Wikileaks belgeleriyle ortaya çıkan bir durum olmasının yanı sıra, İsrail istihbaratı tarafından da Sudan dikkatle incelenmekte ve izlenmektedir. (İsrail Ordusu tarafından hazırlanan videoya http://www.youtube.com/watch?v=nYd2b__wxKY#t=83 adresinden ulaşılabilir.)

 

Söz konusu, harekâtın yapıldığı zaman, Netanyahu’nun ABD ziyareti sırasında ABD’den destek alma konusunda elini güçlendirmesi ziyade verilmek istenen mesajın ABD – İsrail işbirliğinin bölgedeki olası “istikrarsızlık” girişimlerini önledikleri algısını yaratmak olduğu muhtemeldir. Zira, ABD ile istihbarat paylaşımı yapılarak yürütülmüş bir çalışma olduğu ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Dolayısıyla, ABD’nin durumdan haberi vardır ve yakalanmasında katkı sahibidir. İran’a ek olarak silahların Şam’dan geldiğinin de belirtilmesi burada bir taraftan Suriye’deki Esad rejiminin de desteğini sürdürdüğü şeklinde bir algı yaratacaktır. Bu durum, Esad karşıtı propoganda bünyesinde de kullanılabilecektir.

 

Netanyahu’nun ABD Ziyareti

 

Netanyahu’nun ziyaretinde görüşülen konular, Filistin ile devam eden diyalog süreci ve İran’ın nükleer programı olmuştur. Netanyahu’nun ABD ile İsrail arasındaki en büyük anlaşmazlıklardan birisi olan yerleşim yerlerine ilişkin konular da masaya yatırılmıştır. Netahyahu, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmesi sonrası yaptığı açıklamasında yerleşim yerlerinin asgari seviyeye indirilebileceğine ilişkin ifadeler kullanmıştır. Filistin konusunda ılımlı açıklamalar yapan Netanyahu, İran konusunda son derece sert bir tavır takınmış ve İran’ın uranyum zenginleştirme programına göz yummanın büyük bir hata olacağından söz etmiştir. Netanyahu, yakalanan gemiyle ilgili olarak da İran’ın gerçek yüzünün bu vesileyle ortaya çıktığını söylemiştir.  ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise AIPAC’ta yaptığı konuşmasında “İsrail’in güvenliğinin birinci öncelik”[3] olduğunu ifade ederek, ABD’nin Orta Doğu politikasında değişmeyen konumunu yinelemiştir. Kerry yine, Ürdün ziyaretinde Orta Doğu’daki barış sürecinin devam ettirilmesine ilişkin mesajlar vermiştir.

 

ABD ile İsrail’in 2010 yılında İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik Stuxnet virüs saldırısından sonra KLOS-C’ye el konulması 4 yıl aradan sonraki ilk ortak operasyondur.[4] Ne var ki, buradan yola çıkarak iki ülke ilişkileri açısından bunu mucizevi bir olay olarak görmemek lazımdır. Söz konusu olay ortak askeri bir harekat değil, ABD ile İsrail arasındaki istihbarat paylaşımı söz konusudur. Bu da zaten ABD ile İsrail arasında kesilmeden devam etmektedir, sadece bu olayda paylaşımın sonucu bir operasyona dönüşmüştür. İran’dan Gazze’ye silah taşıyan bazı gemiler daha önce de yakalanmıştır. Mart 2011’de deniz komandoları, Suriye’den Mısır’a hareket eden “Victoria” isimli gemiyi durdurmuş ve içerisinde 50 ton İran’dan gelen silah olduğu keşfedilmiştir. 2009 Ocak ayında Kıbrıs’ta “Monchegors” isimli gemi Kıbrıs’ta yakalanmış, incelemelerde İran silahlarına rastlanmıştır. Aynı yılın Kasım ayında bu sefer İsrail Savunma Kuvvetleri tarafından “Francop” isimli bir gemide 36 kasa içerisinde 500 tonluk silah bulunmuştur. 2002 yılında da  “Karine-A” isimli gemi yakalanmış, içerisinde İran’dan Gazze’ye taşınan 50 tonluk mühimmat bulunmuştur.[5] İsrail, iddialarının inandırıcı kılabilmek adına tarihte benzer olayların yaşadığını öne sürmektedir.

