Türkiye’nin yoğun iç gündemi ile meşguliyeti, ülkemizde İran Dış İşleri Bakanı Muttaki’nin Bahreyn’de İran Nukleer Programı ile ilgili yapmış olduğu açıklamaya pek fazla dikkat sarf edilememesine neden olduğu görülmektedir.

 

Bilindiği gibi, İran kendine has bir nükleer program uygulamakta ve bunun barışçı amaçla yapıldığını ısrarla terar etmektedir. Batı ise, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nı (NPT) imzalamış olan İran’ın, Uluslar arası Atom Enerji Ajansı’nın (IAEA) denetimi altında bu çalışmaları yapmasının anlaşmanın gereği olduğu üzerinde durmaktadır. IAEA’nın denetim çabalarına karşı İran’ın pek fazla yardımcı olmaması ve zaman, zaman direniş göstermesi Batı Dünya’sında İran’ın gerçek niyeti konusunda bir güven bunalımı ve aşınması yaratmaktadır. Halen bu güven tesis edilememiştir.

 

IAEA İran’ın nükleer silah üretim faaliyetinde bulunduğuna dair iddialar üzerine 2001 yılında bu ülkede denetim yapmış ve sonuç olarak, İran’ın gizli bir nükleer program uygulamaya çalıştığına dair rapor vermiştir[i].

 

BM Güvenlik Konseyi Eylül 2008’de almış olduğu 1835 sayılı karar[ii] ile İran’dan aşağıda belirtilen konularda tam bir işbirliği yapmasını istemiştir. Bunlar;

 

 

§ Her türlü nükleer faaliyetini IAEA’nın denetimine açması,

 

§ Uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması,

 

§ Ağır su reaktörleri ve bununla ilgili inşaat ve tesis yapımını askıya alması

 

§ IAEA gözetiminin güçlendirilmesi için ilave protokolün onaylanmasıdır.

 

İran 1974 tarihinde IAEA gözetimine ait protokolü imzalamış[iii],fakat halen onaylamamıştır.

 

ABD ve Batı neden İran’ın nükleer programının barışçı olduğu iddiasına şüphe ile yaklaşmaktadır?

 

Batı’nın İran’a şüphe ile davranmasının nedenlerini nükleer zenginleştirme tesisleri hakkında aşağıda belirtilen bilgilere sahip olabilirsek daha iyi anlaşılabileceği değerlendirilmektedir.

 

İran iki farklı yöntemle zenginleştirme işlevini sürdürmeye çalışmaktadır. Birinci yöntem; gaz santrüfüj tekniği ile uranyumun zenginleştirmesidir. Bu teknikte, uranyum hexafluoride çok yüksek hızla dödürülerek, uranyum 235 izotopunun konsantrasyonu arttırılarak zenginleştirme yapılabilmektedir. Bu tür santrüfüj ile hem nükleer güç reaktörlerinde kullanılabilen alçak zenginleştirilmiş uranyum, hem de nükleer silah yapımında kullanılabilen oldukça yüksek zenginleştirilmiş uranyum elde edilebilmektedir. Buna ilave olarak İran, uranyum hexafluoride eldesi için uranyum oksidi işleme tabi tutan tesislere de sahiptir. İkinci yöntem olarak, Ağır su reaktörü tesisleri ile yapılan zenginleştirmedir. Arak’ta inşa edilmekte olan tesisin tıbbi maksatlı izotop eldesinde kullanılacağını ifade etmesine rağmen, bu tesiste kullanılan yakıtın artıklarında nükleer silah üretiminde kullanılan plutonyum bulunması şüpheleri beraberinde getirmektedir. Ancak, plutonyum’un nükleer silahta kullanılabilmesi için, bunun artıklardan tekrar işleme tabi tutularak ayrıştırılması gerekmektedir. İran çabalarının nükleer gücü barışçı amaçlarla kullanacağını açıklayarak, bu ayrıştırmayı yapmayacağını ifade etmektedir[iv].

