İran’ın yeniden iktidara gelen Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, seçim sonrası Eylül ayı içinde yapmış olduğu ilk basın toplantısında nükleer tartışmaların artık sona erdiğini söylemiştir. Ahmedinejad’ın bu çıkışı, Uluslararası Nükleer Enerji Ajansı’nın (IAEA) Viyana’da toplanarak, İran’ın nükleer programının askeri boyutları hakkındaki sorulara İran yetkilileri tarafından tatminkâr cevaplar verilmemesi üzerine BM’de yapılan toplantıya karşı bir misilleme olarak yaptığı değerlendirilmektedir. Her ne kadar, dışişleri ve nükleer politika konuları Ahmedinejad’ın kontrolü altında yürütülmemesine rağmen, Dini Lider Ayetullah Ali Hameney tarafından aldığı destekle, İran Cumhurbaşkanı ikinci dönem seçilmesinin ardından yaptığı yemin töreni sonrasında verdiği basın toplantısında, yine İran’ın nükleer zenginleştirmeye emin adımlarla devam edeceğini ve başarılı olacağını ilan etmiştir.

 

İran nükleer güç oluşturmasını sağlayacak nükleer programın yürütülmesinde iki ana unsuru teşkil eden konu üzerinde kararlı bir şekilde gelişme kaydetmektedir. Bunlardan biri; nükleer mühimmatı atma vasıtaları olan balistik füzeleri inşa ederek, geliştirmeye çalışmasıdır. Bilindiği gibi, İran Mayıs 2009’da 2000 km. menzilli bir orta menzilli balistik füze denemesi yapmıştır ve geliştirme çalışmalarına devam etmektedir. İstihbarat değerlendirmeleri uzun menzilli kıtalararası balistik füze yapımına 2015’den önce geçemeyeceği şeklindedir[i]. Bir diğeri ise; tam kapasite ile uranyum zenginleştirme çabalarıdır. Şu anda İran’ın elinde en az bir bomba yapabilecek kadar alçak-zenginleştirilmiş uranyum olduğu düşünülmektedir. İran bunu gizli bir şekilde, bomba yapımı için yeterli olan seviyede zenginleştirebilirse, silah yapımı için kullanabilir ve tehdit oluşturabilir denilmektedir. Ancak, her halükarda İran’ın bu tür bir girişiminin zenginleştirilen uranyumun yayınlayacağı sinyal vasıtasıyla zenginleştirme aşamasında IAEA tarafından tespit edilebileceği ifade edilmektedir. 2007 yılında ABD tarafından yapılan değerlendirmelerde İran’ın bir nükleer bombayı normal şartlarda 2010-2015 arasında geliştirebileceği belirtilmiştir. Ancak, gizli olarak yapılacak bu tür çalışmaların daha uzun bir zaman alacağı söylenebilir. Bütün bu çalışmaların bir ileri safhası ise, nükleer maddenin istenilen yer ve zamanda patlayacak durumda silah olarak dizaynı ve bunu atma vasıtaları olan balistik füzelere harp başlığı şeklinde yerleştirilmesidir. Bu safha oldukça önemli bir teknolojiyi gerektirmekte ve halen İran’ın bu tür bir çalışma içinde olamadığı görülmektedir. İran’ın Kuzey Kore, Çin ve Rusya’dan yardım almadan bunları başarmasının 2020’leri geçen, oldukça uzun bir zaman alacağı kıymetlendirilmektedir.

 

2007 yılında ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (National Intelligence Council-NIC) verdiği raporda İran’ın zenginleştirme çalışmalarını 2003 yılında durdurduğu ve tekrar başlamadığının tespit edildiği belirtilmiştir. Bunun nedeninin, yeteri kadar zenginleştirme yaptığı için İran’ın çalışmaları durdurması olduğu söylenmiştir. İsrail ise, ısrarla İran’ın gizli bir şekilde zenginleştirme faaliyetlerini sürdürdüğü iddiasında bulunmuştur.

 

2009 başında yönetime gelen ABD Başkanı Barak Obama muhtelif defalar İran’ın nükleer programına son vermesi çağrısı yapmış ve sorunu karşılıklı müzakerelerle çözme yolunu benimsediklerini ifade etmiştir. ABD’nin yeni yönetimle birlikte dışişlerinde uygulamaya çalıştığı “akıllı güç” politikası gereği, sorunlu ülkelerle sorunlar önce müzakere yoluyla çözülmeye çalışılacak ve ikna mekanizması kullanılacaktır. Sonuç alınamaması durumunda gittikçe tırmanan yöntemlerle ikna yolu geliştirilecek ve kuvvet kullanımı en son çare olarak ele alınacaktır. ABD’nin halen İran’a karşı sabırla bu politikayı uygulamaya çalıştığı görülmektedir. Bu kapsamda Obama yönetimi 24-25 Eylül’de yapılacak 20’ler Grup toplantısında İran’ın pozisyonuna göre İran nükleer programı üzerindeki görüşmeler için tavır belirleyeceklerini açıklamıştır.

