Üç büyük semavi din olan, Musevilik, Hristiyanlık, İslam tarafından kutsal sayılan Filistin toprakları ile ilgili sorunun, Ortadoğu’da günümüzün en karmaşık uluslararası sorunlarından birisi olarak bütün Dünya’nın ilgisini çeken konumunu muhafaza ettiği söylenebilir.

 

Sorunun günümüzde ortaya çıkış nedeni olarak, 19’ncu yüzyıl sonlarında başlayarak, 20’nci yüzyıl başlarında yoğunlaşan Yahudi göçü sonucunda, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesini müteakip, bu toprak üzerinde galip devletlerin ve özellikle, İngiltere ve ABD’nin baskısıyla de-facto olarak, bir İsrail Devlet'inin oluşturulması olduğu ifade edilebilir. İngiltere, Amerika’nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini BM’e götürüp, meselenin çözülmesini istemiştir. 29 Kasım 1947'de, BM, Filistin topraklarının yüzde 56'sının 650 bin kişilik Yahudi nüfusuna, yüzde 44'ünün ise 1 milyon 300 bin kişilik nüfusu bulunan Filistin'e verilmesini ve Kudüs'ü uluslararası statüye alan bir planı onaylamıştır. İsrail devletinin kuruluşu, 14 Mayıs 1948 tarihinde ilan edilmiştir. Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar ret etmişti. Bu tarihten başlayarak meydana gelen Arap-İsrail çatışmaları veya İsrail'in giriştiği tek yanlı eylemler sonucunda, hemen tüm Filistin toprakları İsrail'in işgali altına girmiş, bu topraklarda yaşayan insanların büyük çoğunluğu diğer Arap ülkelerindeki mülteci kamplarına göçmüşlerdir. Birleşmiş Milletler, bunu izleyen yıllarda, İsrail'in kuruluş aşamasındaki sınırlarının dışında işgal ettiği toprakları terk etmesi yolunda ve de özellikle, Filistin mültecilerinin durumlarının iyileştirilmesi doğrultusunda sayısız karar almışsa da, bu konularda pek önemli bir gelişme sağlanamamıştır. Soruna bir çözüm bulunamamasında, anlaşmazlığın oldukça karmaşık bir nitelik taşımasının yanı sıra Arap ülkelerinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklarının sürmesinin, süper güçlerin bölgedeki çıkarları ile ilgilenmelerinin ve İsrail'in askeri gücünün önemli rolü olduğu dikkatleri çeken olgular olarak görülmektedir.

 

İsrail devletinin kurulmasından sonra, İsrail ile Araplar arasında 1956, 1967 ve 1973 yıllarında savaşlar yapılmış ancak, Araplar lehine bir sonuç alınamamıştır. İsrail 1980 yılında Kudüs’ü başşehir olarak ilan etmiştir.

 