 

İran BM Güvenlik Konseyinin 1835 no’lu kararına rağmen uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ve ağır su reaktörü inşa faaliyetlerine devam etmiştir. Planlanan 54.000 santrifüj zenginleştirme makinasının 8000 adedi halen Natanz’da mevcuttur. Bunlar barışçı amaçla olduğu iddia edilen %5’lik zenginleştirme işlemini yapmaktadır. Eğer bu zenginleştirme % 90’lar cıvarına çıkartılabilirse ki; %5’lik ilk aşamayı başardıktan sonra daha kolay bir işlem olarak görülmektedir, İran’ın nükleer silah elde edebilecek kapasiteye kolaylıkla ulaşabileceği değerlendirilmektedir[v]. 2009 Eylül ayında Kum kenti yakınlarında gaz santrifürüjü uranyum zenginleştirme tesisi inşaatına başlandığını İran IAEA’nın zorlamasıyla ilan etmiştir. Kum yakınındaki dağın içine son derece güvenli olarak inşa edilen uranyum zenginleştirme tesisi NPT’i tamamen ihlal eder gözükmektedir. IAEA 27 Kasım 2009’da 1835 no’lu karara benzer bir karar alarak, nükleer madde zenginleştirilmesinin durdurulması ve diğer temennilerle birlikte özellikle, 2011yılında tamamlanması planlanan Kum kentindeki tesisin yapımının durdurulması kararını almıştır[vi]. Ayrıca Isfehan’da zenginleştirme öncesi uranyum cevherinin işlendiği önemli bir tesis ilk yapılan inşaatlardan biridir.

 

Bir nükleer silaha sahip olmak için üç elemanın geliştirilmesine ihtiyaç olduğu söylenebilir. Birincisi; yüksek zenginleştirilmiş uranyum veya plutonyum gibi, fissile meteryaldir. Bu maksatla Natanz’da uranyumun zenginleştirilmesi ve Arak ağır su reaktörü artıklarından elde edilen plutonyum gerekli maddeyi sağlayabilecek durumdadır.

 

İkinci eleman,uygun atma vasıtasına sahip olmaktır. Her ne kadar atma vasıtası olarak uçaklar ve gemi platformu kullanılabilirse de, en hızlı ve güvenilir olanı balistik füzelerdir. İran’ın balistik füze çalışmaları yapması ve Mayıs ayında Sejjil-2 katı yakıtlı füze, Temmuz 2009’da icra ettiği askeri tatbikatta biri 2000 km. Menzilli Şahap-3 füzesi[vii] olmak üzere, dokuz füze denemesi Batı’da ciddi endişelere neden olmuştur. 16 Aralık 2009 tarihinde ise, yine daha geliştirilmiş Sejjil-2[viii] katı yakıtlı füze denemesi yaptığını ilan eden İran, nükleer programını geliştirmedeki inatçılığı konusunda ne kadar kararlı olduğunu bir kere daha gözler önüne sermiştir.

 

Diğeri ise, uygun harp başlığına sahip olmaktır. IAEA’nın basından takip ettiği bilgilere göre, İran halen dört yıllık bir araştırma programı olarak, nükleer silahın patlatılması için hayati önemi haiz gerekli tetik mekanizmasını üretmek için netron başlatıcı üzerinde çalıştığını gözler önüne serilmektedir[ix]. Bütün bu çalışmalar, İran’ın uygulamakta olduğu programdaki ilerlemeler ve İran’ın IAEA denetimlerine karşı direnişli dikkate alındığında Batı haklı olarak İran’ın niyet ve maksadına şüphe ile bakmaktadır.

 

BM. Güvenlik Konseyi’nin Daimi Beş Üyesi ve Almanya’nın İran’a Karşı Tutumu Nasıldır?

 

 

BM Güvenlik Konseyi Daimi üyeleri İran’ın nükleer silah eldesi çabaları üzerinde IAEA denetimleri sonrasında vermiş olduğu raporlar kanalı ile bilgi sahibi olmaktadır. IAEA’nın bu güne kadar verdiği raporlarda açık bir şekilde İran’ın nükleer bomba imali için çalıştığına dair bir bulgu mevcut değildir. Ancak, denetimler sırasında elde edilen emareler ve İran’ın muğlak davranışları, IAEA ile her türlü konuda işbirliği yapmaktan kaçınmasının bu tür değerlendirmelere neden olduğu ifade edilebilir[x]. Bu bakımdan Rusya ve Çin İran’ın bomba üretimi için somut deliller bulunamadığını ileri sürerek, yaptırımların uygulanmasında çekimser davranmaktadırlar. Her iki ülkenin bu tavırları arkasında gerçek nedenin İran ile olan çok yakın ticari ilişkilerinin zarar görmesinden kaçınmak olduğu belirtilebilir. Rusya 1995 yılından beri İran’ın Bushehr’de nükleer tesislerinin inşaası işindedir. ABD başlangıçta bu inşaata karşı çıkmıştır. Daha sonra, Rusya’nın yakıt çubuklarını kontrollü olarak İran’a verip, artıkları alacağı konusundaki mutabakatı ile konuya sıcak bakmıştır. Anılan reaktörün inşaasına devam edileceği ve en erken Mart ayında faaliyete geçebileceği Rusya tarafından açıklanmıştır. Ancak, Rusya İran’a gelişmiş S-300 füzelerinin satışını anlaşma imzalanmasına rağmen durdurmuştur. Rusya Şah’ın yıkılışından sonra ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurarak İran ile sahip olduğu ilişkileri kaybetmek istememektedir.