 

Bu açıklamaya karşı hareket olarak, İran Dışişleri Bakanı Mottaki 9 Eylül 2009’da İran’ın nükleer konularda muhatap olarak kabul ettiği, BM Güvenlik Konseyi’ndeki beş Daimi Temsilcilere ve Almanya’ya (Daimi 5+1) yeni bir teklifle gelmiştir. Yapılan teklife göre, Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın iki gün önce yaptığı açıklamada ifade ettiği gibi, İran uranyum zenginleştirme programını askıya almayacaktır. Ancak, IAEA’nın Arak’ta bulunan ağır su reaktörüne girişine müsaade edilecek ve Natanz’daki zenginleştirme ünitelerinin geniş bir şekilde incelenmesinin sağlanacaktır. Geçtiğimiz Pazar günü İran’ın resmi basın kuruluşu tarafından yapılan açıklamada; Ahmedinejad’ın görüşmelere hazır olduğunu ancak, görüşme konularının, ‘küresel ekonomik ve güvenlik konuların çözülmesi ve uluslar arası işbirliği’ üzerinde olacağını, ‘İran’ın inkar edilemez, meşru ve kesin hakkı olan barışçı nükleer teknoloji konusunun görüşme konusu olamayacağını’ vurgulamıştır. Bu teklif ve açıklamalar incelendiğinde İran’ın nükleer program konusunda müzakerelere istekli olmadığı konusunda açık bir şekilde mesaj vermeğe çalıştığı görülmektedir. İran kendi programına devam edeceğini ama bir derece daha fazla oranda denetime açık olduğunu ifade ederek, müzakere edilecek bir husus olmadığını ortaya koymaktadır.

 

ABD yetkilileri ise, iki hafta sonra Ekim ayı içinde başlayacak müzakerelerde İran’ın nükleer programı konusundaki sorunların kendileri tarafından ısrarla gündeme getirilerek, görüşüleceğini ifade etmektedirler. Her ne kadar müzakereler ön şartsız olacak denilse dahi, müzakerelerin belirli bir safhasında, ABD tarafından olmazsa olmaz olarak, nükleer programın devamının masaya konulacağından hiç şüphe edilmemesi gerekmektedir.

 

İran’ın müzakerelere bu yaklaşımı, hem İran’ın nükleer programı hakkındaki iradesini ortaya koymakta hem de, bir oyalama taktiği olarak, batının İran’a zarar verecek cezai tedbir almalarını geciktirecek bir atılım olarak ele alınabilir. Bu bağlamda Ahmedinejad BM Daimi Beş Üyesi ve Almanya’yı İran’a davet etmiş ve görüşmelerin burada yapılmasını teklif etmiştir. Stradfort’un “Iran's Maneuvers as the Deadline Approaches” başlıklı yazısında, diplomasi de eğer, müzakere etmek istemiyorsanız ve bunu istemediğinizi de göstermek istemiyorsanız; geleneksel bir strateji olarak en güzel yol, müzakere yerinin neresi olacağı konusunu müzakere etmektir şeklinde bir yaklaşım vardır. İran burada karşıtlarını davet etmekle konuyu kendi lehine çevirme çabası içine girmektedir. Tahran’da olan batılı yetkililer için İran’a uygulanacak sert yaptırımları açıklamanın çok kolay olamayacağı düşünülebilir. İran’a sert yaptırımların uygulanmasını ABD ve İngiltere istemektedir. BM Daimi Üyesi olan Rusya ve Çin bu konuda İran’ı destekleyen konumları ile daha hassas davranmaktadır. Diğer taraftan İsrail’in İran’a karşı olan şahin tutumunun dengelenmesi için İran’ın müzakerelere yatkın durumda tavır alması akıllı bir davranış olarak görülmektedir. Bilindiği gibi, İran’ın bir numaralı düşman olarak ilan ettiği İsrail, İran’a silahlı müdahale yaparak nükleer tesislerin imhasını öngörmektedir. İsrail 1981’de Irak’ın Osirak reaktörünü askeri harekat ile imha etmiş ve 2007’de ise Suriye’deki nükleer tesislere de müdahale etmiştir. İsrail’in bu askeri müdahalelerinden ders alan İran hem tesislerini dağıtmış, hem de yer altına gömme yoluna gitmiştir.

 

ABD’nin kararlılığının bir diğer göstergesi olarak, bugünlerde Türkiye gündeminde oldukça ses getiren Patriot PAC-3 gelişmiş Füze Savunma Sistemleri’nin Türkiye’ye satılması inisiyatifinin başlatılması sayılabilir. Bu suretle, müzakerelerin hemen arifesinde ABD, İran’a bu suretle bir mesaj vermeyi hedefliyor olabilir. Bu mesaj ‘havuç- sopa’ diplomasisindeki sopayı temsilen, ‘müzakerelerde gerekli esnekliği göstermez isen, sana karşı tehdidi önlemeye yönelik gerekli askeri tedbirleri alırız’ uyarısı olabilir şeklinde bir değerlendirme yapılabilir. Görülen o ki, ABD, İran’la yapılan görüşmelerin seyrine göre, gerek kendisi, gerek BM ve gerekse NATO şemsiyesi altında İran’a karşı her türlü politik, ekonomik ve askeri tedbirleri belirli bir tırmanma içinde uygulamaya koyacaktır.

 

Dipnotlar

 

[i] Greg Thielmann, “Is There Time to Prevent an Iranian Nuclear weapon?”, Arms Control Assosiation, Treat Assessment Brief, Sep. 10, 2009