Uluslararası deniz hukukunda açık denizlerde sıcak takip hakkı diye bir kavram vardır. Bu ne anlama gelmektedir? Eğer bir gemi bir ülkenin karasuları içinde bir suç işler ve akabinde de açık denizlere kaçma imkanı bulursa, suçun işlendiği karasularına sahip ülke gemileri tarafından sanık gemi açık denizlerde takip edilerek, yakalanabilir. Uluslararası deniz hukuku bu konuyu gerektiği şekilde düzenlemiştir. Şimdi bu konuyu neden gündeme getirdiğimiz akla gelecektir. İsrail, bu konun tamamen tersini uygulayarak, uluslararası deniz hukukunda olmayan haksız bir uygulamayı yapmış ve bu konuda da kendisini haklı gösterme çabası içinde kıvranmaktadır. İsrail’in kendi kıyılarından yaklaşık 72 mil ötede, açık denizlerde, seyretmekte olan gemilere sebebi ne olursa olsun yaptığı harekat tam bir haksız fiildir. Buna ABD Başkanı Bush’un ortay koyduğu gibi, “önleyici harekat” kisvesini vermek de mümkün değildir.

Bilindiği gibi, İsrail başlangıçta, bu gemilerin hareketi ile birlikte bu yardımların amacı konusunda itiraz etmiş, provokasyon olarak, değerlendirmiş ve müdahale edeceğini, yardımlara el koyacağını her fırsatta açıklamıştır. Tamamen insani amaçlı olan ve 30 ayrı ülke vatandaşlarının katıldığı bir sivil toplum girişimine İsrail’in bu kadar sert bir şekilde müdahale etmesi; ben hukuk tanımam kendi egemenlik hakkımı her hal ve durumda, kendi istediğim gibi korurum yaklaşımında olduğunu vurgulamaktadır.

İsrail 2008 Aralık ayında Gazze’den çekilirken yaptığı anlaşma ile, bu bölgenin kara, deniz ve havadan giriş çıkışlarını kontrol hakkını elde etmiştir. Gazze’nin yönetiminde bulunan Hamas İsrail ve Batı tarafından bir terörist organizasyon sayıldığı için, meşru yönetim olarak görülmemekte ve İsrail tarafından Gazze’ye muhtelif ambargolar uygulanmaktadır. İsrail’in Gazze’ye dışarıdan uyguladığı bu ambargolar nedeniyle, halen dolaylı olarak İsrail işgali altında bulunma konumunu sürdürdüğü söylenebilir İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı uyguladığı her türlü girişim sonucunu orada yaşayan 1,5 milyon Filistinlinin acı bir şekilde çektiği BM, Uluslar arası Af Örgütü gibi kurumlar vasıtasıyla kayıt altına alınmıştır. Bu arada Filistin içinde mevcut el- Fetih ve Hamas’ın birbiriyle çatışma halinde bulunması İsrail’in ekmeğine yağ sürdüğü söylenebilir.

Neden Orantısız Güç Kullanıldı?

Açık denizde bulunan yardım konvoyuna yapılan sert askeri müdahalenin İsrail tarafından her türlü seçeneğin değerlendirilerek, en iyi hareket tarzı olarak kararlaştırıldığı bir girişim olarak görülmektedir. Gazze karasuları İsrail tarafından yasaklandığı için, açık denizde baskın tarzında yapılan bir askeri operasyon ile gemilerin yasak bölgeye girmesine mani olmaya çalıştıkları intibağını vermektedir. Bu konuda karada parçası üzerinde bulunan yasak bir bölgeye yabancıların girmesinin önlenmesine yönelik muhtelif hareket şekilleri örnek olarak ele alınabilir. İsrail bu şekilde bir yaklaşımla kendisini savunmaya kalkabilir. Ancak, Deniz Hukuku özel bir hukuktur ve kuralları kara hukukundan ayrıdır ve bu şekilde uygulamaya ve örneklemeye açık değildir. Bu durumda İsrail’in yapacağı en akıllıca uygulama, yardım gemilerini yasak bölgeye girdiğini ikaz ettikten sonra, karasularına girene kadar takip ederek, orada yumuşak bir şekilde müdahale etmek olabilirdi.

Bütün bunların dışında İsrail bir güç gösterisinde bulunma ihtiyacını duymuştur. Bu beklide ne kadar kararlı olduğunu göstermesi ve ileride olabilecek girişimlere karşı caydırıcılığı amaçlayan bir düşünceden kaynaklanmış olabilir. Bu nedenle tam teçhizatlı askerlerle, helikopterlerle uçar birlik harekatı denizden de komando askerleri ile gemilere çıkma işlemini planlamış. Muhtemelen bu birliklere silah kullanma ve ateş açma yetkisi verilmiş ki, en ufak müdahalede açılan ateş sonucu silahsız insanların ölümüne neden olunmuştur. İsrail bu harekatı yumuşak bir biçimde sonlandırmak isteseydi, öldürücü silahlar yerine insanları saf dışı bırakan, plastik mermi veya yüksek voltaj tabancaları kullanarak istediği etkiyi yaratabilirdi. İsrail bu tür silahları üreten ve satan bir ülkedir.

