ABSTRACT

 

In 2003, the International Atomic Energy Agency (IAEA) inspection on Iran’s nuclear program revealed significant undeclared activities with potential application for nuclear weapons. The most recent report by IAEA revealed about two uranium enrichment programs and the separation of plutonium in small quantities. Although the IAEA has stated previously that Iran has not meet all of its NPT obligations, it has not yet declared Iran in violation of the NPT. Iran declared in November 2003 that it would halt all enrichment and reprocessing – related activities and would sign an additional protocol, which contains provisions for enhanced inspection. Although it signed an additional protocol on December 18, 2003, Iran continued to assemble centrifuge components. In late February 2004, it halted this activity also.

The Iranians insist that they are seeking to enrich uranium simply to produce commercial nuclear power, but IAEA report cites continuing evidence that Iran mislead inspectors with many of its early claims, especially on questions about where it obtained critical components while officials from European Union’s “ big three” emphasized their wish to see a halt to Iran’s work on the nuclear fuel cycle, the US officials have said repeatedly they believe Iran is pursuing nuclear weapon and this matter will have to be referred to the Security Council.

 

Özet

 

 

2003 yılında Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (UAEA) İran’ın nükleer programı ile ilgili yaptığı denetim sırasında İran’ın, potansiyel olarak nükleer silah yapımı ile ilgili önemli faaliyetleri açıklamadığı belirlenmiştir. UAEA tarafından verilen en son verilen raporda ise, iki uranyum zenginleştirme programı ve az miktarda plütonyum ayrıştırması yapıldığı ifade edilmiştir. UAEA, daha evvel İran’ın Nükleer Silahları Yayılmasının Önlenmesi (NPT) Anlaşması’nın bütün gereklerini karşılamadığını ifade etmesine rağmen, henüz bu anlaşmayı ihlal ettiğini ilan etmemiştir. İran Ekim 2003’te zenginleştirme ve yeniden işlem faaliyetlerini durduracağını ve geniş bir denetime imkan sağlayan ilave bir protokolü imzalayacağını açıklamıştır. 18 Aralık 2003’te bu protokolü imzalamasına rağmen, İran santrifüj parçalarını toplamaya devam etmiş ancak, 2004 Şubat’ı sonunda bu faaliyetini de sona erdirmiştir.

 

İran sadece ticari nükleer enerji sağlamak için, uranyum zenginleştirmesi çalışması yaptığında ısrar etmektedir. Ancak, UAEA’nın raporlarında İran’ın denetçileri özellikle, kritik malzeme ve teçhizatı nereden temin ettiklerine ait sorulan sorularda yanlış yönlendirdiğine dair bulgular olduğu konusunda evvelden beri gelen açıklamaları mevcuttur. Avrupa Birliği’nin “Üç Büyükleri”nin yetkilileri İran’ın bu faaliyetlerini durdurmasını temenni ederken, ABD yetkilileri devamlı olarak, İran’ın nükleer silaha sahip olma yolunda olduğuna inandıklarını ve bu konunun Güvenlik Konseyi’ne götürülmesi gerektiğini söylemektedir.

 

ANAHTAR KELİMELER

 

NPT                                                   NPT

Nuclear Program                                Nükleer Program

Iran                                                    İran

IAEA                                                 UAEA (Uluslararası Atom Enerji Ajansı)

Additional Protocol                           İlave Protokol

Uranium Enrichment                         Zenginleştirilmiş Uranyum              

 

Amerika Birleşik Devletlerinin İran’ın nükleer programının ortaya çıkmasından sonra gösterdiği ödün vermez, sert tutum; Büyük Ortadoğu Projesi’nin oluşturulmasında, Afganistan ile başlayan yapılandırma da, Irak’tan sonra yol üstündeki üçüncü durağın İran olabileceği düşüncesini akla getirmektedir. Petrol zengini olan İran neden ısrarla nükleer enerji üretimi için israr etmektedir. Sanırım bu soru uluslararası politika liderlerinin zihinlerini oldukça meşgul eden bir konudur.

 

İran’ın Nükleer Programı İle ilgili Gelişmeler

 

İran 1959’da ABD’den satın almış olduğu bir reaktör ile birlikte, 50 yıla yakın bir süre nükleer enerji üretimi üzerinde çalışmıştır[1]. İran Şah’ı 1990’lara kadar 23 adet nükleer enerji reaktörü kurmayı planlamıştır. Ancak, bunları tesis etmeyi düşünürken, nükleer silah eldesi için alt yapı oluşturma niyeti taşımamakta olduğu değerlendirilmesine rağmen, daha sonra, Şah’ın gizli bir grup kurarak, nükleer silahlar üzerinde çalıştığına dair bilgiler elde edilmiştir[2]. 1979 İslam Devriminde ve İran-Irak savaşı sırasında bu çalışmalar durdurulmuştur. Daha sonra, yeni kurulan İran İslam Cumhuriyeti 1991 yılında Çin ile yaptıkları bir anlaşma ile nükleer enerji üretim faaliyetlerine tekrar başlamıştır. Buna göre, Çin iki adet 300 Mega Wattlık(Mw) ünite sağlayacaktı. Ancak, bu sözleşme gereği gerçekleştirilememiştir. Bu arada aynı tarihte Çin’den uranyum ithal etmiş, bu faaliyetini UAEA’na bildirmemiştir.

 

 İran, Busherh nükleer reaktörünün yapımı için başlangıçta Almanya ile anlaşmıştır. Ancak, Almanya 1985 yılında savaşı bahane ederek yapımı durdurmuş, bir daha da başlamamıştır[3]. Bunun üzerine İran, 1995 yılı başında Rusya ile Bushehr nükleer enerji tesisinde 1000 mw’lık güç ünitesine sahip bir sistem kurmak üzere anlaşmıştır. 1995’de sözleşmesi imzalanan bu tesisin inşası halen sürmektedir[4].

 

Bilindiği gibi, İran 1970 yılında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması-NPT (Nükleer non-Proliferation Treaty) imzalamıştır. 1992 Şubat’ından beri Uluslararası Atom Enerji Ajansı (UAEA) denetimlerine açıktır. Buna göre İran, UAEA kontrolünde olarak, barışçıl amaçlı nükleer araştırmalar yapabilecektir. Ancak, 2002 Ağustos’unda, İran’ın Natanz ve Arak tesislerinde, nükleer silah üretebilmek için yeraltında uranyum zenginleştirme programı uygulandığının sürgüne gönderilen Muzehedeen-e-khalq (İran Milli Direniş Konseyi) isimli muhalif grup tarafından açıklanması[5] uluslararası alanda şaşkınlığa ve sürprize yol açmıştır[6].

 

Bunun üzerine, Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerji Ajansı İran’daki nükleer faaliyetlerin denetimi için yoğun bir çalışma içine girmiştir. Ancak, UAEA’nın denetim faaliyetlerine İran çok sıcak bakmamış ve yardımcı olmamıştır[7].

 

2003 Haziran ayına kadar yapılan denetimlerde, İran’ın 1991 yılında Çin’den temin etmiş olduğu uranyum dahil bir çok konuda raporlanmamış faaliyetinin bulunduğu UAEA tarafından tespit edilmiştir. Her şeyden önce, uranyumun mevcudiyeti nükleer programın varlığı ile direkt ilişkili bir konuydu. Nitekim İran’ın, bir kısım uranyumu metale cevirmiş, diğer kısmını ise izotop üretimi, plutonyum eldesi için saflaştırma ve değişim prosesleri için kullandığı ortaya çıkmıştır.

 

UAEA, 2003 yılı içinde yaptığı denetimler sonunda verdiği raporlarda İran’ın NPT gereklerine uymadığı gerekli iş birliği ve açıklıkla davranmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca denetim bulgularında da nükleer programa yönelik uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ait bulgulara rastlandığı ifade edilmiştir[8].

 

Uluslararası baskıların artması sonucunda, İran 2003 yılında UAEA’na yapmış olduğu açıklamada; gaz sanrifüj programına Irak savaşı sırasında 1985 yılında başladığını ilan etmiştir. Bu karar geniş ölçüde nükleer silahlar için uranyum zenginleştirmesi çabalarının bir parçası olarak kabul edilmiştir[9].2003 Haziran ayında İran Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Gholam-Reza Agazadeh ülkesinin 6000 mega wattlık nükleer enerji üretimini planladığını ifade etmiştir[10].

