İspanya’nın Katalan bölgesinde 25 Kasım 2012 tarihinde erken seçime gidildi. Katalanlar, Eylül ayında 1.5 milyon Katalan’ın desteğiyle daha fazla mali özerklik istemlerinin ki, halihazırda Bask bölgesinin böyle bir özerkliği varken, Başbakan Mariano Rajoy tarafından reddedilmesiyle gündeme gelmişlerdi. Bu olayın ardından, bölge lideri erken seçim çağrısında bulunmuştu. Nitekim seçimler yapıldı ve sonuçları Katalanların İspanya’dan ayrılmak isteklerini kanıtlar nitelikte olmasına rağmen İspanya ve Avrupa’yı yakından ilgilendiren birçok konuyu da beraberinde getirdi:

 

Katalan bölgesinde ekonomik dar boğazın da etkisiyle mevcut ayrılıkçı istemlerin arttığını gözlemlemek mümkündür. Dört farklı siyasi parti olmalarına rağmen Katalan halk bu seçimlerde İspanya’dan ayrılmak istediğini dile getirmiş oldu. Ancak bu zafer Katalan bölgesinin başkanını tatmin etmedi. 2014 yılında İspanya’dan ayrılmak üzere referandum düzenlemeyi planlayan Katalan Başkan Artur Mas’ın Uyum ve Birlik (Convergence and Union) Partisi bu seçimlerde parlamentodaki koltuk sayısını 62’den 50’ye düşürdü. Katalan Başkan’ın Uyum ve Birlik (Convergence and Union) Partisi tek başına olası bir bağımsızlık referandumu için gerekli olan mutlak çoğunluğu sağlayacak kadar oy alamazken, yerel parlamentonun 135 koltuğunu alarak parlamento üyelerinin üçte ikisinden daha fazlasını oluşturan ayrılıkçı düşünceler bu seçimlere damgasını vurdu. [1]

 

İspanya açısından değerlendirildiğinde, ayrılıkçı partilerin seçim zaferi, İspanyol vergi sisteminin Katalan halka adaletsiz davrandığı gerekçesiyle daha fazla vergi özerkliği isteminde bulunan Katalanların, Başbakanın bu istemi geri çevirmesine rağmen, fikirlerinin değişmediği çıkarımında bulunmak yersiz olmayacaktır. Zira Avrupa’nın ve İspanya’nın içinde bulunduğu bu ekonomik kriz ortamında yüzde 25’lik işsizlik oranıyla mücadele eden İspanya ekonomisinin en büyük ikinci şehri olarak ve ülkenin vergi kazançlarıyla hayati kaynaklarından biri olan Katalan bölgesinin, ayrı bir devlet olması İspanyol ekonomisi için büyük bir kayıp olacaktır.

 

Bir diğer önemli nokta ise, bu istemin ülkedeki diğer bölgeleri de harekete geçirme ihtimalidir. Çünkü İspanya 17 yarı özerk bölgeden oluşmaktadır ve Katalanlar İspanya’nın bağımsızlık isteminde bulunan tek bölgesi değildir. 4 yıl önce Bask bölgesinin bağımsızlık talebinin önü anayasayla kapatılmış olmasına rağmen, ayrılıkçı partilerin seçimlerdeki zaferiyle bu kez parlamentodaki artan Katalan nüfus göz önüne alındığında Katalanlardan gelecek böyle bir istemin önüne geçilmesi daha zor olacaktır. Bu noktada, Katalanların bu yolda alacağı herhangi bir adım Galiçya ve Bask bölgelerinde de hareketliliğe neden olacağı öngörüsünde bulunmak yersiz olmayacaktır.

 

Diğer yandan, bağımsızlık referandum planı İspanyol Anayasasına zarar verecektir. İspanya Anayasasına göre özerk bölgelerin bağımsızlık amacıyla referanduma gitmesi yasaklamıştır. 1.5 milyon Katalanın Eylül ayında ayrılık istemiyle birleşmesi netice vermiş gözükse de Katalanların ayrılmak üzere referanduma gitmesinin önünde anayasal engeller de mevcuttur. Katalan bölgesinin olası bir bağımsızlık referandumu İspanyol anayasasına zarar vereceğinden ülkenin siyasi istikrarını da bozacaktır.

