Irak Şam İslam Devleti (IŞİD)’nin saldırılarının şiddetlenerek artması son olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin hava saldırılarıyla müdahalesine sebep olmuştur. Bölgede şiddetini arttıran çatışmalar son gelişmeler neticesinde, IŞİD’in sadece bölgeyi değil giderek tüm dünyayı ilgilendiren bir sorun haline geldiğini bir kez daha göstermiştir. Tüm dünyanın dikkatini toplayan IŞİD’in, Türk dış politikasında da uzun vadede derin izler bırakmasının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.

 

Yabancı militan sayısı 10 binlere ulaştığı iddia edilen IŞİD’in dünya üzerinde en fazla Batılı militan sayısına sahip olan terörist örgüt olarak karşımıza çıkması, daha önceki araştırmalarımızda da belirttiğimiz üzere birçok Batılı ülkede korku ve endişeye neden olmaktadır.[1]Avrupa’dan Orta Doğu’ya savaşmak için gelen Avrupalı Müslümanların Avrupa’ya daha fazla radikalleşerek dönmeleri ve radikalizmi Avrupa’ya taşıyacakları yönündeki korkular henüz giderilememiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a müdahalesi de bu kapsamda değerlendirildiğinde ABD’ye seyahatlere getirilen elektronik cihazların çalışır durumda olduğunun ispat zorunluluğu bu endişelerin başlıca göstergelerinden biri olarak ve ABD’de de radikalizm endişelerinin tırmandığı şeklinde yorumlanabilecektir.

 

IŞİD terör örgütünün Irak’ta Musul’u aldıktan sonra 2 Ağustos’ta Kürt peşmergelerinin denetiminde olan bölgelere de girmesi ile son bir haftada yaklaşık 150 bin kişinin yerinden olduğu ortaya çıkmıştır. Göçe zorlanan topluluklar arasında en büyük nüfusa sahip olan ve IŞİD’e karşı savaşan Kürtlere Irak yönetiminin desteğinin yanında ABD’nin de IŞİD’in “soykırım” yaptığı gerekçesiyle müdahalesine sebep olmuştur. Buna ek olarak ABD Savunma Bakanlığı, Pentagon’un bölgedeki Kürtleri silahlandırmaya yönelik hazırlık iddiaları medyaya yansımıştır. 11 Eylül’den kalan ve henüz bertaraf edilememiş İslami terör endişelerinin ve buna yönelik tartışmaların yeniden zuhur etmesi kaçınılmaz görünmektedir.

 

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in “Bir grup teröristten oluşan, sözde İslam Devleti” olarak nitelendirdiği IŞİD’in ilerleyişlerinin durdurulmasına verdikleri önemi belirterek “Eğer müttefiklerimizden herhangi biri, bu vakada, özellikle de Türkiye, tehdit edilirse, Türkiye'yi ya da diğer müttefiklerimizi etkili şekilde savunma konusunda gerekli tüm adımları atmak için tereddüt etmeyiz" açıklamalarında bulunmuştur.[2]NATO’nun bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiğini belirten bu açıklamaların da gösterdiği gibi IŞİD’in tüm dünyayı ilgilendiren ciddi bir istikrarsızlık ve çatışma ortamı yaratabilecek bir tehdit unsuru olarak yorumlanması kaçınılmaz olmuştur. NATO’nun ve tabii ki ABD’nin IŞİD’e karşı tarafını belli etmesi, Batı’nın IŞİD’i askeri müdahalelerden kaçınılmayacak kadar ciddi bir tehdit olarak gördüğünü ortaya koymuştur. Bölgenin geleceğini etkileyen bu gelişmeler Türkiye’yi istikrarsızlaştırabileceğinden Türkiye’nin IŞİD’e karşı gerekli önlemleri acilen değerlendirmesi ve uygulamaya koyması gerekecektir.