 

UAEA’nın Eylül 2003 toplantısından önce, İran UAEA’na deklere edilmesi gereken uranyum zenginleştirme işlemleri ile on yıl önce ilgilendiğini açıklamıştır[11]. 10 Eylül 2003 tarihinde Uluslararası Atom Enerji Ajansı Genel Direktörü Mohammed El Baradei’nin sunduğu rapor, İran’ın nükleer çalışmalarını yeniden gündeme getirmiştir. Raporda, İran’ın UAEA ile yakın işbirliğini övmesine rağmen, faaliyetleri hakkında çelişkili ifadeler bulunmaktaydı. Bunlardan en önemlilerinden birisi İran’ın uranyumu zenginleştirme teknolojini nereden temin ettiği sorusunun cevabının belirsiz olmasıydı[12].İran’ın cevaplandırmaktan kaçındığı şüpheli hususlar aşağıdaki gibi ifade edilmiştir.

 

Endişelerin çoğu UAEA’nın operasyona geçmesinin ertelenmesini istemesine rağmen, 2003 Haziran ayında faaliyete geçen Natanz’da bulunan iki sanrifüj zenginleştirme tesisine çevrilmiştir. Bu tesisin bir kısmı yeraltına inşa edilmektedir. Bu sanrifüj tesislerinde bulunduğu belirtilen yüksek derece zenginleştirilmiş bir miktar uranyumun mevcudiyeti; İran tarafından satın alınan, kullanılmış santrifüj içinde kalan artık olarak açıklanmıştır. Ancak, santrifüjün nereden temin edildiği açıklanmamıştır. Daha sonra Amerikan basını kaynak olarak Pakistan’ı göstermiştir.

İran, 1991 yılında Çin’den uranyum zenginleştirmesi için uranyum heksaflorür gazı (UF6) satın almıştır. Bununla beraber mevcudiyeti açıklanamayan iki kilogram kadar uranyumun, tesisteki bozuk valflardan sızmasının neticesinde kaybolduğu gibi bir gerekçe göstermişlerdir.

Diğer bir örnek ise, önceleri denetçilerin girmesine müsaade edilmeyen Tahran’daki Kalia Elektrik firmasında 2003 yılı içinde yapılan denetimlerde büyük değişikliklerin denetçiler tarafından saptanmış olmasıdır.

 

12 Eylül 2003 tarihinde UAEA Gavörnörleri İran’a 31 Ekim 2003 tarihine kadar bir süre vererek, İ her türlü uranyum zenginleştirilmesi işlemlerini ve yeniden işlem faaliyetlerini askıya alması çağrısında bulunmuşlardır. Bundan on gün önce İran İngiltere, Fransa ve Alman Dışişleri Bakanları’nı Tahran’a davet etmiştir. İran UAEA ile ilave bir protokol imzalayacağını ve anılan konulardaki her türlü faaliyetini askıya alacağı açıklamasını yapmıştır[13].         

 

ABD’nin katı tutumu nedeniyle, yaptırımlarla karşılaşma ve uluslararası arenada dışlanma tehlikesi hisseden İranlı yöneticiler, İngiltere, Fransa ve Almanya ile uzlaşma yollarını aramıştır. İran Avrupa Birliği Dış İşleri Bakanları ile bir anlaşma yapmayı kabul etmiştir. Avrupa Birliğinin üç büyüğü olan (big three) bu ülkeler İran’a nükleer programı askıya almak şartı ile işbirliği ve ticaretin geliştirilmesi şartını ileri sürmüşlerdir. 21 Ekim’de ulaşılan bir anlaşmaya göre, İran nükleer faaliyetleri askıya alacak, ancak durdurmayacaktı. İran müzakere heyeti başkanı Hozan Rohani “İran, bu askıya almanın faydasına inandığı sürece bu işleme devam edecek, istediğimiz anda da sona erdireceğiz.” şeklinde bir ifadede bulunmuştur[14]. Bu anlaşmada Avrupa Birliği, İran’ın çift kullanımlı nükleer malzemelerle ilgisini tamamen kesmesini ve durdurmasını talep etmiştir. İran ise, Ruslarla Bushehr’de yapılmakta olan reaktörün bitirilmesine, gerekli yakıtın Rusya veya diğer kaymaklardan teminine, yakıt kullanıldıktan sonra içindeki plutonyumun çıkartılması için Rusya’ya geri gönderilmesine müsaade edilmesini istemiştir[15]. Yine bu anlaşma sırasında İran, “bölgede güven ve kararlılığın sağlanabilmesi için Orta Doğu’da kitle imha silahlarından arındırılmış bölge kurulması” önerisinde israr etmiştir. Bu husus İran’ın nükleer programı yalnız bir enerji sorunu olmaktan çok daha kapsamlı ele aldığını göstermektedir.

 

Ekim 2003’te İran, Tahran Nükleer Araştırma Merkezin’nde plutonyum ile işlem yaptığını, Koruma Anlaşmasını ihlal eden ( a safeguard violation) hususlarından biri olan, zenginleştirme işlemlerinde kullanmış olduğu bir kısım korumalı maddeyi başka işlemlerde kaybettiğini ve Kalaye Elektrik Şirketi ile 1998 ve 2002 yılları arasında UF6 (heksaflorür) gazı kullanarak santrufüj deneyleri yaptığını açıklamıştır.

 

26 Kasım 2003 tarihinde UAEA Gavörnörleri, İran’ın nükleer programı konusunda ilave ciddi hususlar ortaya çıkarsa, gavörnörlerin Genel Direktörün tavsiyeleri ve konuları dikkate alarak her türlü seçeneği dikkate alacaklarına dair bir karar metni yayımlamışlardır. Buna göre İran’a meselenin BM Güvenlik Konseyine götürülebileceğine dair ciddi bir mesaj iletilmiştir. Bu husus zaten ABD’nin Eylül 2003’ten beri şiddetle arzu ettiği bir yaklaşım şekliydi.

 

İran 18 Aralık 2003’te sözünü etmiş olduğu İlave Protokol’ü (Additional Protocol) imzalamış ve nükleer programını askıya alacağını kabul etmiştir.

 

Bu kısımda “İlave Protokol”ün ne gibi yükümlülükler getirdiğinin incelenmesinde fayda olduğu değerlendirilmektedir. İran’ın nükleer program ile ilgisi, özellikle, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın (NPT) zayıf taraflarını açığa çıkartmıştır[16].

 

Koruma Anlaşması (Safeguard Agreement)

 

Orijinal anlaşmada, ülkeler ayrı, ayrı bütün nükleer tesis ve teçhizatı açıklamak zorunda değildir. Ülkenin yalnız, herhangi bir nükleer maddenin  bir tesise yüklenmesinden 180 gün önce bahse konu nükleer tesisi ve tasarımını bildirmesi talep edilmektedir. Teorik olarak, bir ülke tesise nükleer yakıt yüklemediği sürece, rahatlıkla bu hususa uymadan, gizli olarak uranyum zenginleştirme tesislerini kurabilir. Bu konu özellikle İran’ın Natanz ve Kalaye tesislerinin varlığı konusunun merkezini teşkil etmiştir. Her ne kadar 1992 yılında UAEA bir direktif yayımlayarak, hükümetlerin bir tesisi kurma kararı verdiği zaman bunu deklere etmesi mecburiyetini koymaya çalışmışsa da, bu işlerlik kazanamamıştır.

 

Bu anlaşmanın bir diğer aksaklığı, teknoloji ve teçhizat transferi ile ilgilidir. NPT’nin üçüncü maddesi “Koruma ve kontrol altında bulunmadıkça, nükleer olmayan ülkelere barışçı maksatla da olsa nükleer madde üretimine veya kullanımına yarayacak şekilde tasarlanmış her türlü malzeme ve teçhizatın ihracatı yasaktır” demektedir. İthalatı yapan ülkeden satın alma ile ilişkili herhangi bir bildirim yapma yükümlülüğü getirmemektedir. İran’ın Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesislerindeki yabancı santrifüj parçalarını gizli olarak temin etmesi bu anlaşmayı ihlal anlamına gelmemektedir.