 

Bununla birlikte, siyasi bakımdan oluşacak istikrarsızlık ortamı ülkenin ekonomik istikrarını da zedeleyeceğinden bu durum konuyu Avrupa’nın da gündemine taşıyacaktır. “Tam bağımsız Avrupa Birliği üyesi olan bir Katalan devleti” hayalini kuran Katalanların bu isteğinin gerçekleşmesi “otomatik bir üyeliğin kabul edilebilir olmayacağı gerekçesiyle, sıraya girilmesi gerektiğinden” ve krizle mücadele etse dahi birliğin en büyük beşinci ekonomisi olan İspanya’nın böyle bir üyeliğe sıcak bakmayacağı düşünülürse oldukça zor görünmektedir. Bu ise, Katalanların Euro bölgesinden ve Avrupa Birliği’nden çıkarılması sonucunda Avrupa ticaretinden ve Avrupa’nın krizle mücadele kapsamındaki yardımlarından mahrum kalması anlamına gelmektedir. Her ne kadar İskoçya’nın Westminster Hükümetinden bağımsızlık referandumu iznini almış olması Katalanları bu yolda destekler gibi görünse de Avrupa’nın içinde bulunduğu ekonomik krizde böylesine büyük bir riski göze alacağı garantisini vermemektedir.

 

Dolayısıyla Katalanların bu olasılıkları dikkate alarak referandum planlarını vergi sisteminde yapılacak bir düzenleme yani Katalanların vergiyi kendi topraklarında değerlendirmesine olanak sağlayacak bir müzakere ya da mali bakımdan daha fazla özerklik adına bir müzakere istemi üzerine yapılması ülkenin siyasi ve ekonomik dengelerini görece daha az yıpratacaktır. Referandumun bağımsızlık istemi yerine mali özerkliği müzakere etme istemiyle yapılması, parlamentoya giren bağımsızlık taraftarı Katalan nüfusun da etkisiyle Başbakan’ın müzakere masasına oturma yolunu açacaktır. Bu durumda ise; Başbakan’ın daha önce başından savmış olduğu Katalanların mali özerkliği konusunda Katalanların elinin daha güçlü olacağından hem Katalanların, müzakere ortamının İspanya’nın siyasi istikrarını bağımsızlık istemi kadar sarsmayacağı ön görüsünden hareketle hem de İspanya ve Avrupa Birliği’nin yararına olacağı ön görüsünde bulunmak yersiz olmayacaktır.

 

Değerlendirme

 

Mevcut ekonomik şartlarda Katalanlardan yükselen bağımsızlık istemi İspanya’nın şuanda kaldırabileceğinin biraz üstesinde görülüyor. Hem yüksek işsizlik oranı ve kemer sıkma politikalarının yüküyle ezilen İspanyol halkın sokaklara dökülmesini önlemeye çalışan hem de ekonomik krizle savaşan İspanya hükümetinin bu dengeyi ararken daha hassas davranması gerekliliği ortaya çıktığından bu seçimlerden sonra Katalanlar başta olmak üzere, halkın, özellikle de ayrılıkçı grupların istemlerini kulak ardı etmesi güçleşmiştir.

 

Katalan başkanın seçimlerde istediği zaferi elde edememiş olması, İspanya hükümetini ve Avrupa’yı biraz rahatlatmış olsa da, sonuçlar ayrılıkçı söylemleri dindirmiyor. İspanya’dan bağımsız bir Katalan Bölgesi henüz bir takım temel dinamiklerin yerine oturmamış olmasından gerçeklikten uzakmış gibi görünse de gündemden uzak olmayacaktır. Anayasal engellere rağmen Katalanların 2014’te bağımsızlık için referanduma gitme olasılığı, Avrupa’nın İskoçya ve Büyük Britanya’nın referandum sancısıyla zaten başı ağrımıyormuş gibi, ağrıyan başını daha da ağrıtacağı, Türkiye gibi aday ülkeler yerine üye ülkelerdeki siyasi ve pek tabi ekonomik krizlerle daha çok meşgul olmaya itileceği anlamına gelmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1]http://www.socialistworker.co.uk/art.php?id=30096, Erişim Tarihi: 28 Kasım 2012.