30 Haziran 2014 tarihinde 16 yaşındaki Naftali Frenkel ve Gilad Şaar ile 19 yaşındaki Eyal Yifraç isimli üç İsrailli gencin ölü bulunduğunun açıklamasından sonra İsrail  sert çıkışlarda bulunmuş, bundan birkaç gün sonra Filistinli genç Muhammed Ebu Hudayr’ın yakılarak öldürülmesi sonucu Filistin – İsrail arasındaki gerginlik tırmanmıştır. 7 Temmuz 2014 tarihinde “Koruyucu Hat” İsrail’in başlattığı hava operasyonlarında Gazze’de birçok sivil yaşamını yitirmiştir. Harekatın nedeni ise HAMAS’ın İsrail topraklarını bombalaması ve tünellerden HAMAS’ın silah sevkiyatı yapması gösterilmiştir.

 

Gazze Şeridi’nin şu anki sınırları 360 km²’ye tekabül etmektedir. Bir diğer deyişle Türkiye’nin 850 km²’lik yüzölçümü ile en küçük ili olan Yalova’nın yarısından daha küçük bir alanda yer almaktadır. Öte yandan, abluka altındaki bu alan içerisinde 1,7 milyon insanın yaşaması nüfusun yoğunluğuna işaret etmektedir. Savaş şartları da değerlendirildiğinde, tüneller bölgeye günlük hayatı devam ettirmek için ihtiyaç duyulan malzemelerin geçirilmesi için dar bir boğaz işlevi görmektedir. 

 

İsrail Vuruyor Dünya İzliyor!

 

Abluka altında olan Gazze’ye geçişin sağlandığı tünellerin kapatılmasıyla Gazze dünyadan tamamen izole edilmek istenmekte ve bu şekilde Filistin’i yıldırma politikası uygulanmaktadır. Bunun yanında, Müslüman aleminin manevi duygularını en üst seviyede yaşadığı Ramazan ayında bu şekilde sert karşılığın verilmesi, bir nevi gözdağı ve dünya karşısında bir güç gösterisi olması bakımından da önemlidir. Dünyadan gerekli tepkilerin verilmemesi de her zamanki gibi İsrail’in sorumsuz tavırlarını artırmaktadır.

 

2000 yılından 2014’ün Haziran ayının sonuna kadar 1406 tane Filistinli çocuk İsrail saldırılarının hedefi olmuş, hayatını kaybetmiştir.[1] Son hava ve kara operasyonları sonucunda öldürülen çocuklar da hesaba katıldığında bu sayının artacağı da ayrıca belirtilmelidir. Her an ölü sayısının arttığı bilinmekle birlikte bu yazının kaleme alındığı anda Filistin tarafından 271 kişinin, İsrail tarafından ise 1 askerin öldüğüne ilişkin haberler medyaya yansımıştır.

 

Uluslararası tepkilere bakıldığında ise neredeyse Filistin tarafını suçlu çıkartacak düzeye gelen demeçlerle karşılaşılmaktadır. Fransa yaşananlardan kuşkulu olduğunu belirtirken, İngiltere ve Almanya yaptığı açıklamalarda İsrail’in yanında olduğunu kuşku bırakmayacak şekilde ifade etmiştir. ABD Başkanı Barack Obama tarafından yapılan açıklamada İsrail’den sivil ölümlerin minimize edilmesi istenmiştir. Obama aynı zamanda Netanyahu’ya ABD’nin İsrail’in kendini savunma hakkına desteğini garanti etmiştir.[2] Batılı birçok ülkenin gözünde uluslararası hukukun zorlama bir yorumuyla “meşru müdafaa” kavramı öne çıkarılmış, savunmasız insanlar maalesef görmezden gelinmiştir. İslam dünyasından gelen tepkilerde ise somut herhangi bir adımın gelmemesi sorunun temelini teşkil etmektedir. Ekonomik yaptırımlar bir tarafa, Türkiye, İsrail ile ilişkilerini Mavi Marmara sonrasında neredeyse iki katına çıkartmıştır. Kürecik'teki üsten Gazze'den kalkan füzelerin bilgisinin İsrail'e aktarılması da yine bu noktada belirtilmelidir. Katar, Suudi Arabistan gibi rejimlerin ABD’ye yakınlığının da hesaba katılmasıyla ortaya İsrail’e reel anlamda sorun çıkartmayan bir ilişki ağı söz konusudur. En sert tepkiyi ise Ekvator göstermiştir. Ekvator Hükümeti, Gazze’de ölümlere ve şiddete sebep olan İsrail’den Büyükelçisi Guillermo Basante’yi çağırma kararı almıştır.[3]   Diğer yandan, son günlerdeki çatışmalarda en kritik rolü oynayan ülke olarak, iki taraf arasında arabuluculuğu yürüten Mısır karşımıza çıkmaktadır. Mısır’ın İsrail’e bölgede en yakın olan devletlerden biri olması da Filistin lehine sonuç almayı zorlaştırmaktadır. Kısa süre önce Mısır’ın Gazze’nin can damarı sayılan tünelleri bombaladığı hatırlandığında bu durum daha da net anlaşılacaktır. Bazı Filistinlilere göre, İsrail Mısır’a kaçakçılığı azaltması için baskı yaptığında, Mısırlı askerler bazen tünellere gaz pompalayarak havayı zehirlemektedir. Mısır ise bunu inkar etmektedir.[4] Uluslararası mekanizmaların da harekete geçmesinin zor olduğu görüldüğünde durum çıkmaza doğru sürüklenecektir.

