Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Dış Politika Çalışmaları Uzmanlarından Sn. Hüseyin Raşit YILMAZ, yaptığımız söyleşide Orta Doğu'daki son gelişmeleri Turksam için değerlendirdi. 

 

–  Öncelikle IŞİD terör örgütünün oluşumu ve etki alanını bu kadar genişletebilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz ?

 

Her ne kadar kamuoyunda Işid'in hızlı ilerleyişi ciddi bir şok etkisi oluştursa da bölgeyi takip edenler bir süredir bu tip bir ilerleyiş bekliyordu. Nispeten öngörülemeyen vakıa Sünni bölgesinden Bağdata doğru yayılan bu ilerleyişin bir kaç yıl önceye kadar ismi pek bilinmeyen bir örgütün öncülüğünde gerçekleşmiş olmasıdır. Amerika işgalinden sonra oluşturulan ve geniş Sünni aşiretlerden beslenen Sahva sisteminin Maliki döneminde büyük ölçüde ortadan kaldırılması, devlet kurumlarındaki yoğun Şii kadrolaşmanın Sünnilere bahsolunan sahada yaşam hakkı tanımaması ve eski Baas kadrolarından yakalanmayanların kendi bölgelerine giderek orada kanaat önderi pozisyonuna gelmesi nicelik olarak geniş bir bölgeyi kontrol etme yeteneği olmayan Işid'in arkasında onu destekleyen ana etkenler olarak karşımıza çıkıyor.

 

–  Sizce IŞİD'in hedefi nedir ve daha fazla ilerleyebileceğini düşünüyor musunuz? Haritaların değişeceği yönündeki görüşleri de dikkate aldığınızda sizce IŞİD'in bölgeye uzun vadedeki etkisi nasıl olacaktır?

 

Malumunuz Işid radikal, tekfirci, Selefi bir örgüt. Bu tekfircilik o kadar ileri bir noktada ki tüm İslam Tarihi göz önüne alındığında dahi bu oranda tekfirci bir yapıyla karşılaşmıyoruz. Geçen yıl Suriye'de El Nusra Cephesi ile birleşme görüşmelerinde anlaşmazlık çıkınca bağlı oldukları El Kaide'nin merkezine başvurmuşlar ve El Kaide Nusra'yı haklı, Işid'i haksız bulmuştu. Bunun üzerine Işid o zamana kadar bağlı bulunduğu El Kaide'yi kafir ilan ederek kararı tanımadığını duyurdu. Nusra ile çatışması da bu hadise üzerine başladı.Bugün gelinen noktada Suriye'de bilhassa Irak'ta sınırların mevcut haliyle kalması pek mümkün görünmüyor. İki ülkenin de üçe bölünme ihtimali çok yüksek. Bununla birlikte bu ülkelerin bölündüğü senaryo gerçekleşirse iki ülke topraklarında birleşik bir Işid Devleti kurulup, yaşayabileceği kanaatinde değilim. Buna hem uluslararası güçler hem de anılan coğrafyada esas gücü oluşturan Sünni aşiretler izin vermez. Daha önce de liderleri öldürülen örgütün başındaki Bağdadi ortadan kaldırılıp, örgütün içindeki mevcut fraksiyonlar arası gerilimden yararlanarak gücünün azaltılması yoluna gidilebilir.  

– IŞİD Suriye ve Irak'taki Türkmenleri nasıl etkileyecek? Türkmenlerin bu süreçteki durumlarını, rollerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

 

Işid kendisini desteklemeyen bütün grupları "kafir" kabul ettiğinden – Sünni de olsalar- Suriye'deki Türkmenlerin kendisine karşı durması barbarca yöntemlerle soydaşlarımızı ezmesini beraberinde getiriyor. Özellikle Halep, Çobanbey ve Bayır-Bucak bölgesinde Işid'in Türkmenlere yönelik katliamlarının yoğunlaştığını görüyoruz. Irak'ta Şii Türkmen köylerine Işid'in saldırılarında kadın-çocuk ayırt etmeden vahşice öldürülenlerin sayısı bir hayli fazla. Sünni olmakla birlikte Işid'e karşı direndiği için Telafer'de, Türkmen Abbasiyun aşiretiyle kesif çatışmalar yaşandığını biliyoruz. Irak ve Suriye'de nüfusunun çokluğuna rağmen kurumsal silahlı  bir yapısı bulunmayan tek unsur Türkmenler. Kendi imkanlarıyla edindikleri hafif silahlarla artık elinde scud füzeleri, tanklar vb. ağır silahlar bulunan bir örgüte karşı Türkmenlerin mücadele edebilmesi akıl karı değil. İki ülkedeki Türkmenlerde bu adaletsiz savaşta Türkiye'den uzanacak bir yardım elini bekliyor. Maalesef gıda ve barınma yardımı dışında -o da Irak'ta tam anlamıyla değil- esas ihtiyaca yönelik bir adım atılmış değil. Eğer Türkiye bu konudaki tavrını kesin olarak değiştirmezse belki çatışmanın sonunda hala Türkmenler o coğrafyalarda, azalsalar da,  yaşarlar ama Türkiye'ye olan bağlılıkları ve muhabbetleri asla eskisi gibi olmaz.Bu yalnız Türkmen meselesi de değil, Türkiye'nin kendi milli güvenliğiyle ilgili atılması gereken zorunlu bir adım hüviyetindedir artık.