17-18 Nisan 2010 tarihleri arasında İran davetlisi olmadığı, ABD’nin yapmış olduğu “Küresel Nükleer Güvenlik” Zirvesi’ne karşı olarak, “Herkes için Nükleer Enerji, Hiç Kimse için Nükleer Silah” konulu bir konferansı gerçekleştirmiştir. İran basınına göre, Çin, Pakistan, Irak, Türkiye ve Fransa’dan delegelerin ve muhtelif uluslararası kuruluşlardan temsilcilerin katıldığı Ordu Günü’ne rastlayan konferansın arkasından, İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’ın başkanlık ettiği ve nükleer harp başlığı taşıma kapasiteli balistik füzelerin yer aldığı bir askeri geçiş töreni yapılarak kapanış yapılmıştır.

 

Konferansta Ayetullah Ali Hamaney yaptığı açılış konuşmasında, ABD’nin nükleer yayılmanın önlenmesini nükleer silaha sahip İsrail ile karşı karşıya gelmemek için, göz boyama taktiği olarak kullandığını ifade ederek, ABD’nin nükleer silahlarını terör ve göz korkutma vasıtası olarak nitelendirmiştir.

 

Hamaney’in ardından kürsüye gelen Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ve diğer üst düzey konuşmacılar ABD’ni hedef alarak, ABD’nin nükleer gücünün Dünya için tehdit oluşturduğunu ve NPT’den ülkelerin çekilmesi için neden oluşturduğunu ifade etmişlerdir. Ahmedinejad konuşmasında, ABD gibi nükleer silaha sahip olan ve bu silahı daha evvel kullanmış olan bir ülkenin uluslar arası kurumların en üstünde veto hakkına sahip karar merciinde bulunması, bu silaha sahip olmayan ülkelerde güvenlik kaygıları nedeniyle nükleer silaha sahip olma dürtüsü yarattığını ifade etmiştir. Hamaney, eğer ABD ileri sürdüğü silahların yayılmasında ciddi olsaydı, İsrail’in işgal etmiş olduğu Filistin topraklarını nükleer silah deposuna çevirmesine göz yummazdı diyerek İsrail’i de gündeme getirmiştir. İran Dış İşleri Bakanı yaptığı konuşmanın kapanışında ise, son cümle olarak söylediği “nükleer silahlardan arındırılmış bir Ortadoğu için İsrail’in NPT kapsamına girmesi gerektiği” vazgeçilmez koşul olduğunu ifade etmiştir.

 

Tahran, ABD’nin yeni açıklamış olduğu nükleer silah kullanma stratejisinde belirttiği, “NPT’e uyan ülkelere nükleer silah kullanılmayacağı ancak, İran ve Kuzey Kore gibi bu konuda farklı yaklaşımlar uygulayan ülkelere karşı nükleer silah kullanmanın her zaman bir seçenek olduğu konusundaki yaklaşımına tepki göstererek, ABD ve yandaşlarının iki yüzlü bir politika uygulamakta olduğunu, İsrail’e göz yumarken kendileri gibi nükleer enerjiyi barışçı amaçlarla kullanma isteğinde olan ülkelere baskı uygulamaya çalıştığını bütün Dünya’nın görmesi gerektiğini belirtmişlerdir.

 

ABD yönetimi Mayıs ayı içinde yapılacak, BM toplantısında İran’a ağır yaptırımlar getirilmesi konusunda hazırlıklar yaparken, İran konferansta, Dünya’nın beşinci petrol ihraç eden ülkesine yapılacak ambargonun ciddi bir tehdit oluşturmayacağını ve bu konudan kaçınmaları için yalvarmayacaklarını söylemiştir. BM’in ve Uluslar arası Atom Enerji Ajansı’nın birkaç kabadayı ülkenin güdümünde kurumların yapısının değiştirilerek, bir politik yaptırım unsuru olarak kullanılmaya çalışıldığını, üyelerin buna müsaade etmemeleri gerektiğini ifade etmiştir.

 

İran bütün bu karşı çıkışlarla beraber, uygulamakta olduğu programın geri dönülmez olduğunu, ancak, her türlü konuda Batı ile müzakerelere hazır olduğunu açıklamıştır.

 

Görüldüğü gibi, İran’ın ABD’ne karşı misilleme olarak yaptığı konferans beklenilenin dışında bir sürpriz değişiklik içeren sonuç getirmemiştir. İran’ın bu konferans vasıtasıyla, ABD ve müttefiklerine bir gövde gösterisi yapma ve güç gösterisinde bulunma girişiminde bulunduğu söylenebilir. Aslında, Kuzey Kore ile birlikte nükleer silaha sahip olmayan ülkeleri örgütleyerek, ABD ve Batı’nın İsrail’e tavizkâr tutumunun ortaya koyduğu iki farklı yaklaşımı su yüzüne çıkartmak suretiyle, uluslararasında bir kamuoyu oluşturarak, karşı cephe yaratmayı amaçlayan bu girişimin pek başarılı olduğunu kabul etmek mümkün görülmemektedir. Bunun ana nedeni, İran’ın uluslararası arenada sahip olduğu güvenilmek ve özellikle, Ortadoğu’da Arap ülkelerine karşı dayatmacı ve müdahaleci politikaları olduğu gerçeğini göz ardı etmemek gerekmektedir. Önce güvenilir bir İran olmalı, sonra liderlik oyununa soyunmaya çalışmalıdır.

 

Bu arada ABD boş durmamış ve ileri bir hamle ve konferansa cevap olarak, gündemine İran’a silahlı kuvvetler ile müdahaleyi önemli bir seçenek olarak alarak, ABD’de kamuoyu oluşturma çalışmalarına başlamıştır. İran’ın işi gittikçe zorlaşmaktadır.