 

Mavi Marmara’da Son Durum

 

İsrail tarafından el konulan gemi ile tartışmalarına Türkiye açısından bakıldığında, Mavi Marmara vakası akıllara gelmektedir. Türkiye’nin dünya kamuoyuna ilan ederek yaptığı Gazze’ye ambargoyu delme girişimi, eğer gerçekse İran tarafından daha sessiz sakin bir biçimde yapılmıştır. Kısa süre önce gündeme gelen tazminat tartışmalarını kaleme almış ve İsrail ile devam eden görüşmeler, TÜRKSAM’da yayınlanan “Türkiye – İsrail Görüşmelerinde Tartışılan Tazminat mı, Sus Payı mı?” başlıklı analizimizde incelenmiştir. İki taraf arası süren temasların sonucu hala tam olarak netleşmemiştir. Durum böyleyken, İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfı, mağdur sıfatıyla Lahey’de Komodo Adaları’nın açtığı davaya müdahil olmak için başvuruda bulunmuştur. Bu noktada kısa bir şekilde neden davanın Komodo Adaları tarafından açıldığını izah etmek gerekmektedir.

 

Bilindiği gibi, dünyada birçok gemi, bürokratik işlemleri kolay bir şekilde yürümesi ve vergilerin düşüklüğü nedeniyle Panama, Komor Adaları, Liberya gibi ülkelere kayıtlıdır. Mavi Marmara’nın İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş.’den (İDO) alınmasından sonra hemen Komor Adaları bandırası alması çokça tartışılan bir konu olmuştur. Eğer Türk bandıralı bir gemi olması durumunda Türkiye, NATO Şartı’nın 5. maddesinden hareketle diğer devletleri harekete geçirme imkanına sahip olabilecektir; ama bu yol bu nedenden ötürü açılamamıştır. Bu da bazı kesimlerin, Mavi Marmara’nın “danışıklı dövüş” olarak gönderildiği düşüncesini benimsemesine sebebiyet vermiştir.

 

Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) başvuru şartlarının belirlendiği Roma Statüsü’nde ise başvuru için dört seçenek gösterilmektedir. Bunlardan ilki, Birleşmiş Millerler (BM) Güvenlik Konseyi’nin UCM’ye suç duyurusunda bulunması yoludur. BM mekanizaması, Mavi Marmara olayında işletilmemiştir. İkinci seçenek, olayın Roma Antlaşması’na taraf olan ülkelerden birinin toprağında gerçekleşmesi ya da taraf ülkenin vatandaşları tarafında gerçekleştirilmesidir. İsrail de Türkiye’de bu antlaşamaya taraf değildir; fakat Mavi Marmara, Panama bandıralı olduğu için Komor Adaları toprağı sayılmakta ve Komor Adaları da Roma Statüsü’ne 2006 yılından bu yana taraf olduğundan dava açma hakkı bulunmaktadır. Seçilen yol budur. Komor Adaları’ndan vekaletle konu UCM’ye taşınmıştır. Son seçenek ise hakkında dava açılan ülkenin, Roma Antlaşması’na taraf olmasa bile, davanın görülmesine izin vermesidir. Komodo adaları 2013 yılının Mayıs ayında yaptığı başvuruya aynı yılın Eylül ayında olumlu bir cevap almıştır.

 

Türkiye ile İsrail arasındaki görüşmelerde, şu ana kadar herhangi bir sonuç elde edilememiş, uluslararası alandaki dava süreci de hız kazanmıştır.  Son günlerde UCM’ye İHH’nın taraf olma başvurusunun yanında, vakıf İngiltere içerisinde de Mavi Marmara ile ilgili bir yasal süreç başlatmaya hazırlanmaktadır. Anlaşmanın sağlanması için Türkiye tarafından yapılan Gazze’deki ambargonun kalkması vurgusu İsrail’i rahatsız etmiş, diğer yandan İsrailli bazı analistlere göre seçim öncesi Erdoğan Hükümetinin bunu bir siyasi malzeme haline getirilmesinin önüne geçebilmek için tazminat, 30 Mart sonrasına ertelenmiştir. İsrail tarafı, olayda hayatını kaybedenlerin ailelerine 20 milyon Dolar tazminat ödemeyi kabul etmiş olsa da, Bar – İlan Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren İsrail Stratejik Araştırmalar Merkezi BESA’nın Başkanı Efraim İnbar’ın da ifade ettiği üzere, ‘‘para konusu, bu meselede ikinci planda yer almaktadır’’. İsraillilere göre, Türkiye’deki yerel seçimler öncesinde ödeyecekleri milyon Dolarlar tutarındaki tazminat, Erdoğan’ın seçim başarısına katkı yapabilir. Fakat bu durum, görünüşe göre şu an iktidarda bulunan İsrail Hükümeti’nin planları arasında yer almamaktadır.[6]

 

Değerlendirme

 

İsrail ve İran arasında gerginliğe yol açan KLOS-C Olayı ilgili olarak, görüntülerin montaj mı ya da uydurma mı olduğuyla alakalı net bir bilgi bulunmamaktadır ve bundan ötürü olayın komplo teorisinden uzak bir duruşla yorumlanması gerekmektedir. ABD’nin Netanyahu ziyaretiyle aynı zamana denk gelmesi gerçekten de söz konusu gemiyle ilgili soru işaretlerine neden olmuştur. Benzer füzelerin İsrail’in elinde bulunduğu göz önüne alındığında bu İsrail’in hem kendi halkını İran tehditine karşı “diri” tutarak “güçlü ordu” imajı çizmek hem de Netanyahu’nun ABD’de İran ile ilgili söylemlerine haklılık yüklemek için kullanıldığı söylenebilir. İsrail, ayrıca Suriye – İran ikilisini bölgedeki istikrarsızlık unsuru olarak yansıtmak istemektedir.

