Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık 2017 tarihinde, "Kudüs'ü resmen İsrail'in başkenti olarak tanıma zamanı gelmiştir açıklamasından sonra, 14 Mayıs 2018 tarihinde ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliği düzenlenen törenle Kudüs'e taşınmıştır. Öte yandan açılışı protesto etmek amaçlı Gazze’de bir araya gelen Filistinlilere İsrail askerlerinin ateş açması sonucu onlarca kişi hayatını kaybederken 2 bine yakın kişi de yaralanmıştır[1]. Göstericilere çok sert müdahalede bulunan İsrail ordusunun gerçek mermiler kullandığı iddia edilmektedir. İsrail’in, Filistinli göstericilere karşı göstermiş olduğu bu müdahaleler neticesinde konu, Kudüs’ün başkent ilan edilmesinin uluslararası hukuk açısından meşruluğunun ötesine geçerek, İsrail’in insanlık suçu işleyip işlemediği meselesine dönüşmüştür. Bu bağlamda yine İsrail’in göstericilere müdahalesi neticesinde, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanıp, yargılanamayacağı meselesi de çalışmanın temel konusunu oluşturmaktadır.

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kuruluş amacı, “uluslararası suçlulukla mücadelede, uluslararası düzeyde örnek bir adalet sağlamak; bu tür suç mağdurlarının zararını gidermek; uluslararası düzeyde sosyal değerleri ve bireysel dürüstlüğü güçlendirmek; bu suçlar konusunda günümüz nesillerini eğitmek ve en önemlisi de gelecekte muhtemel bu tür insani çöküşleri önlemek ve bunların cezasız kalmayacağı inancını yerleştirerek insanları vazgeçirmektir[2]. Bu bağlamda 17 Temmuz 1998 tarihinde Roma’da toplanan diplomatik konferans sonunda Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü kurulması kabul edilmiştir[3]. Bu Statüyle, uluslararası kamuoyunun rahatsızlık duyduğu çok ciddi uluslararası suçları takip edecek yetkili bir mahkeme kurulması konusunda anlaşmaya varılmıştır[4].

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin suçlar bakımından yetkisinin kapsamında, soykırım suçu, insanlığa karşı suç, dar anlamda savaş suçu ve saldırı suçu yer almaktadır. Anılan suçlarla ilgili olarak soykırım suçu ve insanlığa karşı suçun barış zamanı ya da savaş zamanı işlenmesinin olanaklı bulunduğunun ve dar anlamdaki savaş suçlarının da uluslararası silahlı çatışmaları ve uluslararası olmayan silahlı çatışmaları kapsadığını belirtmek gerekir[5].

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kişiler bakımından yetkisi gerçek kişileri kapsamaktadır. Mahkeme yetkisine giren suçlarla ilgili olarak suçu bizzat işleyen, işlenmesini emreden, isteyen ya da özendiren, suçun işlenmesine yardımcı ya da ortak olan ya da herhangi bir biçimde suçun işlenmesine ya da teşebbüsüne katılan, soykırım suçu ile ilgili olarak da bu suça doğrudan katılan ve kamu önünde özendiren kişileri yargılama yetkisine sahiptir. Ancak suçun işlendiği sırada 18 yaşını doldurmayan kişiler bakımından mahkeme yargı yetkisine sahip değildir. Buna karşılık Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı ve Hükümet üyesi olmak dahil resmi görevde olmak mahkemenin yetkisini kaldırmadığı gibi, askeri lider ya da üst düzey yöneticilerin emir ya da otoritesi altındaki kişilerin anılan üstlerinin bilgisi dahilinde ya da bilgisi dahilinde olması gereken durumlarda, eğer anılan üst gerekli ve makul engelleyici önlemler almadıysa, bu üstler de kişisel olarak cezai soumlu tutulmaktadır[6].

 

Uluslararası Ceza Mahkemesi statüsü yer bakımından hiçbir hüküm içermemekle tüm evrende işlenecek suçları kapsar görünmektedir. Mahkemenin zaman bakımından yetkisi ise, Mahkeme Statüsü yürülüğe girdikten sonra işlenen suçlar bakımından yetkili olacaktır.