 

İsrail’in Sert Tavrı

 

İsrail’in verdiği reaksiyonun temellerini anlamak bakımından olayların öncesindeki konjonktürü incelemekte fayda vardır. Kısa süre önce Filistin ve İsrail arasında gerçekleşen müzakerelerden herhangi bir sonuç çıkmamış ve tarihteki birçok diyalog süreci gibi bu süreç de başarısızlıkla sonuçlanmıştır. ABD’nin teşvikiyle başlayan bu süreç maalesef tarafları bir araya tam olarak getirememiş ve Nisan ayında sona ermiştir. Yine, HAMAS ile El Fetih’in birleşmesi, Filistin’deki ayrılıklardan büyük faydalar elde eden İsrail açısından olumsuz bir gelişmedir.

 

İsrail'in, tünellerin yok edilmesini gerekçe göstererek bu kadar kapsamlı bir operasyona girişilme bu bölgeden göçe zorlanmak ve buradaki yapıyı da değiştirmek amacına hizmet etmektedir. HAMAS kontrolünden ve Kassam Tugaylarının verdiği karşılıklardan rahatsızlığı İsrail’in agresif tavrını iyice artırmaktadır. Bu sert operasyonlarla HAMAS’a zarar vermeyi amaçlayan İsrail’in bu politikaları sonucunda HAMAS’ın İsrail’e karşı bakışını daha da olumsuzlaştıracak ve ileriki zamanlar için daha da büyük sorunlara yol açacaktır.

 

Yine, ilerleyen dönemlerdeki seçim kampanyasında Benyamin Netanyahu, seçim kampanyasında “şahin” kanada karşı İsrail’e ne kadar sert tepki gösterdiklerini söylerken bu günlerde düzenlenen harekat en fazla referans verdikleri gelişmelerden olacaktır. İktidar muhalefet ilişkilerinden ziyade İsrail devletinin kurumları arasında da son dönemde bazı anlaşmazlıkların çıktığı hatırlanmalıdır. Dışişleri Bakanlığı personeli birkaç önce dünya çapında çalışma şartlarından dolayı grev kararı almıştır.

 

Değişen Bölgesel Dengeler

 

Değişen bölgesel dengelerde ve yeniden kurulan bir denklemde İsrail kendisine  tehditleri engelleme noktasında çalışmaktadır ve ayırca kendisine alan açma, kurduğu yerleşim yerlerinin temellerini sağlamlaştırmak uğraşına girmiştir. Kendisine karşı çıkabilecek güçlerin farklı sorunlarla uğraştığı şu noktada, Orta Doğu’nun karmaşık yapısında nüfuzunu artırma uğraşında olan İsrail, Orta Doğu’da güvenlik noktalarını da dizayn etmeye çalışmaktadır. Netanyahu’nun bağımsız Kürdistan’a destek veren açıklamasını bu açıdan da okumak gerekmektedir.

 

ABD'nin işgali ve ülkeye dış müdahale yerel kuvvetler arasında bir kızgınlığa oram hazırlamış ve ABD ordusunun bölgeden çıkışından sonra radikal unsurlar üzerinden öfke patlamasına sebep olmuştur. Öte yandan terör örgütleri kendilerine yeni kurulmakta olan zayıf devlet otoritesini fırsat bilmiştir. ABD'nin insan hakları ve özgürlükler ile insanlarını koruma noktasında “başarısız devlet” (failed state) olarak lanse ettiği devletler, hükümranlık noktasında zayıf devletlere dönüşmüş ve terör bu sefer devletlerin “başarısızlığından” değil “zayıflığından” ve kırılgan toplumsal faktörlerden beslenmeye başlamıştır. İşgaller ise devletlerin koruma mekanizmalarında bir gelişmeye katkıda bulunmamış diğer yandan da söz edilen “başarısızlık” baki kalmıştır. Örneğin, IŞID, Telafer'e yaklaşık 1000 kişiyle girmiş ve 300 bin insan şehirden mecburi göçe zorlanmıştır. Telafer’de Irak içerisindeki en mobilize olan Türkmen gruplar yer alsalar dahi direnecek silahlı kapasiteleri kısıtlıdır. Irak Ordusunun bölgeyi bir anda terk etmesi işte bu zayıflığın tam manasıyla tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Bunun yanı sıra, daha sonraki güçlerde Irak merkezi ordusunun gelişi güzel bir şekilde IŞİD’e yönelik düzenlediği hava harekatları sonucunda sivil halka da zarar vermesi, devletin başarısızlığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Şu anda banka soygunu, petrol kuyularından elde ettikleri gelirler gibi maddi kaynaklarla ekonomisini muazzam seviyelere çıkartan terör örgütü IŞİD karşısında karşılık verecek güç kalmamıştır.