 

Çin’in tahminen 120 milyar dolarlık yatırımı ile İran ile ticari ilişkileri son derece iyidir. Çin için İran en başta gelen petrol tedarikçilerinden biridir.Çin hükümeti bu ilişkilerini riske atmak istememektedir.

 

Rusya ve Çin’in İran’a verdiği destek sadece ticari bağlamda olmayıp, bu tür bir davranışa ABD’nin 2003 yılında Irak’a tek taraflı müdahalesinin yarattığı kırgınlığında tesir ettiği söylenebilir.

 

Aynı şekilde, Almanya’da önceleri yaptırım uygulamasına çekince ile yaklaşırken, son gelişmeler üzerine enerji sektöründe rafine edilmiş petrol ürünlerinin satışında ambargo uygulanması konusunun görüşülmesini destekler bir tavır takınmıştır[xi]. İran ithal etmiş olduğu benzinin % 35-40 kadarını kendi iç piyasasında tüketmektedir[xii].

 

Avrupa ülkeleri kendi şirketlerine devlet desteği sağlamasalar bile bir kısım şirketlerin İran ile iş yaptığı belirtilmektedir.

 

ABD Başkanı Obama’nın yönetime gelmesiyle beraber İran’ın müzakereler ve barışçı bir tutumla ikna edilmesine yönelik çabaları, önceki Başkan Bush’un zorlayıcı tavrının yerini almıştır. Bu çerçevede, BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi Üyesi beş ülke ve Almanya’nın da katılımıyla oluşturulan heyet İran ile görüşmelere başlamıştır. Ekim 2009’da Viyana’da yapılan toplantıya ABD, Rusya, Fransa,UAEA ve İran katılmıştır. Yapılan mutabakata göre hazırlanan taslak metinde[xiii], İran’ın, IAEA’nın önerisi üzerine %5 olarak zenginleştirmiş olduğu 1200 kg uranyumun yüzde yirmi oranında zenginleştirilmesini sağlamak için Rusya’ya, metal yakıt çubukları haline getirilmesini sağlamak için, Fransa’ya göndermesi öngörülmüştür[xiv]. Bu suretle nükleer reaktörde yakıt formasyonuna sokulan zenginleştirilmiş maddenin silah yapımı için kullanılması imkanı ortadan kalkacaktır. Çünkü, yakıt haline getirilen metal çubukların nükleer silah üretiminde kullanılamadığı belirtilmektedir. Halen İran’ın elinde 1500 kg[xv] kadar nükleer madde bulunduğu değerlendirilmektedir ve İran’ın bu yakıtı kendi reaktörlerinde yüzde yirmi oranının üstünde zenginleştirilmesine dair yeteneğinin olduğu bilinmektedir[xvi].

 

İran Ne Yapmak İstiyor?

 

Ekim ayı içinde İran bu konuda hem fikir olmadığını resmi olmayan ifadelerle açıklamıştır. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad televizyondan yaptığı konuşmada, bu öneriyi Batılı güçlerin çatışmacı bir zihniyetten uzaklaşarak uzlaşıya yönelmesi olarak değerlendirmiştir, Ancak İran Cumhurbaşkanı, "nükleer haklarından" da vazgeçmeye hazır olmadıklarını dile getirmiştir. Iran medyası, ülkenin Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'ndaki temsilcisi Ali Aşgar Sultaniye'nin, "Tahran'ın nükleer yakıt konusundaki ekonomik ve teknik kaygıları giderilmelidir" dediğini aktarmıştır.