 

Mahkeme statüsünün 12. maddesi devletlerce iki yolla Mahkemenin yargı yetkisinin kabul edilebileceğini öngörmektedir; i) Statüye taraf olmak, ii) Statüye taraf olmadan mahkemeye bir bildirim yaparak belirli bir suç için Mahkemenin yetkisinin kabul edildiğini açıklamak. Bir taraf devletin mahkemeye anılan bir ya da birkaç suçu kapsayan bir durumu getirmesi ya da savcının kendiliğinden bir suçla ilgili kovuşturma açması durumlarında, suçun işlendiği ülke devleti ya da suçlunun uyruğunda bulunduğu devlet belirtilen iki yoldan biri aracılığıyla mahkemenin yargı yetkisini kabul etmişse mahkeme ilgili suç konusunda yargı yetkisini kullanabilecektir. Başka bir deyişle, mahkeme statüsüne taraf olmayan bir devletin yurttaşı statüye taraf olan bir devletin ülkesinde anılan savaş suçlarını işlerse mahkeme yetkili olacaktır. Bu da statüye taraf olmayan bir devletin görevlilerinin ve yurttaşlarının ülke dışında soykırım, insanlığa karşı suç ya da silahlı çatışmalara katılarak savaş suçu işlemesi durumunda suçların işlendiği ülke devleti statüye tarafsa suç faili kişileri Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılamasının olanaklı olduğunu göstermektedir. Öte yandan, statüye taraf olmayan bir devletin ülkesinde statüde sayılan suçların işlenmesi durumunda, eğer suç failleri statüye taraf bir devletin uyruğunda ise Uluslararası Ceza Mahkemesi yine yetkili olabilecektir[7].

 

İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Yargılanması Meselesi

 

Yukarıda da belirttiğimiz üzere Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ilgili kişileri yargılayabilmesi için ya suç işleyen kişilerin Devletinin Mahkeme Statüsüne taraf olması ya suçun işlendiği ülkenin devletinin anılan statüye ya Güvenlik Konseyi’nin ilgili kişilerin mahkemede yargılanması konusunda çağrıda bulunması ya da Uluslararası Ceza Mahkemesi savcılığının resen harekete geçmesi gerekmektedir.

 

Bu bağlamda ilk olarak İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanabilmesinin ilk koşulu, mahkemeniin yargı yetkisini tanıması ya da mahkeme statüsüne taraf olması ile olabilecektir. Ancak İsrail bugün, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımamamkta ve mahkeme statüsüne taraf bulunmamaktadır. Bu durum yine de İsrail’in mahkemede yargılanamayacağı anlamı taşımamaktadır. İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’ne taraf olmaması nedeniyle İsrailli yetkililerin Mahkemede yargılanabilmesi, yalnızca Güvenlik Konseyi’nin Birleşmiş Milletler Antlaşmasının VII. Bölümü çerçevesinde uluslararası barış ve güvenliğin bozulması nedeniyle belirli bireylerin statüde yer alan bir suçu işlediği gerekçesiyle mahkeme savcılığına bir bildirimde bulunması ya da mahkeme savcılığının resen harekete geçmesi durumlarında olanaklıdır. Fakat Güvenlik Konseyi’nde İsrail aleyhine bir kararın çıkması, ABD’nin İsrail’e vermiş olduğu destek nedeniyle pek gerçekçi görünmemektedir. 

 

Bu noktada belirtilmesi gereken bir diğer önemli nokta da Filistin’in Ulusrarası Ceza Mahkemesi Statüsü’ne taraf olması, konuyu ne şekilde etkileyeceği üzerinedir. Bilindiği üzere, söz konusu eylemler uluslararası statüye sahip olan Kudüs’te gerçekleşmektedir. Bugün Filistin’de dahil olmak üzere birçok ülke Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak kabul etmektedir. Bu nedenle Mahkeme Statüsüne taraf olmayan bir devletin yurttaşı (yani İsrail Askerleri) statüye taraf olan bir devletin ülkesinde (Filistin’in başkenti kabul edilen Kudüs’te) anılan savaş suçlarını işlerse Mahkeme yetkili olacaktır ve İsrail’li yetkiler yargılanabilecektir.

 

Olası bir yargılama durumunda İsrail’in tutumu, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nde belirtilen iki konu üzerinden değerlendirilebilecektir. Bunlardan ilki insanlığa karşı suçlar, ikincisi ise soykırım suçu işlediği üzerinedir.