 

Radikalleşme Kaygıları, İslamofobi

 

Başta ABD olmak üzere birçok ülkede devam eden terörün İslamiyet ile ilişkilendirildiği kampanyalar, Orta Doğu’daki çatışmalarla dolaylı olarak güç kazanmaktadır. Dolayısıyla iç politikada IŞİD’e karşı destek arayan siyasilerin tutumları faturanın yine İslamiyet’e kesilmesini sağlayabileceğinden tüm dünyanın sağduyulu davranmasını gerektiren bir husustur. İsrail ve Filistin arasındaki çatışmalarda istikrarlı bir ateşkes ortamının yakalanamadığı bu süreçte ABD’nin Gazze’deki katliamlara karşı İsrail tarafında yer almasının ardından Irak’ta IŞİD’i hava saldırılarıyla vurması gibi gerginliklerin IŞİD’in ve radikallerin gayrimüslimlere karşı nefretini körükleyebileceğine dikkat çekilmelidir. Buna karşın Batı’nın Orta Doğu’daki yaptığı ve yapmadığı her şeyin zaten fazlasıyla radikal olan IŞİD sempatizanları nazarında karşılık bulması gereken veya cihat gerektiren bir tehdit olarak algılanabileceğinden IŞİD’in bölgedeki sorunlardan ABD’yi ve gelecekteki muhtemel müdahaleleri nedeniyle NATO’yu sorumlu tutması İslam karşıtlığı kaygılarını arttıracaktır. Bu nedenle İslamofobi’nin yeniden gündeme gelmesi kaçınılmaz görünmektedir.

 

Bu açıklamaların da işaret ettiği gibi Türkiye’nin müzmin müttefiklerinin IŞİD konusunda hem fikir oldukları görülmektedir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD’e karşı tutum ve politikalarısadece iç siyasette değil dış politikada da önemini arttırmıştır. Bugüne kadar cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi iç politikadaki istikrar gereksinimlerinin atlatılmasıyla Türkiye’nin elini IŞİD taşının altına koyması gerekecektir. Zira, Batı’nın yukarıda belirtilen kaygı ve uygulamalarından sonra Türkiye’nin IŞİD’in katliamları karşında bu güne kadar göstermiş olduğu tutumla birlikte başta sınır güvenliği hususundaki IŞİD’in faydalandığı yönündeki iddiaları giderecek bazı uygulamalarını değiştirmesi beklenmektedir.

 

Türkiye Açısından – IŞİD

 

Türkiye’nin Musul Başkonsolosu ve 49 vatandaşının IŞİD tarafından rehin alınmasından sonra gerçekleşen olaylar, IŞİD’i kınamak da dahil olmak üzere bir çok alanda Türkiye’yi IŞİD’e karşı girişimlerinde şüphesiz ki isteksiz kılmaktadır. Fakat bu durum, Batı’nın bu gerekçe ile IŞİD’i desteklediği şeklinde yorumlanabilecek yeni durumlara karşı hoşgörüsünü koruyacağı şeklinde yorumlanmamalıdır. Zira Erbil’de temsilciliği bulunan ABD’nin IŞİD yönünü Erbil’e döndüğünde müdahale gereksinimi duymasına karşın, Musul’daki Türkiye Konsolosluğu’nun tahliye dahi edilmemesinin gerekçeleri gibi halen cevaplandırılmamış bazı sorular, iç ve dış politikada mevcudiyetini korumaktadır.

 

Bu bakımdan Türkiye’nin, özellikle sosyal medyada IŞİD lideri olduğu iddia edilen bir kişinin Hatay’daki bir hastanede tedavi edildiği,[3]IŞİD’e silah taşırken yakalandığı iddia edilen tırlar gibi bazı öneklerde Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiği ya da varlığına göz yumduğu şeklindeki yorumları unutturması gerekecektir. Batılı kaynakların IŞİD’in yüzde 10’unun Türk vatandaşı olduğu yönündeki iddiaları ve Avrupalı devlet yetkililerinin IŞİD’e katılmak üzere bölgeye giden militanların Türkiye’yi Suriye ve Irak’a geçişlerinde transit ülke olarak kullanmalarından duydukları rahatsızlığı Türkiye’nin uyarı olarak görmesive değerlendirmesi gerekecektir.[4]Öte yandan Ramazan Bayramında İstanbul’daki bir camii önünde cihat çağrısı yapan uzun sakallı bir gruba müdahale dahi edilmediği şeklindeki bazı haberler, IŞİD'e yapılan silah ve para yardımları gibi bazı iddialar bu bakımdan Türkiye’yi dış politikada zor durumda bırakması muhtemel türden gelişmelerdir.