1964’de kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) daha önce yapılan her iki nizami savaşta da Araplar lehine herhangi bir sonuca ulaşılamayınca, 1967’den sonra gerilla savaşı taktikleri ile İsrail’e karşı mücadeleyi başlatmıştır. Ancak İsrail ve Filistin arasındaki toprak ve bağımsızlık pazarlığına sonradan müdahil olan taraflar önemli aktörler olarak yer almışlardır. Suudi Arabistan’ın desteklediği El Fetih direnişine İran ve Suriye’nin desteklediği Lübnan’daki Hizbullah ve Gazze’de ki Hamas eklenince ortam terör örgütlerinin sadece İsrail’e karşı değil kendi arasında da mücadele ettiği bir savaş alanına dönüşmüştür. Suriye, Lübnan üzerindeki kontrolünü kaybetmemek için Hizbullah; İran ise ABD ile yapacağı pazarlıklar için Hamas kartını elinde tutmak istemektedir. Şii İslam anlayışı ve yapılanması çerçevesinde İsrail’e karşı savaşan Hizbullah, İsrail’in güvenliği için en hayatî tehditlerden birini oluşturmuştur. İsrail’in 2006’da Hizbullah’a, şimdi de Hamas’a karşı düzenlediği operasyonlar kendi halkının güvenliği yanında süreçten Suriye ve İran aktörlerini elimine etmeyi amaçlamaktadır[i]. Ancak, yapılan mücadeleler sonucunda 2007 Kasım ayında yapılan Başkan George W. Bush’un “Barış için Yol Haritası” kapsamında Annapolis Konferansı ile İki Devletli Çözüm gündeme gelmiştir. İmzalanan ortak deklarasyona göre her iki taraf, nihai amaç olan “Filistinlilere bir Filistin yurdu, İsraillilere bir İsrail yurdu olacak iki devletli bir çözümü hedeflediklerini” [ii] açıklamıştır. İki devletli çözümü ABD,İsrail ve Filistin’de El Fatih kabul etmiş, Hamas karşı çıkmıştır. Ancak, prensipte anlaşılmasına rağmen üç temel konuda ciddi görüş ayrılıklarının olduğu ortaya çıkmıştır. Bunlar; Kudüs’ün statüsü, sınırları ve Mescidi Aksa, müstakbel Filistin devletinin sınırları ve Batı Şeria’daki İsrail yerleşimi ve Filistinli mültecilerin geri dönmesi sorunları olarak özetlenebilir. Batı Şeria’da İsrail’in yerleşime açması görüşmeleri zora sokmuştur. 2009’dan itibaren ABD ve AB İsrail hükümetine Filistin devletinin kurulması ve iki devletli çözüm için verdiği sözü tutması konusunda baskıya başlamıştır. 2009 Mart ayında AB yetkilileri yeni seçilen hükümetin müstakbel Başbakanı olan Netanyahu’nun Filistin devletini kabul etmesi veya sonuçlarına katlanması gerektiği konusunda açıklama yapmışlardır.[iii]

 

ABD’nin Soruna Yaklaşımı

 

4 Haziran 2009’da ABD Başkanı Barak OBAMA Mısır’da Müslüman Dünya’sına yaptığı açıklamada, iki devletli çözümü desteklediğini açıklamıştır.[iv]

 

14 Haziran 2009 tarihinde İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu Bat İlan Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada ilk olarak Ürdün nehrinin Batı’sında bir silahlardan arındırılmış bir Filistin devletinin kurulacağından bahsetmiştir[v]. Netanyahu’nun 2009 Haziran ayı sonunda yapmış olduğu açıklamada, “Birleşik Kudüs’ün Yahudi halkının ve İsrail devletinin başşehri olduğu ve bu şehirde İsrail egemenliği tartışılamaz” olduğunu ifade etmesi[vi] kriz yaratmış ve Filistin Müzakerecisi Saeb Erakat Doğu Kudüs Filistin devlerinin başşehri olarak belirlenmez ise, iki devlet arasında barışın gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını söylemiştir. Netanyahu’nun bu açıklamaları ABD ile İsrail arasında gerginliğe sebep olmuştur.

 

ABD Başkanı Josept Biden’in İsrail’e ziyaretini bu atmosfer altında, ilişkileri yeniden canlandırmak ve güven tazelemek maksadıyla yaptığını yapmış olduğu açıklamalardan anlamak mümkündür. Ancak, hükümet içinde bulunan şahinlerle, güvercinlerin çatışmasının yarattığı istikrarsız görünüm burada da kendisini göstermiş ve İsrail İç İşleri Bakanlığı Doğu Kudüs’te 1600 yeni yerleşime izin verileceğini açıklamıştır[vii]. Bu açıklamanın ABD Başkan yardımcısı Biden’in İsrail’i ziyareti sırasında yapılmış olması ABD’nde şok etkisi yaratmış ve Başkan Yardımcısının kınaması ve ABD yönetiminin bağımsız Filistin devletinin kurulması için kararlı olduklarını ifade etmesi ile sonuçlanmıştır. Batı Şeria’daki inşaatları ABD baskısı sonucu 10 aylık bir süre ile askıya alan İsrail, başkentleri olarak kabul ettikleri Kudüs şehrini bu kısıtlamadan hariç tutmuşlardı[viii]. Bunun yanı sıra Filistinli yetkililerin İsrail’in bu girişiminin barış görüşmelerinde ciddi olmadığının göstergesi olduğunu ileri sürmelerine neden olmuştur.[ix]

 

Dolaylı Görüşmelerin Geleceği

 