 

İran’ın bu teklife sıcak bakmamasının görünürde ana sebebi, elindeki büyük miktardaki zenginleştirilmiş maddeyi yurt dışına çıkarttığı takdirde, Batı’nın tekrar iade etmiyeceği korkusu olarak değerlendirilmektedir. Nitekim 1970’de Şah zamanında Fransa ile yapmış olduğu anlaşma doğrultusunda alacak olduğu nükleer yakıtın, İslam devrimi sonrası Fransa’nın vermekten imtina etmesi örnek olarak gösterilmektedir[xvii]. Bir diğer temel sebep ise, İran bu kadar yüklü miktarda zenginleştirimiş maddeyi elinden çıkartığı takdirde, Natanz ve Kum gibi tesislerde nükleer silah üretimine yönelik çalışma yapmasının mümkün olamayacağını bilmesi olarak açıklanabilir.

 

Nitekim, Iran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad IAEA’nın 27 Kasım 2009 kararından iki gün sonra misilleme olarak, ülkesinin yılda 250-300 ton nükleer yakıt üretmeyi hedeflemesi gerektiğini söylemiş ve ilave tesis inşaasına ihtiyaç duyduklarını açıklamıştır. Buna göre; tesislerden yerleri belirlenmiş olan beşinin inşaasına hemen başlanacak, diğer beşi için ise, iki ay içinde yer bulunacaktır. Kurulacak 10 yeni uranyum zenginleştirme tesisinin Natanz büyüklüğünde olması planlandığı belirtilmiştir. 2020 yılına kadar üretmeyi hedefledikleri 20 bin megawatt elektrik enerjisi için, yılda 250-300 ton civarında yakıta ihtiyaçları olduğunu kaydeden İran lideri, uranyum zenginleştirme düzeyinin de arttırılacağını söylemiştir[xviii]. Daha sonra İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, bu kararı, Birleşmiş Milletler'in, Kum kentinde varlığı yeni ortaya çıkan bir nükleer tesisteki faaaliyetlerin dondurulması talebi üzerine aldıklarını açıklamış ve nükleer programı genişletme kararını Batı'nın "kışkırtması" sonucu aldığını savunmuştur. Aynı zamanda İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı olan Salihi, "İran'ın Natanz'daki büyüklükte çok fazla santral inşa etme planı yoktu. Ama Batı bizim barışçıl mesajlarımızı anlamak istemiyor" diyerek kararın nedenini açıklamıştır. 

          

Bütün bu çıkışlar uzlaşmaz bir şekilde sürdürülürken, İran Dış İşleri Bakanı Muttaki zenginleştirilmiş uranyumun İran’a tedariki konusunda Güvenlik Konseyi Daimi Beş Üyesi ve Almanya’nın teklifinin farklı bir uygulama ile kabul edilebileceği sinyalini vermiştir. Buna göre, ilk aşamada mevcut 1500 kg zenginleştirilmiş uranyumun 400 kg.lık kısmını nükleer yakıt almak üzere, Kish adasında depolanması sağlanacaktır. Eğer, bunun karşılığında sözü edilen nükleer yakıt verilirse, müteakip aşamaların müzakere edilebileceğini ifade etmiştir[xix] Amacın Batı’nın verdiği sözü tutup tutmayacağının test edilmesi olduğunu söylemiştir.

 

