Bu günkü gazetelerde İsrail’in uzaya altıncı uydusunu gönderdiği haber çıkmıştır. Ofek 9 adındaki bu uydunun askeri maksatlı ve daha detaylı istihbarat sağlamak için, gerekli olduğu ifade edilmiştir. Anılan uydunun diğer iki aktif uydu ile koordineli hareket edeceği belirtilmiştir. Bu uydu ile birlikte İsrail’in kendisi için tehdit oluşturduğunu düşündüğü, başta İran olmak üzere, Suriye, Mısır ve kendi sınırları çevresindeki bütün hareketleri daha fazla detayı içerecek şekilde kontrol etme imkanı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Tabii Türkiye’yi ve Irak’ı da bu sistem içine dahil etmek gerekir diye düşünmekteyim. İsrail, bu sistem sayesinde Türkiye ve Irak sınırındaki en ufak bir hareketi, boşlukları görmek suretiyle, elde ettiği bilgileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanma imkan ve kabiliyetine sahip olabilmektedir. Yörüngeye konulan bu uydu vasıtasıyla bu yeteneğinin daha da artacağından kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu ne demektir? İsrail Irak ve Suriye’nin derinlikleri dahil Türkiye sınırına giren ve çıkan PKK unsurlarını gece ve gündüz görme olanağına sahip olabilmektedir. Tabiatıyla Türkiye içindeki her türlü birlik veya başka unsurları hareketlerini tespit edebilecek ve hedeflerine ulaşmadan önce elde ettiği bilgileri istihbarat haline getirerek, kullanıma sokabilecektir. Bu bilgileri Türkiye ile ilişkilerinin durumuna göre, bizimle veya ayrılıkçı unsurlarla paylaşmaması için hiçbir neden görülememektedir. Anılan yetenek doğal olarak, Gazze’de Hamas’a karşı, Filistin topraklarında ve diğer alanlarda da kullanılabilecektir.

 

Bu yeteneğin diğer bir veçhesi ise İsrail’in füze teknolojisi konusunda geldiği aşamadır. Bütün Dünya ülkeleri, İran veya Kuzey Kore herhangi bir füze denemesi yapsa ayağa kalkmaktadır. Bu ülkeler balistik füze denemeleri yapıyor. Uzaya uydu gönderme çalışmaları, balistik füze teknolojisi ve menzillerinin uzatılması konusunu gizleyen bir bahane şeklinde değerlendirmelerle her türlü kınama ve engellemeyi gündeme getirmektedirler. Bunun nedeni, uzaya uydu göndererek salimen geri döndürebilen ülkeler, kıtalararası balistik füze teknolojisi ve menziline sahip bir hale gelebilmeleridir. ABD ve Avrupa bu nedenle mimli ülkeler tarafından yapılan her füze denemesinde kendilerine yönelecek tehdidin biraz daha geliştiği endişesi ile feryat etmektedir.  NBC silahlarını, yani kitle imha silahlarını en fazla 35 dakika gibi bir zaman süresi içinde Dünya’nın bir köşesinden, diğer köşesine ulaştırabilecek, ileri teknoloji ve sürate sahip en uygun vasıtalar balistik füzelerdir. Saniyede, atmosfer içinde 1200 metre, uzay boşluğunda 3200 metre gibi bir sürate ulaşabilen balistik füzeler, batının sahip olduğu fakat başkasının sahip olmasına tahammül edilemediği silah sistemleri olarak görülmektedir.

 

Bu demektir ki, İsrail’de kıtalar arası balistik füze teknolojisi konusunda yeterli yeteneği kazanmıştır. Bu füzelere nükleer, biyolojik ve kimyasal harp başlıklarını (kitle imha silahlarını) yükleyerek, bu gün BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi beş üyesinin sahip olduğu Kitle İmha Silahları ve bunları atma vasıtaları yeteneğine sahiptir. Yani İsrail otamatik olarak, nükleer devletler statüsündedir ve bu konuda ABD’nin koruması altında olduğundan kimse bir şey diyememektedir.