 

Nihai olarak bu anlaşma, ağır su tesisleri ile ülkenin kendi ocaklarından elde edilen yıllık uranyum üretimini bildirme zorunluluğu getirmemektedir.

 

İlave Protokol (Additional Protocol)

 

Bu protokol yukarıda belirtilen açıkları telafi etmeye yöneliktir. Nükleer faaliyet ve teknolojinin bütün yönlerini kapsamaktadır. Bu protokol taraflara sadece nükleer madde kullanımı ile ilgili değil, fakat araştırma ve geliştirme faaliyetleri ile ilgili her türlü nükleer yakıt mahallerini deklere etmeleri zorunluluğunu getirmektedir.

 

Üyeler, nükleer tesis yapımına karar verdikleri anda UAEA’na bunu bildirecekler ve on yıllık geliştirme programlarını da açıklayacaklardır. Ülkeler, uranyum madenlerini, uranyum ve toryum konsantrasyon tesislerini mahal ve yıllık üretim kapasitesini bildireceklerdir.

 

UAEA, imzacı devlet adına işletilenler de dahil olmak üzere, ülkenin her yerindeki konu ile ilgili her türlü tesis hakkında bilgi isteyebilecektir. UAEA, uranyum zenginleştirmesini ölçmek ve tespit etmek için bölgeden örnekler almaya yetkili olacak ve en az iki saatlik bir ikaz ile sürpriz denetimler yapabilecektir.

 

Bütün bunlara rağmen, protokol daha sonra nükleer silah üretimi tesisine dönüştürülebilecek kolaylık tesislerinin yapılmasına bir tahdit getirmemekte, ancak, ülkelere bütün nükleer faaliyetlerini açıklamaları konusunda mecburiyetler getirerek şeffaflık yaratmaktadır.

 

2004 yılının haziran ayında UAEA tarafından yapılan denetimden sonra, kullanılan teçhizatın kapasitesi ve büyüklüğü göz önüne alındığında bahse konu olan nükleer maddenin İran’ın açıklamış olduğundan daha büyük bir miktar olması olasılığının yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca ajans, İran’ın uranyumu koruyucu madde olarak niçin metale çevirdiğinin gerekçesini araştırmış ve İranlı yetkililer daha sonra laser zenginleştirmesinde kullandıklarını kabul etmiştir. Şubat 2004’de İran hükümeti UAEA’nın uranyumu zenginleştirmesi için yüksek hızlı santrifüj tesislerinden daha gelişmiş bir dizayna sahip olduğu iddiaları ile karşı karşıya kalmıştır[17]. Ekim 2003 deklerasyonunda İran P-1 santrifüjü hakkında detaylı bilgi vermesine rağmen, UAEA tarafından sorulan daha gelişmiş (P-2) santrifüjü hakkındaki soruları Şubat 2004’e kadar devamlı red etmiştir.

 

Pakistan’ın ikinci kuşak tasarımı olan “PAK-2” denilen santrifüj, İran’ın geçen yıl UAEA’na açıklamış olduğu P-1 tesisinden çok daha hızlı nükleer yakıt üretebilmekteydi. Libya’nın da sahip olduğu bu tip tesisi İran’ın inşa edip, etmediği konusunda belirsizlik mevcut idi. Ayrıca, Libya’da mevcut olduğu gibi, tam silah tasarımının İran’a satılıp satılmadığı konusu Amerikan ve Avrupalı istihbarat teşkilatlanmasında öncelikli bir konu halini almıştır. İran P-2’nin varlığını 2003 Ekim deklarasyonunda neden açıklamadığına dair doyurucu bir gerekçe açıklayamamıştır.

 

Ancak, İran Dış İşleri Bakanı Kamal Kharrazi, Roma’da bir açıklama yaparak,  ülkesinin nükleer silah peşinde koştuğunu reddederek, uranyum zenginleştirilmesinin yalnız nükleer enerji reaktörüne yakıt sağlamak için uranyum zenginleştirilmesi ile uğraştığını söylemiştir. “Saklayacak bir şeyimiz yok ve UAEA denetçileri tarafından daha ciddi denetim için hazırız.” demiştir.

 

Bu açıklamalara rağmen uluslararası arenadaki şüpheler ortadan kaldırılamamıştır. ABD’nin sert tutumundan rahatsız olan İran, Avrupa Topluluğunun desteğini sağlamak ve ticari ilişkileri geliştirmek için atılıma geçmiştir. Mayıs 2004’de İran Dış İşleri Bakanı Kamal Kharrazi Bruksel’e yaptığı ziyarette, nükleer tesislerin durumu hakkında bilgi vermiştir. Ancak, Avrupa Topluluğunun etkin aktörlerinden İngiltere, Fransa ve Almanya hükümetleri ve Topluluğu etkin organları, İran’ın ilişkisinin nükleer konulardaki şeffaflığa bağlı olduğunu açık bir şekilde ifade etmişlerdir. Buna karşılık Kharrazi, topluluğun Orta Doğu barış sürecinde daha etkin rol oynaması gerektiğini ifade etmiş ve ABD’nin Irak politikasını yermiştir.

 

UAEA’nın 1 Haziran 2004 tarihli raporunun değerlendirme bölümüne göre; ajans İran’ın nükleer programı ile ilgili kapsamlı bilgi sahibi olmuştur. Ancak, özellikle iki konu halen açıklığa kavuşturulamamıştır..

Birincisi; muhtelif tesislerde tespit edilen yüksek zenginleştirilmiş uranyum ile alçak zenginleştirilmiş uranyum artıklarının neden kaynaklandığı konusunun açıklığa kavuşturulamamış olmasıdır. Bu konuda yapılan değerlendirmeler sonunda denetçiler, buldukları iki farklı oranda zenginleştirilmiş uranyumdan; %54 oranında olanının Pakistan’dan, %36 oranında zenginleştirilmiş olanın ise; Rusya’dan, yine Pakistan yolu ile alındığı sonucuna varmışlardır.            

 

 İkinci konu ise, İran’ın hem P–1 hem de P–2 tasarımı santrifüjleri ithal, imal ve kullanma çabasına nedeninin anlaşılamamış olmasıdır.

 

2004 Haziran’ında, G8’lerin İran’ın yeterli açıklamalarda bulunmadığı ve UAEA ile işbirliğinden uzak tutum izlediğini ifade etmesi üzerine, İran Dış İşleri Sözcüsü Hamid Reza Asefi “Bunun gerekçesiz ve gerçekle çelişkili ifade olduğunu” belirtmiştir. Asafi “nükleer enerjinin barışçı kullanımı İran’ın meşru hakkıdır ve bundan vazgeçemeyeceğiz ‘’ şeklinde açıklamada bulunmuştur.

 

Bu açıklamalara rağmen, Haziran ortalarında yapılan UAEA’nın 35 üyeli kurulunda konuşan BM’ler nükleer Denetim Başkanı Elbaradai açık bir şekilde İran’ı, engelleyici tutumu ve işbirliğinden uzak davranışları nedeniyle itham etmiştir[18].

 

Bütün bu şüpheli durumlara rağmen UAEA Genel Direktörü ElBaradei İran’ı NPT’e uymadığı konusunda açık bir şekilde herhangi bir raporda itham etmemiştir. Henüz, bu konuyu açıkça belirten veriler ve kanıtlar olmadığını ileri sürerek, daima temkinli bir yaklaşım sergilemiştir.

 

 

İran’ın Nükleer Silahlara Sahip Olmak İstemesinin Nedenleri

 

UAEA tarafından gizli olarak nükleer silah programı uyguladığı iddiasında yer alan bulguların neler olduğunu aşağıdaki gibi toplamak mümkündür[19].

 

İranlı yetkililer UAEA’nın nükleer programların kontrolü ile ilgili anlaşmasını ihlal ederek İran’ın 18 yıldan beri gizlice uranyum santrifüjü zenginleştirme programı, 12 yıldır bir lazer zenginleştirme programı geliştirdiklerini kabul etmişlerdir.