 

Mavi Marmara olayı ile Kızıldeniz’de İran’ın gönderdiği silahların bulunduğu gemiye el koyma girişimi –eğer doğruysa- arasında ciddi bir yaklaşım farkı bulunmaktadır. İsrail tarafından Türkiye gibi uzun yıllardır çeşitli alanlarda sıkı bağları bulunan bir ülkeden yola çıkan ve insani yardım malzemesi götüren bir gemiye sert bir silahlı müdahale gerçekleştirilmiştir. Kaldı ki, Mavi Marmara’nın da istikameti bakıldığında son günlerde geminin rotasının değiştirildiği ve ara bir formül olarak El Ariş Limanı’na gideceği hakkında Vaşington’a da bilgi verildiği ortaya çıkmıştır. Gündüz güney-batı istikametinde 222 derece seyreden gemi, 30 Mayıs gecesi 23: 30’da yönünü 185 derece güneye çevirmiştir.[7] Ne var ki, kriz yönetimi konusunda sergilenen hatalar Mavi Marmara’daki insanları İsrail kurşunlarının hedefi haline getirmiştir. Gemi eğer gerçekten yakalandıysa da geminin önceki dönemlerde de Hizbullah tarafından kullanıldığı iddia edilen füzelerin ulaştırılması Mavi Marmara’nın meydan okuma şeklinde yola çıkarılmasından daha farklı ve gizli şekilde hedefe ulaştırılması amaçlanmıştır. Konu da görüldüğü kadarıyla iki ülke arasında uluslararası kamuoyunu ayağa kaldıracak kadar büyük bir diplomatik gerilime dönüşmemiştir.

 

Son dönemdeki gelişmelere bakıldığında, Mavi Marmara ile ilgili Türkiye ile İsrail arasındaki görüşmelerden bir sonuç çıkmadığı ve İHH’nın da uluslararası girişimlerine hız verdiği görülmektedir. Ne var ki, İsrail’in isteği doğrultusunda, tazminata karşılık davaların düşme isteği kabul edildiği takdirde, söz konusu girişimlerden hukuki bir sonuç elde edilemeyecektir. Karar alındığı takdirde, başvuruların siyasi olarak da gündem yaratmanın ötesine geçemeyeceğini bir kez daha altını çizerek ifade etmek gerekmektedir. Türkiye tarafından bu davalar ilerleyen günlerde görüşme masasında bir koz olarak kullanılması olanaklıdır; ama davaların sonucu uluslararası adalet kadar iki taraf arası görüşmelerle de alakalıdır.

 

 


[1] Iran's Zarif Says Israel Lying About Gaza Rocket Ship, http://www.bbc.co.uk/news/world-middle-east-26463938, Erişim Tarihi: 8 Mart 2014.

[3] Kerry At AIPAC: Israel's Security Is Our First Priority, http://www.haaretz.com/news/diplomacy-defense/1.577760, Erişim Tarihi: 9 Mart 2014.

[4] First US-Israeli Intelligence Collaboration In Four Years Against An Iranian Military Target: Iranian Missile Ship, http://www.debka.com/article/23730/First-US-Israeli-intelligence-collaboration-in-four-years-against-an-Iranian-military-target-Iranian-missile-ship, Erişim Tarihi: 8 Mart 2014.

[5] IDF İntercepts Major Iranian Missile Shipment To Gaza, http://www.timesofisrael.com/idf-intercepts-major-iranian-weapons-shipment-to-gaza/, Erişim Tarihi: 9 Mart 2014.

[6] İsrail Türkiye İle Olan Anlaşmazlıkta Geri Adım Atmıyor, http://turkish.ruvr.ru/2014_02_17/Izrail-Turkiye-anlashmazlik/, Erişim Tarihi: 9 Mart 2014.

[7] Mavi Marmara Krizinde Pazarlık ve Büyük Sır: Rota Değişikliğine Rağmen İsrail Vurmuş, http://siyaset.milliyet.com.tr/rota-degisikligine-ragmen-israil-vurmus/asli-aydintasbas/siyaset/siyasetyazardetay/25.10.2010/1305711/default.htm, Erişim Tarihi: 9 Mart 2014.