İran bu karmaşık davranışlar manzumesi içinde  körler sağırlar diyaloğuna benzer bir uygulama yapmakta ve ABD ile Batı’nın her türlü şart ve  davranışını kendi çıkarları uğruna kullanmayı fırsat olarak ele almakta olduğu ifade edilebilir. ABD’nin müzakere çağrısını oyalama taktiği ile bir taraftan sürüncemede bırakmaya çalışırken, diğer taraftan müzakerelerin kesilmesini önlemek için, Muttaki’nin teklifi gibi manevralar yapmakta olduğu görülebilir. Bu arada Rusya ve Çin’in rahatsız olarak, sert tedbirleri desteklemesini önlemeye çalışmak için, gerektiğinde Kum tesislerinde olduğu gibi IAEA denetçilerine kapıları sonuna kadar açmaktadır. Bu arada Batı’ya ve hasım kabul ettiği İsrail’e ne kadar kararlı olduğunu göstermek için balistik füze ve nükleer tesisleri savunma tatbikatları yaparak, göz dağı vermeye çalıştığı izlenebilir. Bütün bu arada ise, kazandığı zamanı en iyi şekilde kullanarak, elindeki nükleer programı yürütme çabasını sürdürdüğü gözlemlenebilir. Ortaya çıkan resim değerlendirildiğinde, İran’ın nükleer teknoloji konusunda artık belirli bir aşama kaydettiği ve geri dönülmez bir yola girdiği üzerinde hem fikir olunabilir. Bu teknoloji öyle bir kavşaktaki; bir istikameti barışçı amaçlara gitmekte, diğer istikameti ise, silah teknolojisini işaret etmektedir. Balistik füze denemelerinde geldiği aşamalar ve nükleer silah harp başlığı ve tetik sistemleri üzerindeki çalışmalara dair istihbaratlar doğruysa, İran’ın her iki istikamette de ilerlemek için fırsat kolladığını söylemek pek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Tehlikeli olan, İran’ın nükleer silah eldesi istikametinden bir an evvel nasıl alıkonulacağı hususunun belirlenmesinin son derece önem kazanmakta olduğu konusunda halen somut bir irade birliği sağlanamamış olmasıdır.

 

 Dipnotlar

 

[i] Paul K. Kerr,  “Iran’s Nuclear Program: Tehran’s Compliance with International Obligations”, Congressional Research Service, 7-5700, October 1, 2009, www.crs.gov.

 

[ii] Security Council 5984th Meeting, Resolution 1835 (2008), Securıty Council Reaffirms Earlier Resolutions On Iran’s Uranium Enrıchment, Calls On Country To Comply Wıth Obiıgatıons ‘Fully And Without Delay’, www.un.org/news/press/docs/2008/sc9459.doc.htm

 

[iii] INFCIRC/214, 13 December 1974, www.iaea.org/Publications/Documents/Infcircs/Others/infcirc214.pdf

[iv] AGE i

 

[v] “An Iranian nuclear bomb, or bombing of Iran?”, Dec 3, 2009, Economist.com

 

[vi] GOV/2009/82, Date: 27 November 2009, http://www.iaea.org/Publications/Documents/Board/2009/gov2009-82.pdf

 

[vii] http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/07/080709_iran_missile.shtml

 

[viii]“ Iran Tests New Sejjil-2 Missile With Success”, 16 Dec 2009, www.presstv.ir/detail.aspx?id=113877&sectionid=351020101 

 

[ix] “Secret document exposes Iran’s nuclear trigger”,  http://www.iaea.org/NewsCenter/Dpr/pressreview.html

 

[x] Davıd E. Sanger And Wıllıam J. Broad, “U.N. Nuclear Agency Calls Iran Inquiry ‘Dead End’, http://www.nytimes.com/2009/11/27/world/middleeast/27nuke.html?_r=4

 

[xi] “Iran lets in UN inspectors ahead of nuclear report”, 20 August 2009, guardian.co.uk

 

[xii] Fariborz Ghadar,  “Iran's Nuclear Negotiations and the West”, www.csis.org

 

[xiii] Paul K. Kerr,  “Iran’s Nuclear Program: Tehran’s Compliance with International Obligations”, Congressional Research Service, 7-5700, October 1, 2009, www.crs.gov.

 

[xiv] Iran hints at rival proposal as deadline looms, 23 Oct. 2009, http://www.france24.com/en/20091023-iran-vienna-nuclear-deal-un-enrichment-rival-proposal

 

[xv] Jay Deshmukh, “Iran to seek guaranteed supply of nuclear fuel at Vienna”, Sunday, October 18.

 

[xvi] “West trying to trick Iran in nuclear deal”, Larijani, Tehran , 25 Oct 2009, Times, http://www.tehrantimes.com/index_View.asp?code=206305

 

[xvii] Fariborz Ghadar , “ Iran's Nuclear Negotiations and the West”, Nov 12, 2009, www.csis.org

 

[xviii]“ Iran's 10 new nuclear plants? Not likely, say experts”, http://www.csmonitor.com/World/terrorism-security/2009/1130/p99s01-duts.html

 

[xix] Zvi Bar'el, Iran trying to maintain momentum of dialogue, www.haaretz.com