 

UAEA ‘nın anlaşmasını ihlal ederek, gizlice az miktarda alçak zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum üretmiştir.

 

Şubat ayında, Natanz’da gizli bir gazlı santrifüj uranyumu zenginleştirme tesisi inşa ettiğini açıklamıştır.

Müteakiben, UAEA denetimlerinde silah yapımına uygun uranyum izlerine rastlanmıştır.

 

Tahran yakınındaki Kalia Elektronik Şirketindeki santrifüj tesislerinde zenginleştirilmiş uranyumun izlerine rastlanmıştır.

 

İran, yine Şubat ayında Natanz’ın kuzeyinde Arak’ta, gizli bir ağır su üretimi tesisinin inşa halinde olduğunu açıklamıştır. Ağır su nükleer patlama için bir diğer yakıt olan plütonyum üretiminde kullanılmaktadır.

 

İran 1991 yılında Çin’den 1,8 metrik tonluk tabii uranyum ithal ederek, onu Tahran Nükleer Araştırma merkezinde sakladığı UAEA’na bildirmekten imtina etmiştir.

 

İranlı yetkililer kendi uranyum madenlerini çıkartarak, zenginleştirmek istemektedirler. Uzmanlara göre bu işlemler sivil maksatlı nükleer programlar için masraflı ve gereksiz bir çabadır.

 

İran bunu askıya almaya razı olmuş ancak vazgeçmemiştir.

 

Bazı uzmanlara göre İran’ın uygulamış olduğu bu oyalama taktiği yaklaşımında iki önemli hedefi vardır.

 

Birincisi, UAEA kurallarına tam olarak uyup uymadığı konusunu muhtelif açıklama ve faaliyetleri ile uluslararası alanda, yüzergezer durumda şüphe içinde bırakırken, kendi faaliyetlerini olabildiğince süratli yürütebilmek ve sonuçlandırmak istemektedir.

 

Bir diğeri ise; uygulamış olduğu gizli programla, gelmiş olduğu aşamaya UAEA tarafından mümkün olan en az hasarın verilmesini mümkün kılmak ve ilk fırsatta geliştirecek bir şekilde muhafaza etmeği sağlamaktır.

 

Her ne kadar İranlı yetkililere göre, ülkelerin nükleer programı sokaktaki adamın hayallerini süsleyen ve milli gurur meselesi olarak değerlendirilse de, yapılan kamuoyu yoklamalarında, bu meselelerin, ekonomik durumun kötülüğü, politik ve sosyal çöküşün düzeltilmesinde birinci öncelikli mesele olarak görülmemekte olduğunu ortaya koymuştur[20].

 

Uluslararası Kriz Grubu’nun bir analisti olan Sadjadpour’un Beyrut Amerikan Üniversitesi’nde yaptığı bir sunumda; Araştırmaya katılan İranlıların nükleer silaha sahip olma çabalarının arzu ettikleri “Barış ve Sükuna” darbe vuracağı şeklindedir.

 

Halkın Düşüncesi Üç Ayrı Nedende Toplanmak Mümkündür

 

Birincisi, Irak’la yapılan 8 yıllık savaştan sonra birçok İranlı tekrar vahşet ve savaş yaşamak istememektedir. Birçok İranlı’ya göre nükleer silah sevdası, İran’ı hiç arzu etmediği bir yola sokacaktır. Birçoklarına göre nükleer silaha sahip olmak İran’ın güvenliğini arttırmaktan çok, uluslararası alanda kırılganlığını arttıracaktır.

 

İran’ın üçte iki nüfuzu otuz yaşın altında olup, genelde, ABD ve İsrail’e karşı komşularında olduğu gibi hasmane düşünceler taşımamaktadır. Dolayısıyla, savaşacak bir hasım yokken niye bu silahlara sahip olalım? şeklinde bir değerlendirme ortaya çıkmaktadır.

 

Birçok genç İranlı’ya göre, eğer mevcut yönetim nükleer silaha sahip olursa, gelecek 25 yıl içinde de iktidarlarını sürdürebilirler ve yine sert – ödünsüz reformlara kapalı yapı devam eder. Bu ise son derece zararlı sonuçlar yaratır.

 

Birçok İranlı ülkesinin nükleer silah peşinde olduğuna inanmamakta ve “ABD, mollaları taciz etmek için daima bir bahane arayacaktır.” şeklinde yaklaşımda bulunmaktadır.

 

Busherh tesisindeki kapasite 1000 mega watt kadardır. İran bu kapasiteyi arttırma planlaması içindedir. Petrol kaynakları bakımından oldukça zengin olan İran’ın bu derece büyük miktarda nükleer yakıt üretimi için kapsamlı plan yapması akla bir takım başka sorunlar getirmektedir.

 

Dünya petrol rezervlerinin yüzde dokuzuna sahip İran, son doksan yılda İran Körfezi’ndeki stratejik ve ekonomik çıkarlarını petrol üzerine kurmuştur. İran ekonomisinin toplam ihracatının yüzde sekseni ile devlet bütçesinin yüzde kırk veya ellisini petrol ihracatı gelirleri oluşturmaktadır. Ayrıca, İran dünyanın ikinci en büyük doğal gaz rezervlerine sahip ülkesidir. Bunun yanısıra, son on yılda Hazar Denizi’nde çıkartılan büyük petrol rezervleri ile birlikte İran, İran Körfezi ile Hazar Denizi petrol yataklarını birleştiren tek ülke olarak Orta Doğu’da oldukça önemli bir stratejik konuma sahiptir[21].

 

1993 yılında Clinton yönetimi zamanında ABD, Irak ve İran’ı izole etmeyi hedefleyen ve özellikle İran’ın körfezdeki Amerikan yanlısı rejimlere karşı davranışlarını engellemeye yönelik bir politika izlemeye başlamıştır. Ancak, bu politikalar Irak için Avrupa ülkelerince kabul edilse de, İran için destek görmemekteydi. Bu nedenle 1995’te Başkan Clinton ilk başta yalnız ABD firmalarını, daha sonra yabancı yan kuruluşlarını İran ile iş yapmaktan alıkoyan ve İran’ın petrol kaynaklarının işletilmesini finanse eden sözleşmeler yapmasını yasaklayan yasaları imzalamıştır. 1996’da son şeklini alan ABD İran-Libya Yaptırımlar Yasası, İran petrol ve doğal gaz sektörüne yıllık 20 milyon dolardan fazla yatırım yapan ABD dışındaki ülkelerin şirketlerini de cezalandırmaktadır. Bu durum, çeşitli firmaların taahhütlerinin gecikmesine neden olmuş ve İran’ın enerji sektörünün gelişmesini yavaşlatmıştır[22].

 

11 Eylül 2001’den sonra İran Cumhurbaşkanı Hatemi olayların gelişimini şiddetle kınamış ve bunu insanlık ve islam dışı bir canavarlık olarak tanımlamıştır. Taliban’a karşı olan İran, Afganistan’daki ABD saldırılarını eleştirmiş ve terörizme karşı küresel bir savaşın Birleşmiş Milletler’e bırakılması gerektiği fikrini savumuştur. ABD Başkanı George W. Bush Ocak 2002’de Ülkenin Durumu (State of Union) hakkında yapmış olduğu yıllık konuşmasında İran’ı, Irak ve Kuzey Kore’nin yanında Şer Ekseni’nde (axis of evil) saymasıyla ilişkiler bir kez daha gerginleşmiştir.

 

ABD’nin İran’ı Şer Ekseni içinde saymasının ana nedeni büyük olasılıkla, Ağustos 2002’de sürgüne gönderilen İran rejimi muhaliflerinin İran’ın gizli nükleer silah programı uyguladığına dair verdikleri istihbarattan kaynaklanmaktaydı.

 

Aslında Hazar petrolü ve doğal gazının varlığı ABD ve İngiltere’nin ilgisinin yeniden bu bölgeye çevrilmesine neden olmuştur. Hazar Denizi’nin alt tarafında halen işletmeye alınmamış dünyanın en büyük fosil petrol yatakları uzanmaktadır. Yaklaşık dört trilyon dolar değerinde, 110-243 milyar varil ham petrol vardır. ABD Enerji Bakanlığı’na göre yalnız Azerbaycan ve Kazakistan’da ABD’nin rezervlerinin üç katından fazla yani 130 milyar varilden fazla ham petrol vardır.