 

İnsanlığa karşı suçlar, devletlerin insanlara karşı giriştiği insanlık dışı fiilleri tarif etmek üzere, daha çok II. Dünya Savaşı’ndan sonra hukuk metinlerinde yer almıştır. İnsanlığa karşı işlenen suçlar kavramı, uluslararası hukuk alanına ilk kez 1945 yılında Nürnberg Askeri Ceza Mahkemesi yargılamaları vesilesiyle girmiştir. İnsanlığa karşı işlenen suçlar, 2002’den beri yürürlükte bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün 7. maddesinde ayrıntılı düzenlenmiştir. Statü’ye göre “herhangi bir sivil nüfusa karşı yaygın veya sistematik bir saldırının parçası olarak işlenen” aşağıdaki fiiller insanlığa karşı işlenen suç olarak kabul edilmektedir: Öldürme, toplu yok etme, köleleştirme, nüfusun sürgün edilmesi veya zorla nakli, uluslararası hukukun temel kurallarını ihlal ederek, hapsetme veya fiziksel özgürlükten başka biçimlerde mahrum etme, işkence, ırza geçme, cinsel kölelik, zorla fuhuş, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıkla diğer cinsel şiddet şekilleri, herhangi bir tanımlanabilir grup veya topluluğa karşı, bu paragrafta atıf yapılan her hangi bir eylemle veya mahkemenin yetki alanındaki her hangi bir suçla bağlantılı olarak siyasi, ırki, ulusal, etnik, kültürel, dinsel, cinsel veya evrensel olarak uluslararası hukukta kabul edilemez diğer nedenlere zulüm[8]

 

Yukarıda sayılan fiillerden bir ya da birkaçını İsrail’in Filistin halkına karşı işlediği yönünde bir değerlendirme yapmak mümkün görünmektedir. Bu nedenle, İsrail’in Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde, Mahkeme statüsünü tanıması ya da Güvenlik Konseyi’nin mahkemeyi görevlendirmesi neticesinde “İnsanlığa Karşı Suçlar” yönünden yargılanabileceğini söyleyebiliriz.

 

İkinici yargılama konusu “soykırım” suçu ise tartışmaya açık bir konudur. Zira uluslararası hukukta soykırım suçunun tanımında belirleyici öğe, ulus, din soy ya da ırk özellikleri üzerine oluşan bir grubun tamamen ya da kısmen yokedilmesi amacı olmaktadır. Bu bağlamda, İsrail’in Filistin halkını tamamen yok etmeye yönelik hareket ettiği ve dolayısı ile soykrım uyguladığı tartışmalı bir konudur.

 

Değerlendirme

 

Uluslararası hukuka yargı yetkisini kullanamaması konusunda yapılan eleştiriler, İsrail'in Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanması meselesi ile yeniden gündeme gelmiştir. İsrail'in, Filistin vatandaşlarına yönelik uygulamış olduğu orantısız güç ve silahlı eylemler neticesinde birçok insan hayatını kaybetmiş, binlercesi yaralanmıştır. Ancak bu durum, uluslararası hukukun işlevselliği noktasında bir girişimi getirememiştir. İnsanlığa karşı suçlar ile kurulmuş olan Uluslararası Ceza Mahkemesi bugün İsrail de dahil olmak üzere, birçok devletin yargı yetkisini kabul etmemesi nedeniyle işleyemez bir haldedir. Uluslararası barış ve adaleti sağlamakla görevli olarak kurulan Birleşmiş Milletler ise, uluslararası hukuk kuralları yerine, uluslararası çıkarlara hizmet ettiği sürece, Filistin sorununda da gördüğümüz üzere kuruluş amaç ve görevlerini yerine getiremeyecektir.

 


[1] “ABD'nin Kudüs Büyükelçiliği Resmen Açıldı”, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/abdnin-kudus-buyukelciligi-resmen-acildi-192365h.htm, 14.05.2018.

[2] TEZCAN, Durmuş, Uluslararası Suçlarv ve Uluslararası Ceza Divanı, s.276.

[3] BAŞAK, Cengiz, Uluslararası Ceza Mahkemeleri ve Uluslararası Suçlar, Turhan Kitabevi, Ankara – 2003, s.54.

[4] BAŞAK, s.54.

[5] PAZARCI, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, Ankara – 2015, s. 671

[6] PAZARCI, s.671.

[7] Pazarcı, S.671-672.

[8] DOĞAN, Baran, “İnsanlığa Karşı Suçlar”, https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/insanliga-karsi-suclar.html.