 

Batının çifte standartlı uygulamasının dişlerine göre olduklarını düşündükleri Müslüman ve Hıristiyan olmayan ülkelere karşı olduğunu değerlendirmekteyim. Örneğin, İran ve Pakistan’ın Müslüman ülkeler, Kuzey Kore ve Hindistan’ın Hinduzm ve Budizm olduğu düşünülürse konu daha iyi değerlendirilebilir diye düşünmekteyim. Hıristiyanlık ile Yahudiliğin birbirlerine olan bağlılığı İsrail’e bakış açısının muhtemelen farklı olmasını getirmektedir. Özetle, Hıristiyanların dışında bu yeteneğe sahip olunmasının maliyeti ne olursa olsun, karşı konulması konusunda Hıristiyan Dünya’sında gizli olarak alınmış bir karar mı var? sorusu ister istemez akla gelmektedir.

 

Türkiye açısından konuyu ele aldığımız zaman, İran’ın yapmış olduğu balistik füze denemelerini büyük bir tepki ile izleyerek, füzelerin menzil çaplarına dair haritalar ortaya koyarken, artık İsrail içinde bu menzil haritalarını yapmamız ve tehdit değerlendirmesi kapsamına almamız lazım geldiğini düşünmek zorunda olduğumuz gerçeğini kabul etmeli ve buna karşı nasıl tedbir alınması gerektiğini araştırmalıyız. Bunun temel nedeni, “ülkeler arasında ebedi dostluklar yoktur, ebedi menfaatler vardır” sözünde yatmaktadır. Eskiden son derece iyi ilişkiler içinde bulunduğumuz İsrail ile bu gün gerginlik vardır. Olay tırmanarak, İsrail’in beka sorununun gündeme gelimasi durumunda, İsrail’in Türkiye’ye karşı nükleer silah kullanılmasında bir dakika dahi tereddüt edilemeyeceği konusunda hiçbirimizin şüphesi olmamalıdır. Aynı şey İran içinde geçerlidir. Bu gün ki iyi ilişkiler yarın soruna dönerse, nükleer silaha ve balistik füze yeteneğine sahip İran’ın Türkiye’ye bu yetenekleri ile dişlerini göstereceğinden şüphe etmemek gerekir diye değerlendirmekteyim.

 

Değerlendirme

 

İsrail’in uzaya konuşlandırmış olduğu uyduların kapsama alanına Türkiye’nin dahil olduğu ve Kuzey Irak dahil en ufak hareketleri görme yeteneğinin olduğunu peşinen kabul etmek gerekmektedir. Bu tür bir yeteneğin Rusya dışında, Ortadoğu’da başka bir ülkede olmadığı bilinmektedir. İsrail’in bu yeteneğinin bütün bölgenin kontrolünü sağlayan çok önemli bir üstünlük sağladığını kabul etmek gerekmektedir. İsrail’in bu yeteneğini ülkemiz lehine veya aleyhine kullanma olasılığı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

 

Buna paralel olarak, nükleer silaha sahip olduğu bilinen İsrail’in bunu istediği en uzak noktaya kadar ulaştırabilecek balistik füze yeteneği ile en az İran’ın ulaşmasından korkulduğu kabiliyete sahip ve şu an İran’ın sahip olmadığından daha fazla tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

İsrail’in bu konumu onun neden bu kadar fütursuz ve söz dinlemez bir davranış içinde olduğunun en açık göstergesi olarak durmaktadır.

 

Bu değerlendirmeler ışığında Türkiye uygulamakta olduğu dış politikalarda, Gücün temel unsurlarından biri olan askeri gücün en önemli girdisi olan, nükleer yeteneğin ve bunları atma vasıtalarının nasıl bir tehdit yaratabileceği konusunu bölgesindeki jeostratejik konumu nedeniyle, öncelikli olarak ele almalı ve hassasiyetini vurgulamalıdır.