 

ABD Başkanı Bush, Rusya’ya karşı soğuk savaştaki galibiyeti kesinleştirmek, Çin etkisini kontrol altına almak ve İran’ın boynundaki ipi gergin tutmak için Terörle savaşı kullanmış ve Afganistan’dan sonra Irak’a müdahale etmiştir..

 

19’ncu yüzyılda Avrasya kıtasının merkezini kontrol edebilmek için, İngiliz İmparatorluğu ile Rus Çarlığı arasındaki rekabeti, ABD liderliği İngiltere’den devralarak, bugün Rusya ve Çin’e karşı sürdürmektedir.

 

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere ABD, Afganistan’ın işgalinden sonra, Irak’taki çıbanbaşını hallederek Orta Doğu’ya yerleşmiştir. Bölgedeki varlığını Afganistan, Kırgızistan, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkiye gibi ülkelerle iyi ilişkilerini sürdürerek ve buralarda üsler kurarak sağlamlaştırmaya çalışmaktadır. Orta Doğu’da ABD’ne engel durumunda olan tek ülke İran gözükmektedir. İran hem demokratik rejimden uzak islam köktendinciliğinin etkisindeki yapısı ile kendine müzahir ülkeleri etki altına alacak faaliyetleri açık bir şekilde sürdürmekte, hem de Arap-İsrail çatışmasında terörist grupları desteklemektedir. Her şeyden önce, İran’da ekonomik ve askeri alanda biraz güçlendiği takdirde, ABD’ne başkaldıracak ve direnecek asırlık gelenek ve milli kültüre sahip güçlü bir altyapı vardır. Bu nedenle İran’daki mevcut rejim mutlaka ve ergeç değiştirilerek, yerine ABD’ne müzahir veya en azından demokratik, uyumlu bir yönetim getirilmelidir. ABD, uygulamakta olduğu Orta Doğu politikasının doğal bir gereği olarak, İran’a karşı sert bir tutum izlemekte, onu uluslararası alanda yalnız, yaptırımlarla karşı karşıya getirerek, mevcut yönetimin yıpratılmasını ve nihayetinde içeriden Şaha yapıldığı gibi benzer bir müdahale ile yıkılmasını arzu etmektedir. Bu şekilde İran’ın  yeniden demokratik bir yapılanma içine girmesini uzun vadeli bir strateji olarak belirlediği izlenimi vermektedir. Aslında, İran demokratik bir sisteme doğru çaba göstermektedir. Ancak, bilindiği gibi bu çabalar 1953 yılında Şah’ın iktidara gelişiyle ve 1979 yılında ise İslami Devrim ile kesintiye uğramıştır. Şu anda bile İran, Ortadoğu’daki muhtemelen Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri dışında, diğer ülkelerden daha fazla demokratik uygulama içindedir. Halk tarafından seçilmiş Başkan ve Parlamentosu mevcuttur. Bunlar reform taraftarıdır. Gerçekte ise, ülkede asıl etkin olan muhafazakâr dini kesimdir. Yargı ve güvenlik konularında etkin olan seçilmiş dini lider Ayetullah Khamene, başkan ve parlamentosunun devleti yönetmesinde etkinliğini engellemektedir. Doğal olarak, bu dini liderler İran’ın nükleer silah araştırması yapmasına, terörizmi desteklemesine ve hatta İsrail’in Filistin ilişkilerinde de etkin bir şekilde yönlendirici rol almaktadırlar.     

          

Buna karşılık İran, Irak’ın işgali ile batıda komşu olduğu, ve yukarıda saydığım ülkelerle ilişkileri nedeniyle bütün çevresinde daima nefesini hissettiği, günümüzün en güçlü imparatorluğu olan ABD’ne karşı ne gibi tedbirler alması gerektiği konusunda oldukça sıkıntılı bir durumda olduğunu kabul etmek gerekmektedir. İran için en önemli açmazlardan birisi Irak ve Afganistan’daki ABD varlığıdır. Irak’taki Saddam Hüseyin ve arkasından Sünni ucu takip eden Afganistan’daki Taliban Yönetimi, İran üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaktaydı. ABD, her iki tehdidi de ortadan kaldırarak İran’ın güvenliğine büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Bu durumun normalde İran’ın nükleer silah elde etme gereksinimini azaltıcı bir etkide bulunması düşünülebilir. Ancak, birçok İranlı yukarıdaki tehditlerin kalkmasıyla birlikte, bunların yerine sınırlarının doğusunda ve batısında dünya tarihinin güçlü silahlı kuvveti ve ideolojisindeki taviz vermeyen bir ABD hükümeti ile karşı karşıya bırakılmış olduğunu düşünmektedir. Bu durumda İran önünden ve arkasından hançerlemiş durumda olup, bu güçlü tehdidi caydırmak için nükleer silaha gereksinim duyduğu varsayılabilir.

 

1996’dan beri yürürlükte olan İran-Libya Yaptırımlar Yasası İran’ın boğazını sıkmaktadır. Diğer taraftan, ABD’nin taviz vermez tutumu bu dozu oldukça arttırmaktadır. Irak savaşından sonra askeri ve ekonomik bakımdan güçsüzlüğünü elinde bol miktarda petrol ve doğal gaz olmasına rağmen bir türlü aşamamıştır. Rejimini koruma ile birlikte mevcut durumu düzeltici tedbirler almak zorunda olduğunu hissetmektedir. Bu konuyu kolaylaştıracak en etkin vasıta uluslararası alanda kesin üstünlük sağlayacak bir enstrumana sahip olmaktır. Bu enstruman “nükleer silahlardır”. Eğer İran kendi nükleer silahlarına sahip olabilirse; bugün Kuzey Kore’nin uyguladığı gibi uluslararası alanda ekonomik kazançlar karşılığında pazarlık imkanlarına sahip olacak, ABD ve diğer ülkelerin müdahale ve tehditlerine karşı caydırıcı bir gücün hakimi olacaktır. Üstelik bu konuda dışarıya bağımlılıktan kurtularak kendi teknolojik altyapısını da tesis edebilecektir..

 

Bir diğer etken ise Orta Doğu’da nükleer silahlara sahip yegane ülke durumunda olan İsrail’in durumuna karşı İran’ın tepkisidir. Bu tepkiyi bir defa daha açık bir şekilde Ekim 2003 protokolü sırasında göstermiş ve Orta Doğu’da kitle imha silahlarından arındırılmış bölge tesisini gündeme getirmiştir. Bu ABD himayesinde olduğu izlenimi veren İsrail’e karşı sürülen bir argumandır. Bir çok İranlı, ABD hükümetinin kendini beğenmiş ve emredici tavrından, İsrail’in nükleer silahlara sahip olması ve Filistin meselesinin çözümü nedeniyle uygulamakta olduğu iki yüzlü yaklaşımlardan son derece rahatsızdır.Ayakta kalan en büyük  islam ülkesi kimliğiyle, bir tek kendisinin kaldığının farkında olarak, İran’ın Orta Doğu’da İsrail’i dengelemek için, her türlü seçeneği dikkate almasının kaçınılmaz olduğunu değerlendirdiği düşünülebilir.

 

 Gerçekte de İran, Şah zamanından beri bunun bilinci içinde altyapı çalışmalarını sürdürmüştür. Bu değerlendirmeler ışığında, her ne kadar İran nükleer teknolojiyi yalnız elektrik üretimi ve diğer askeri olmayan hizmetlerin temini için kullanılacağını ifade ediyorsa da, Afganistan’da ve Irak’ta iki taraftan kendisini kıskaca almış ABD’nin ve İsrail’in baskısını caydırma, nükleer silahlara sahip olma suretiyle dünya ülkeleri nezdinde belirli bir saygınlığa ve güce sahip olma arzusundan dolayı bu çalışmaları sürdürme çabasında olduğu kıymetlendirilebilir.