ABD Başkan yardımcısı Biden dolaylı görüşmelerin sürdürülmesi durumunda kaydedilen ilerlemeye göre yüz, yüze görüşmelere geçilebileceği umudunu taşımakta olduğunu belirtmiştir. Ancak, Filistinli yetkililer İsrail’in Doğu Kudüs’te inşaata devam etmesinin dolaylı görüşmeleri dahi zora soktuğunu düşünmekte ve İsrail bu teşebbüsünden vazgeçmediği sürece dolaylı görüşmelere başlanamayacağını ifade etmiştir. Ancak, ABD Başkanı Obama’nın Mısır’da yapmış olduğu konuşmada hedef olarak iki devletli çözümü benimsemesi ve Başkan Yardımcısı Biden’in bu konuya ABD’nin kendisini adadığını ifade etmesi- eğer ABD bu taahhütünden vazgeçmez ise, sonucun kaçınılmaz olarak Filistin devletinin kurulması ile gerçekleşeceğini göstermektedir. Anlaşıldığı kadarı ile İsrail bu süreci ne kadar ağırlaştırarak, Doğu Kudüs’te ne kadar çok İsrail vatandaşını yerleştirebilirse o kadar kazançlı olacağını değerlendirmektedir. Doğu Kudüs’te sahip olduğu arazi ve nüfus ile ileride hak iddia edebileceği varsayımı ile hareket ettiğini düşünmek yanlış bir yaklaşım olamayacaktır. ABD’nin acil olarak yapması gereken şey, Doğu Kudüs’teki İsrail yerleşimini dondurmak ve Filistin devletinin kurulması ile ilgili sorunlu olan detaylara bir an evvel çözüm getirilmesi için başta İsrail olmak üzere her iki tarafı da sıkıştırmak olmalıdır. Doğu Kudüs’ün ve kutsal yerlerin sınırlarının belirlenmesi ve İsrail yerleşiminin durdurulması, Filistin devletinin Ürdün nehrinin Doğu’sunda sınırlarının belirlenmesi ilk aşamada mutabakatla belirlenerek uluslar arası güvence altına alınmalıdır. Filistinli mültecilerin sorunları konusu sonradan ele alınarak çözülebileceği konusunda Filistin tarafının yeteri kadar esneklik göstereceği düşünülmektedir. Bu durumda ABD Ortadoğu Temsilcisi George Mitchell’in Filistinlilerle Ramallah’ta, İsrailliler ile Kudüs’te görüşerek yol almaya çalışması kaçınılmaz bir hale gelmiştir.

 

Dipnotlar

 

[i]Sait Yılmaz, “Orta Doğu Dönüşürken İsrail-Filistin Çatışması ve Türkiye”, http://www.21yyte.org/tr/yazi.aspx?ID=2502&kat1=2

[ii]Full text of Bush's speech at Annapolis, including joint statement, http://www.haaretz.com/hasen/spages/928652.html

[iii]EU urges new Israeli government to accept Palestinian state, AFP, Mar 27, 2009, http://www.google.com/hostednews/afp/article/ALeqM5h8mmeoFk0LuBJup7MoB6D-OD_Q_w

[iv] REMARKS BY THE PRESIDENT ON A NEW BEGINNING, Cairo University Cairo, Egypt, http://www.whitehouse.gov/the_press_office/Remarks-by-the-President-at-Cairo-University-6-04-09/  

[v] Full text of Netanyahu's foreign policy speech at Bar Ilan,  http://www.haaretz.com/hasen/spages/1092810.html

[vi]Robert Berger, Israel Rejects US Demand to Halt East Jerusalem Project, http://www.globalsecurity.org/military/library/news/2009/07/mil-090719-voa03.htm

[vii]Blake Hounshel, So much for a friendly Biden visit to Israel, 2010, March 9

http://blog.foreignpolicy.com/posts/2010/03/09/so_much_for_a_friendly_biden_visit_to_israel

[viii]Israel announces East Jerusalem homes as Biden visits, http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/8558347.stm

[ix]Chris Mitchell, Biden Ends Controversial Visit to Israel,, http://www.cbn.com/cbnnews/insideisrael/2010/March/Biden-Ends-Controversial-Visit-to-Israel/