Bunun dışında her harekatta birlikler için belirli çatışma kuralları (angajman kuralları) mevcuttur. Bunu en iyi denizciler bilir. Hasım gemi hangi hasmane hareketi yaptığında karşılığında ne şekilde cevap verileceği ve çatışmaya götüren tırmanmanın nasıl yönetileceğine dairdir bu kurallar. Bu gibi harekatta da çatışma kuralları geçerlidir. Silahsız sivillere karşı onları etkisiz hale getirerek, enterne etmenin adım, adım uygulaması vardır; sesle ikaz, liderleri ile konuşma ile ikna, namlu göstermek, havaya ateş açmak, ayaklara doğru ateş vs. gibi. Görülen o ki, bu tırmanma kurallarının hiç biri uygulanmamış ve direkt sıcak çatışma kuralları uygulanmış ve ölüme yol açan kasıt ortaya konulmuştur. Yapılan açıklamadaki gibi dört İsrail askerinin yaralanma hadisesi, kendisine mazeret yaratma çabası içinde bulunmasından kaynaklanmaktadır diye kıymetlendirilmektedir.

Türkiye’ye Göz Dağı Mı Vermek İstiyor?

Müdahalenin üç farklı amaca hizmet etmek için yapıldığı değerlendirilmektedir;

·Birincisi, İsrail’in her türlü şartta kendi iradesi dışındaki hareketlere müsaade etmeyeceğine dair mesaj vermektir. İsrail bu gemilerin hareketi ile birlikte bir kriz grubu oluşturmuştur ve bu grup başlangıçta, müdahalenin yapılması sırasında uluslar arası medyayı da yanına alarak haklılığı kanıtlayacak bir şekilde yumuşak bir hareket tarzını uygulamayı gündeme getirmiştir. Ancak, sonra bu seçenek ortadan kalkarak, ölümle sonuçlanan bir askeri harekata dönmüştür. Bu İsrail’in bu konuda ne kadar sağduyudan yoksun olduğunun bir göstergesi olarak tarihte yerini alacaktır. İsrail uluslar arası hukuk kurallarını hiçe sayarak, cüretkar bir şekilde hareket ederek, kural tanımazlığını teyit etmiştir.

·İkincisi, İran’la yapılan takas anlaşması nedeniyle ABD ile ters bir konum içinde bulunan Türkiye’nin içinde bulunduğu durumdan istifade ederek, yaptığı sert müdahale ile bir ders vermek isteğinden kaynaklanmış olabilir. Düşünün ki bu gemiler Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkelere ait olsa ve aynı amaçla hareket etseler, İsrail aynı davranışı gösterebilir mi idi? Bu pek olası görülmemektedir. Amaç Türkiye’ye mümkün olduğunca sert bir reaksiyon göstererek, sen burada yoksun mesajını vermek olarak algılanabilir. İsrail, önceden Türkiye’nin yalnız kalacağı hesaplarını yapmış olmalıdır ki bu şekilde bir harekete cüret edebilsin.

·Üçüncüsü, yapılan bu saldırının odağında yalnız Türkiye’nin olması ise, Batı’ya benim sizinle bir sorunum yok, hasmım Türkiye demek isteminden kaynaklandığı söylenebilir. Nitekim bu sertliğin yansımasının yurtiçinde halk tarafından Yahudi asıllılara karşı olacağı hesap etmiş olmalı ki, daha her hangi bir hadise yokken, Yahudi yurttaşlarımızı Türkiye’den çağırmayı düşünmekteyiz şeklinde mesnetsiz bir açıklama gelmesi, tırmanmanın nasıl yönetileceğine dair ip uçları vermektedir.

İsrail Türkiye’ye Karşı Neden Bu Kadar Tepkili?

Anlaşıldığı kadarı ile İsrail Türkiye’nin Filistin meselesine taraf olmasından oldukça rahatsızdır ve bunu son derece sert bir şekilde göstermektedir. Bunun nedeni son derece basittir. Halen Arap Dünyası veya Arap Birliği- Organizasyon olarak var olsa dahi fiilen- diye bir şey yoktur. Filistin sorununda her Arap ülkesi kendi menfaatine göre tavır almaktadır. Mısır kendi iç sorunlarından dolayı Hamas’a karşı dururken, Suriye, İran destekler görülmektedir. Diğer Arap ülkeleri ise muhtelif tavırlar sergilemektedirler. İçlerinde bir birlik veya beraberlik yoktur. Bu karmaşık durum içinde Arapların el birliği ile tavır alarak, Filistin sorununa çözüm getirmesi veya çabalaması uzak bir ihtimal olarak görülmektedir. Burada bir tek ülkenin; Türkiye’nin liderliği tehlikelidir. Çünkü Türkiye tarafların her biri ile ilişki kurmuş ve etkin olmaya başlamıştır. Belirli bir vadede Türkiye’nin tarafları ortak bir noktada buluşturarak, uzlaşma sağlaması ihtimal dahilindedir. Bu gerçekleştiği takdirde İsrail’in karşısına uzlaşma sağlamış bir Arap Dünyası çıkabilir. Bu durumda ise, İsrail’in Filistin Devleti’nin kurulması sürecinde inisiyatifi elden kaçırmasına ve göze alamayacağı kadar büyük kayıplara neden olabilir. Bu sürecin bir an evvel engellenmesi İsrail açısından elzemdir. Dolayısıyla, Türkiye’nin her türlü enstrüman kullanılarak, sistem dışına çıkarılması İsrail’in bekası için temel oyunlardan biri olarak sahneye konmaktadır. Sanırım, biz bu filmi seyretmeye başladık.