          

ABD, Avrupa Birliği, İsrail ve Rusya’nın Tutumu

 

İran’ın, Hindistan,Pakistan ve İsrail’in aksine NPT’i imzaladığından ve şartlarına uyacağını kabul ettiğinden dolayı, herhangi bir nükleer silah programına sahip olması; NPT ve UAEA’nın geçerliliğinin sorgulanmasına ve geçerliliğini yitirmesine yol açabilecek son derece tehlikeli uluslararası sonuçlar doğurabilir.

 

Avrupa Birliği, özellikle Fransa, Almanya ve İngiltere’nin öncülüğünde ılımlı bir yaklaşım izlemektedir. Avrupa Birliğine göre İran, uluslararası izolasyondan kurtarılarak, daha fazla işbirliğine teşvik edilmelidir. Bu suretle, içerideki reformcular soluklanarak, aldıkları destekle güçlenebilirler ve dini liderlerin etkisini azaltarak, otoritenin gerçekten demokratik kurumlar tarafından kullanılmasını sağlayabilir, dolayısıyla nükleer silah programından ve teröristleri desteklemekten vazgeçer şeklinde bir yaklaşım sergilemektedir. Bu nedenlerden dolayı Avrupa Birliğinin üç güçlü üyesi İran’a ticaretin geliştirilmesi, daha çok işbirliği konusunda yeşil ışık yakmıştır ve hala bu tutumunu sürdürmektedir. İran’ın nükleer silah programında ki kesinlik kazanmayan bulgular nedeniyle, BM Güvenlik Konseyi’ne getirilmesinin gerekli olduğu konusuna Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa Birliği üyeleri sıcak bakmamaktadırlar[23]. Avrupa Birliği’nin tutumu son derece tutarlıdır. 12 Aralık 2002’de Avrupa Birliği ve İran “Ticaret ve İşbirliği Anlaşması” üzerinde müzakerelere başlamışlardır. Anlaşmanın zemininde İran’ın Orta Doğu anlaşmazlığında barışçı çözümleri desteklemesi ve terörizme desteğini çekmesi ana konuydu. Avrupa’ya göre, bu talepler AB-İran ilişkilerinin gelişmesinde temel öğelerdi[24].  Dünya Ticaret Organizasyonu İran’ın üyeliğine karşı olması nedeniyle, AB-İran anlaşması, batı ile arasında iyi bir köprü sağlamakta, bu bakımdan İran’a son derece büyük bir avantaj yaratmaktaydı. Bilindiği gibi 2003 Ekim’inde uzun müzakerelerden sonra İran, Almanya, Fransa ve İngiltere ile mevcut Koruma Anlaşması’na ( safeguard Agreement) ilave olarak, İlave Protokol’ü (Additional Protocol) imzalamıştır. Bu protokole göre, İran’a mevcut orijinal Koruma Anlaşması dışında daha fazla bilgi vermesi ve UAEA’nın daha serbest denetim yapmasına olanak tanınması yükümlülüğünü getirmekteydi. Ancak, İran’ın protokolün yürürlüğe girmesi konusunda Mejlis’in onayından sonra olacağı mazeretini ileri sürerek,  ayak sürümesi ve gerklerini yerine getirmede oyalayıcı davranması üzerine, 31 Mart 2004’te AB’nin üç büyükleri tepki göstermişler ve İran’ı diplomatik yolla uyarmışlardır. 21 Nisan 2004’de, Fransa Başkanı Jacques Chirac, İran Dışişleri Bakanı Kamal Kharrazi ile yaptığı toplantıda, Tahran’ın UAEA ile işbirliğini devam ettirmesi gerektiğini açık bir şekilde ifade etmiştir. Daha sonra Fransız Dışişleri Bakan sözcüsü 20 Nisan’da, Ekim anlaşmasının bir unsuru olan sivil nükleer güç hakkında Avrupa’nın işbirliğini sağlayabilmesi için İran’ın NPT ile uyumlu olarak, “güveni” sağlama zorunluluğunda olduğunu  ifade etmiştir[25].

          

Bilindiği gibi, ABD 1979 İslam Devrimi’nden beri İran ile diplomatik ilişkilerini kesmiş durumdadır. ABD, Büyük Orta Doğu projesi konsepti kapsamında, İran’da demokratikleşme yolundaki rejim değişikliği isteğini açık ve seçik ifade etmeyi şimdilik ertelerken, İran’ın nükleer yakıt üretimi için Bushehr’de Ruslarla yaptığı tesise müsamaha etmeyeceklerini ve yakıtın ateşlemeyi müteakip Rusya’ya gönderilmesi çözümünün dahi kabul edilemez olduğunu ifade etmektedir. Bu arada, Bush rejimini İran’dan terörist faaliyetlere ve organizasyonlara destek vermekten, İsrail ve Filistin barış sürecine müdahaleden vazgeçmesini istemektedir[26].

 

ABD’ne göre denetimlerde bulunan artıklar İran’ın nükleer bomba yapım programı için uranyum zenginleştirme veya bu tip maddeleri ithal ettiğine delil olmaktadır. ABD, İran’ı tehdit etmekte, ancak bu tehdidini kuvvet kullanmaya kadar götürmemektedir. ABD, İran’ın UAEA anlaşmaları ihlallerini BM Güvenlik Konseyi’ne götürerek, oradan bir takım uluslararası yaptırımların uygulanmasını karar olarak çıkartmaya ve göstermiş olduğu tepkiyi uluslararası alanda yaygınlaştırarak meşru zemine oturtmaya çalışmaktadır[27]. Colin Powell, İran’ın bu tutumunun BM Güvenlik Konseyi’ne getirilmesinin gerekli olduğunu ifade etmiştir.      

 

1981 yılında Fransa Irak’a nüleer teknoloji transfer ederken, İsrail Irak’ın Osirak Nükleer Reaktörü’ne hava saldırısı düzenlemiştir. Bunun sonucunda, İsrail birinci hedefi olan, Bağdat’ın nükleer araştırmalarını yok etmeyi başarmıştır. Böyle bir harekat örnek alınarak İran nükleer tesislerine yapılacak bir taarruzun aynı başarıyı vaadedecek olup, olmadığı konusu açık değildir.

 

Irak’ın nükleer araştırma programı Bağdat’ın hemen dışındaki Tuwaitha Nükleer Merkezi’nde yoğunlaşmıştır. Bu kolay bir hedefti. Anılan konuda Irak’ın Bilimsel Araştırma Kurulu Başkanı olan Dr. Imad Khaddurı, Power and Interest News Report’a yaptığı açıklamada; 1981’deki bütün çalışmaların Tuwaitha yoğunlaştığını, saldırıdan sonra Irak’ın faaliyetleri sekiz/dokuz ayrı bölgeye dağıttıklarını belirtmiştir[28].

 

Bu tecrübeye istinaden İran tesislerini dağıtmıştır. Bu suretle ABD ve İsrail gibi ülkelerin askeri müdahale ile tesisleri çökertmesi riskini en aza indirmeye çalışmıştır.

 

Diğer taraftan, 1981’de İsrail’in Osirak reaktörüne saldırısı, Bağdat’ın nükleer silah edinme çalışmalarını daha da hızlandırmasına neden olmuştur. Irak’ın, İsrail’in hava saldırısını önlemedeki başarısızlığı bu zafiyeti gidermek için etkili bir enstrümana yani nükleer silahlara daha çok ihtiyaç olduğu kanaatine ulaşmasına neden olmuştur. İsrail’in saldırısından hemen sonra, Saddam Hüseyin’in geniş kapsamlı bir silah programı başlatmak için siyasi bir karar aldığı belirtilmektedir.

 

Bu bulgular ışığında, ABD veya İsrail tarafından İran nükleer programa ait tesislere yapılacak askeri bir müdahalenin,

-İran’ın nükleer silah programını hızlandırmasına neden olabileceği,

-Kimyasal silah programını başlatabileceği ve bunun fark edilerek  durdurulmasının son derece zor olduğu[29],

-Politik yansımaları olarak ise; İran’ın Avrupa Birliği, Rusya ve Hindistan ile olan ilişkilerinin çok sıcak olması nedeniyle, bu ülkelerde diplomatik infiale sebep olacağı ve sorunlar yaratacağı şeklinde değerlendirmeler mevcuttur.