 

Olası bir İslami radikal saldırısında bölgedeki gelişmelere sessiz kaldığı ya da bu gelişmeleri görmezden geldiği gibi nedenlerle Türkiye’nin de madden ya da manen zan altında kalması kabul edilebilir bir durum olmayacaktır. Bu bakımdan Türkiye’nin IŞİD krizi ile mücadelede beklentileri düşürecek, bir tarafı zan altında bırakacak söylem ve girişimlerden uzak durması gerekecektir. Zira Musul eski Valisi Atheel Al-Nujaifi’nin, ki kendisinin zamanında Türk yetkililerine konsolosluğu tahliye etme çağrısında bulunduğu belirtiliyor, IŞİD’in rehin alınan vatandaşları yakın zamanda salıvermesini pek mümkün görmediği şeklindeki açıklamaları dikkate alınmalıdır.[5] Dolayısıyla Türkiye’nin içinde bulunduğu rehineler, IŞİD ve Batılı müttefikler üçgeninin bir müddet daha devam edeceği öngörülmektedir.

 

NATO üyesi Türkiye’nin İsrail’i hedef alan bazı ithamlarının Batı’nın, özellikle de ABD’nin hoşuna gitmese de IŞİD üzerinde olumlu bir etki bırakacağı düşünülebilecektir. Türkiye’nin Gazze’ye karşı göstermiş olduğu bu duyarlılık, IŞİD’in tepkisini dengeleyecektir. Özellikle, NATO üyeliği ve demokrasi ile IŞİD’in tepkisini çekebileceği düşünülen Türkiye, temkinli davranıldığı müddetçe rehinelerinin güvenliğini riske atmayacaktır. Türkiye’nin bölgedeki krizin başlamasından veya IŞİD’in güçlenmesinden belirli kesimleri sorumlu tutmaktan ziyade;[6] çözüm önerileriyle, yıllardır üstlenilen arabuluculuk tutumlarıyla söz konusu duruma yaklaşması gerekmektedir. Türkiye sınırlarından görülebilecek kadar yakın yerlerde konuşlanmış olan IŞİD’e karşı sert gücünü kullanmakta isteksizliğini meşru kılan rehinelerin varlığı da Türkiye’ye bu noktada yumuşak gücünü kullanmaktan başka bir yol bırakmamaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin yumuşak gücünü yıpratabilecek gelişmelerden kaçınması bundan sonraki gelişmelerde etkin ve yapıcı bir rol almasını gerektiren çıkarları için belirleyici olacaktır.

 

Değerlendirme

 

Son dönemdeki gelişmeler, Türkiye’nin dış politikada ne kadar temkinli olması gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır. Bölgesindeki çatışmalara eklenen ve eklenebilecek yeni taraflar, Türkiye’nin bu gelişmeler karşısında tepkisiz kalmasını zorlaştırmakta ve Türkiye’yi iç ve dış politikada köklü yeniliklere sevk etmektedir. Bu bakımdan, Türkiye’nin İslamiyet ve demokrasiyi bünyesinde birleştirmesi ile kazandığı yumuşak gücün,sadece Türk rehinelerinin güvenliği için değil, hem olası radikalleşmelere hem de İslamofobiye karşı bir panzehir olarak kullanılabileceğine dikkat çekilmelidir. Bu nedenle, Türkiye’nin bu güne kadar IŞİD’e karşı uyguladığı politikalarını geride bırakması, içte ve dışta kamuoyuna karşı cevap vermekte güç duruma sokacak yeni skandallardan ve Türkiye’yi töhmet altında bırakacak her türlü girişimden uzak, IŞİD politikasında gerçek anlamda bir “eksen kayması” yaşamasını umuyor ve bekliyoruz.

 

 


[1]Avrupa IŞİD’e Karşı Harekete Geçti, http://www.turksam.org/tr/makale-detay/1142-avrupa-isid-e-karsi-harekete-gecti, Erişim Tarihi: 8 Ağustos 2014

[2]NATO SaysWould Help Defend Turkey If Threatened by Islamic State, http://www.reuters.com/article/2014/08/11/us-iraq-security-nato-idUSKBN0GB18J20140811, Erişim Tarihi: 11 Ağustos 2014

[3]Daniel Pipes, TurkishSupportfor ISIS,The Washington Times, http://www.danielpipes.org/14486/turkey-isis Erişim Tarihi: 4 Ağustos 2014

[4]10 Percent of ISIS FightersReportedlyTurkish, http://asbarez.com/125678/10-percent-of-isis-fighters-reportedly-turkish/, Erişim Tarihi: 8 Ağustos 2014

[6] Davutoğlu: Risk Değerlendirmesi Yaptık, http://www.takvahaber.net/guncel/davutoglu-risk-degerlendirmesi-yaptik-h9295.html, Erişim Tarihi: 10 Ağustos 2014