 

İsrail’e yönelik yapılacak bir saldırıdan IŞID kazançlı çıkmayacağını bilmektedir. O nedenden ötürü İsrail'e tabiri caizse “sataşmamayı” tercih etmektedir. Sosyal medyada yaptığı açıklamada fitne çıkamadığı sürece İsrail'e saldırmayacağını söylemesi böyle bir stratejinin çıktısıdır. IŞİD, diğer muhalif güçlere de olumlu bakmamaktadır; ama asıl olarak Suriye'de Esad ile savaşması ve İsrail'in arasının iyi olmadığı Maliki yönetimini tehdit etmesi yine İsrail'in avantajına olan noktadır. Orta Doğu'da mezhep faylarının derinleştiği, ideolojik ayrılıkların arttığı ve kargaşanın bunlar çerçevesinde devam ettiği bu konjonktür ise en fazla İsrail'i memnun etmiştir.

 

Değerlendirme

 

İsrail, 8000 bin kişilik bir kuvvetle girdiği Gazze’de ilerleyen süreçlerde kalmayacağı nettir, yalnız yapılacak olan ateşkes de uluslararası tepkiler değerlendirildiğinde Filistin’in lehine olmayacağı da açıktır. Telafer’de yaşananların ilerleyen süreçte bir Açıkhava hapishanesi olan Gazze’de yaşanması olası senaryolar arasındadır. Öte yandan özellikle, ABD’nin İsrail’in yaptığı katliamlar üzerine yaptığı açıklama, uluslararası camiada Obama yönetiminin bu sorunu çözeceğine ilişkin zaten fazla olmayan umudun iyice azalmasına sebep olmuştur. Sosyal medyada son derece iyi bir şekilde operasyonun propagandasını yapan İsrail, küresel medya kuruluşlarının da zaten desteğini hep yanında hissetmiştir.

 

Türkiye, iç politikada “Gazze” faktörünü sıkça kullanan ve İsrail karşıtı açıklamalarıyla dikkat çeken iktidar partisinin tutumu ise şu ana kadar hiçbir somut adıma ve yaptırıma dönüşmemiştir. 18 Temmuz’da İsrail, Türkiye’deki diplomatik temsilciliklerin görevlilerini çekeceğini açıklamıştır. Dışişleri Bakanı Liebermann, kararın büyükelçilik binasına saldırıların ve Türk yetkililer tarafından İsrail karşıtı söylemlerin üzerine alındığını söylemiştir.[5]  İsrail, IŞİD terörünün Irak’ta arttığı geçtiğimiz günlerde ABD’nin büyükelçiliğinin büyük ölçüde tahliye edilmesine benzer bir planı Türkiye’de uygulamıştır. Bunun yanında, Mahmud Abbas’ın Türkiye ziyareti ise uluslararası kamuoyunu harekete geçirme noktasında işaretler verilmiştir, ne var ki buradan Filistin için olumlu sonuç alınması şimdilik kolay değildir.

 

İsrail’in kara harekatından geriye, ölen masum çocuklar, yıkılmış binalar, dolmuş morglar kalmıştır. Bir başka deyişle, Gazze’nin kara bahtı  devam etmiş, dünya tarihine bir kara leke daha eklenmiştir.

 


[1] Child Fatalities, http://www.dci-palestine.org/content/child-fatalities, Erişim Tarihi: 18 Temmuz 2014.

[2] Obama Asks Netanyahu To Minimize Civilian Casualties As Israel Responds To Hamas Attacks With Ground Incursion, http://www.dailymail.co.uk/news/article-2697578/Obama-encourages-Israel-minimize-civilian-death.html#ixzz37rHdPNlz, Erişim Tarihi: 18 Temmuz 2014.

[3] Ecuador Calls Its Ambassador In Israel, http://lainfo.es/en/2014/07/18/ecuador-calls-its-ambassador-in-israel/, Erişim Tarihi: 18 Temmuz 2014.

[4] James Verini, Gazze’nin Tünelleri, National Geographic Türkiye, Aralık 2012, s. 102.

[5] After Violent Protests, Israel To Pull Some Diplomatic Staff From Turkey, http://www.timesofisrael.com/after-violent-protest-israel-to-pull-some-diplomatic-staff-from-turkey/#ixzz37rOFflZC, Erişim Tarihi: 18 Temmuz 2014.