 

Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, ABD’nin İran’a bir askeri müdahalede bulunmasının şu an için çok erken olduğu düşünülebilir. Nitekim, ABD Başkan adaylarından John F. Kerry’nin Başkan Yardımcısı adayı John Edwards tarafından yapılan açıklamada[30]; seçildikleri takdirde İran’a, bomba yapımında kullanılacak nükleer yakıtı elde bulundurmaktan vazgeçmesi halinde, nükleer enerji tesislerine sahip olmasına müsaade edebileceklerine dair bir teklif götüreceklerini ifade etmiştir. Edwards eğer İran bu “büyük pazarlığı” kabul etmez ise, barışçı nükleer güç eldesi örtüsü altında nükleer silah yapımı isteğini teyit edecektir demiştir. İran nükleer silaha sahip olmaya yönelik gerçek yüzünü gösterirse, Avrupalı müttefiklerde ABD’ni destekleyecektir. Kerry’nin bu teklifinde, İran’ın yakıt temini kontrol altında tutulacak ve diğer ülkelerden sağlanacaktır. Edwards, Bush yönetiminin İran ile iyi ilişkileri sürdürerek, nükleer zenginleştirme programına destek sağlayan Avrupa’yı sorumlu tuttuğunu ileri sürmüştür.

 

Nükleer silahlara sahip olan İran’ın birçok nedenden dolayı kabul edilemeyeceğini belirterek, bunun Suudi Arabistan ve Mısır gibi anılan silahlara ihtiyacı olan ülkelere kapı açacağını iddia etmiştir. Nitekim “The Global Consequences of Iran’s Acquisition of Nuclear Weapons” isimli taslak incelemede eğer İran bu silaha sahip olur ise,  NATO üyesi olan Türkiye’nin de aynı silahlara sahip olma arzusunu göstereceğini gözler önüne sermektedir[31]. Uzmanlara göre böyle bir pazarlık sonunda ABD yeniden İran ile diplomatik ilişkilere başlayarak, geliştirecek ve iki ülke arasındaki tıkanıklar giderilecektir.

 

İsrail, İran’daki bu gelişmelerden son derece rahatsız olduğunu ifade etmektedir. İsrail’e göre; İran Hizbullah’ın bir numaralı destekçisi olup, İsrail’in herhangi bir sınır içinde varolma hakkını reddeden bir rejimdir. Eğer bu rejim nükleer silaha sahip olur ise,son derece tehlikeli bir durum ortaya çıkar. Ancak, İsrail’de ‘’Osirak seçeneğini’’ çözümden uzak tutmakta ve sorunun diğer yollarla hallini arzu etmektedir[32].

 

İsrail’in konvansiyonel savaş doktrini; önleyici harp ve çatışmayı İsrail toprakları ve nüfusunun yoğun olduğu alanların dışına taşımayı öngörmektedir[33].Bu suretle ihtiyatların seferberliğine imkân tanımayı sağlamaktır. Ülke özellikle güçlü hava kuvvetlerine bel bağlamıştır. İşte, İsrail’in hava kuvvetlerinin üstünlüğünü işlevsiz hale getiren her tehdit caydırıcılık konseptini zedelemektedir. Arapların füze teknolojileri, kimyasal ve nükleer silahlara sahip olması bu açıdan büyük tehdittir. İran, özellikle Orta Doğu’nun bugünkü durumunda tek ve en büyük ordusu, yeterli harp tecrübesine sahip bir ülke olması nedeniyle İsrail için birinci derecede tehdit olarak sayılmaktadır.

 

İsrail, İran’ın nükleer silah programı ile ilgili bölge güvenliği için muazzam bir tehdit şeklinde değerlendirme yapmasına rağmen, sahnede çok fazla görünmeden, sorunun ABD tarafından çözülmesini bekleyen bir tutum sergilemektedir.

 

Rusya, İran’ın nükleer programı ile yakın ilişkisi olmasının yanı sıra, İran bir komşu olarak kader birliği içinde her konuda çok yakın işbirliği içinde görünüm vermektedir. İran’da Rusya’ya karşı oldukça dikkatli davranmaktadır. Örneğin; Tacikistan meselesinde İran Rusya’yı desteklemiş, bu konuda ters beyanatlarda bulunmamıştır. Aynı zamanda Çeçenistan’daki çatışmaları koz olarak kullanmaktan kaçınmaktadır. Hazar Denizi kaynaklarının kullanılmasında uyum içinde gözükmektedir. Rusya, Busherh’deki nükleer tesisleri yapma aşamasında İran’ın yarattığı problemler nedeni ile dünya’nın gözü Rusya’ya dönmüş ve Rusya dolaylı olarak cezalandırılması gereken yaramaz bir çocuk durumuna düşmüştür. Rusya, UAEA tarafından eğer İran’ın NPT şartlarına uymadığı tespit edilirse, arzu edilen uyum sağlanana kadar İran ile nükleer işbirliğini keseceğini ifade etmiştir[34]. Bu Rusya’nın açık bir şekilde ABD ve Avrupa ile uyumlu hareket edeceği görüntüsünü veren bir yaklaşım olarak algılanabilir. Rusya’nın bakışı açısından, eğer ABD ve Avrupa Birliği, İran’ın şartları kabulü ile birlikte, Busherh nükleer reaktörünün Rusya tarafından tamamlanmasına ve yakıtın Rusya tarafından sağlanmasına yeşil ışık yakarsa; Rusya’nın ekonomik ve politik gereksinimleri tatmin edilmiş olacaktır. Nitekim ABD Başkan adayı Kerry’nin sunduğu pazarlık teklifi ve Avrupa birliği istekleri Rusya’nın arzusu ile uyumlu gibi görülmektedir.

 

Bu güne kadar olan gelişmeler dikkatle izlendiği takdirde, Birleşmiş Milletler UAEA’nın ısrarcı denetimleri, ve ABD’nin sert uzlaşmaz tutumu, Avrupa Birliği’nin yumuşak ikna edici tavrına rağmen, İran’ın nükleer programından vazgeçmeyeceği şüphesi zihinlerde yer almaktadır. İran mevcut rejimi ile devam ettiği sürece, er veya geç mutlaka nükleer silaha sahip olmaya yönelik faaliyetlerini örtülü veya gizli olarak sürdürebileceği gözlerden uzak tutulmaması gereken bir konudur. Ancak, İlave Protokol’ün İran tarafından kayıtsız ve şartsız uygulamaya konulması sağlanabilirse ki, yeni Başkan adayının çözümü sertlikten uzak, Avrupa Birliği çözümüne yakındır. Bu suretle İran’ın tam bir kontrolü sağlanabilecektir. Önemli olan bu sürecin nasıl ve ne kadar süreceği ve Türkiye’nin ne gibi tedbirler alması gerektiği konusunun değerlendirilmesidir.

 

Kaynakça

 

1.       SQUANSSONI Sharon “ Iran’s Nuclear Program; recent developments”, CRS Report for Congress,

March 4,2004

2.       “İslamic Republic of Iran”, www-pub.iqea.org/MTCD/

3.       MCGEARY J, MACLEOD S, CALABRESI M, Iran” Time, November 3,2003

4.       “Nuclear Weapons Iran” www.fas.org/nuke/guide/iran/nuke

5.       SCHIFF Ze’ev, “An Iranian Victory, an American defeat”. 10 Sept.03, www.worldsecuritynetwork.com

6.       SAWGER David, “Iran Admits That It has plans for a Newer Centrifuge”, 13.Feb.04 www.worldsecuritynetwork.com

7.       TRAYNO Ian, “Iran failing to come clean an weapons” www.worldsecuritynetwork.com

8.       OTTERMAN Sharon, “Iran, nuclear weapons” Council on Foreign realations, Nov.25,2003

9.       SADJADPOUR Karim, “Iranians don’t want nuclear weapons what ever official say”, The Daily Star, 07.Feb.04

10.    “İran Boru Hatlarının Jeopolitiği”, The Asia Times, 29 Mayıs 2003, KKK. Gn.P.P. Bşk.lığı Bülten no:162, 16 Ekim 2003, 14

11.     KLEVEMAN Lutz, The Guardian, 20 Ekim 2003, KKK. Gn.P.P.Bşk.lığıBülten no: 163, 18 Kasım 2003

12.     HAERI Safa, “Iran unbending on nuclear hardline”, 03 Aug. 04, www.worldsecuriteynetwork.com

13.     PERKOVICH George, “ Iran’s Security Dilemna: Washington is primed for more than a nuclear deal.”, 27.Oct.03, www.worldsecuritynetwork.com

14.     LIWZER Dafna, “Findings could hurt U.S. Effort on Iran” August 11,2004 www.washingtonpost.com

15.     “Önleyici Müdahaleler gizli tehlikeler taşıyor”, K.K.K.lığı Gn.P.D.Bşk.lığı Karar DS.Ş.Bülteni no:163, 18 Kasım 2003

16.    CALABRESI MASSIMO, Time, “Iran’s Nuclear Threat”, March.08,2003

17.    DONOVAN Michael,”Iran, Israel and Nuclear Weapons in the ME”, Feb 14,2002, www.edi.org/terrorism/……..

18.    CORDESMAN A.,BURKE A., “The Proliferation of WMD. İn the Middle East”, CISIS, March 15, 2004

19.    ALBRİGHT D, HİNDERSTEİN C.,”The Centrifuge Connection”, Bulletin of the Atomic Scientists, MarchApril 2004, vol 60,no2, 61-62

20.    KESSLER Glenn, WRİGHT Robin, “Edwards says Kerry Plans to Confront Iran on Weapons”, August 30, 2004, A01, www.washingtonpost.com

21.    ALLEN Mike, “Bush Tones Down Talk of Winning Terror”, August 31, A06, www.washingtonpost.com

22.    PERKOVİCH George, MANANERO Silvia, “The Global Consequences of Iran’s Acquisition of Nuclear Weapons” (Draft), 1,30, Carnegie Endowment, April 2004, www.ceip.org

23.    BENNETT Ramberg, “Defusing then nuclear Middle East”, Bulletin of Atomic Scientists, May/June 2004, vol 60, no.3 45-51

24.    AMIN Samia, “Cmparison of the NPT Safeguards Agreement and The Additional Protocol in the Case of Iran”, Carnegie Fact Sheet, Carnegie Endowment, www.ceip.org

25.    KERRY Paul, “IAEA Report Öuestions Iran’s Nuclear Programs, July/August 2004 www.armscontrol.org

26.    KERRY Paul, “Iran Failed to Comply With Nuclear NPT, IAEA Reports” July/August 2003 , www.armscontrol.org

27.    “The State of Nuclear Proliferation 2001”, www.armscontrol.org

28.    KERRY Paul, “IAEA Condemns Iran-Again”, April 2004 www.armscontrol.org

29.    KERRY Paul, “Iran Signs Additional Protocol With IAEA”, January/fFbruary 2004 www.armscontrol.org

30.    KERRY Paul, “IAEA Says Iran Failed to Disclose Key Nuclear Activities”, March 2004 www.armscontrol.org

31.    BORCHGRAVE Arnaud, “Iran in bombsights”, July5, 2004 www.washingtontimes.com

32.    BOLTON John, “Iran’s Continuing Pursuit of WMD”, Committee on Internetional Relations, www.globalsecurity.org

 

[1] SQUANSSONI Sharon “ Iran’s Nuclear Program; recent developments”, CRS Report for Congress,

March 4,2004

[2] AGE 1

[3] ALBRİGHT D, HİNDERSTEİN C.,”The Centrifuge Connection”, Bulletin of the Atomic Scientists, MarchApril 2004, vol 60,no2, 61-62

 

[4] “İslamic Republic of Iran”, www-pub.iqea.org

[5] MCGEARY J, MACLEOD S, CALABRESI M, Iran” Time, November 3,2003

[6] OTTERMAN Sharon, “Iran, nuclear weapons” Council on Foreign realations, Nov.25,2003

 

[7] SQUANSSONI Sharon “ Iran’s Nuclear Program; recent developments”, CRS Report for Congress,

March 4,2004

 

[8] “Nuclear Weapons Iran” www.fas.org/nuke/guide/iran/nuke

[9] ALBRİGHT D, HİNDERSTEİN C.,”The Centrifuge Connection”, Bulletin of the Atomic Scientists, MarchApril 2004, vol 60,no2, 61-62

[10] SCHIFF Ze’ev, “An Iranian Victory, an American defeat”. 10 Sept.03, www.worldsecuritynetwork.com

[11] SQUANSSONI Sharon “ Iran’s Nuclear Program; recent developments”, CRS Report for Congress,

March 4,2004

[12] SCHIFF Ze’ev, “An Iranian Victory, an American defeat”. 10 Sept.03, www.worldsecuritynetwork.com

[13] SQUANSSONI Sharon “ Iran’s Nuclear Program; recent developments”, CRS Report for Congress,

March 4,2004

[14] PERKOVICH George, “Iran’s Security Dilemna: is primed for more than a nuclear deal”, 27 Oct 03, Washington, www.securiynetwork.com

[15] PERKOVICH George, , “Iran’s Security Dilemna: is primed for more than a nuclear deal”, 27 Oct 03, Washington, www.securiynetwork.com

[16] AMIN Samia, “Comparison of the NPT Safeguards Agreement and The Additional Protocol in the Case of Iran”, Carnegie Fact Sheet, Carnegie Endowment, www.ceip.org

[17] SAWGER David, “Iran Admits That It has plans for a Newer Centrifuge”, 13.Feb.04 www.worldsecuritynetwork.com

[18] TRAYNO Ian, “Iran failing to come clean weapons” www.worldsecuritynetwork.com

[19] OTTERMAN Sharon, “Iran, nuclear weapons” Council on Foreign realations, Nov.25,2003

[20] SADJADPOUR Karim, “Iranians don’t want nuclear weapons what ever official say”, The Daily Star, 07.Feb.04

 

[21] “İran Boru Hatlarının Jeopolitiği”, The Asia Times, 29 Mayıs 2003, KKK. Gn.P.P. Bşk.lığı Bülten no:162, 16 Ekim 2003, 14

[22] “İran Boru Hatlarının Jeopolitiği”, The Asia Times, 29 Mayıs 2003, KKK. Gn.P.P. Bşk.lığı Bülten no:162, 16 Ekim 2003, 14

 

[23] LIWZER Dafna, “Findings could hurt U.S. Effort on Iran” August 11,2004 www.washingtonpost.com

[24] PERKOVİCH George, MANANERO Silvia, “Plan B: Using Sanctions to End Iran’s Nuclear Program”, Arms Control Today, May 2004

[25]KERR Paul, “Iran and IAEA Agree on Action Plan; US, Europeans Not Satisfied”, May 2004, www.armscontrol.org

[26] PERKOVICH George, “ Iran’s Security Dilemna: Washington is primed for more than a nuclear deal.”, 27.Oct.03, www.worldsecuritynetwork.com

[27] HAERI Safa, “Iran unbending on nuclear hardline”, 03 Aug. 04, www.worldsecuriteynetwork.com

[28] “Önleyici Müdahaleler gizli tehlikeler taşıyor”, K.K.K.lığı Gn.P.D.Bşk.lığı Karar DS.Ş.Bülteni no:163, 18 Kasım 2003

[29] K.K.K Bülten No: 163, AGE

[30] Kessler Glenn, Wright Robin, “Edwards says Kerry Plans to Confront Iran on Weapons”, August 30, 2004, A01, www.washingtonpost.com

[31] PERKOVİCH George, MANANERO Silvia, “The Global Consequences of Iran’s Acquisition of Nuclear Weapons” (Draft), 1,30, Carnegie Endowment, April 2004, www.ceip.org

[32] CALABRESI MASSIMO, Time, “Iran’s Nuclear Threat”, March.08,2003

[33] DONOVAN Michael,”Iran, Israel and Nuclear Weapons in the ME”, Feb 14,2002, www.edi.org/terrorism/……..

[34] PERKOVİCH George, MANANERO Silvia, “The Global Consequences of Iran’s Acquisition of Nuclear Weapons” (Draft), 27, Carnegie Endowment, April 2004, www.ceip.org