Yeni yılın ilk günlerine Türkiye yine doğalgaz kriziyle girdi. Geçtiğimiz yıl bu günlerde Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan siyasi krizin doğalgaz krizine dönüşmesinden sonra Türkiye’de ciddi endişeler yaşanmıştı. Neyse ki, o gülerde bu kriz ucuz atlatılmış ve daha fazla büyümeden Rusya ile Ukrayna’nın anlaşması Avrupa’yı olduğu gibi Türkiye’yi de olası bir doğalgaz krizinin eşiğinden döndürmüştü.

 

Yetmişli yılların sonlarında yaşanan petrol krizinden sonra petrolün uluslar arası arenada bir numaralı dış politika aracı haline dönüşmesinden sonra uzun yıllar küresel ilişkiler hep petrole endeksli hale gelmişti. O dönemde yaygın olarak kullanıma giremeyen doğalgaz ise stratejik bir değer ifade etmemekteydi. Aradan geçen zaman içerisinde doğalgazın yaşamımızın her alanına girmesi ve doğalgazın petrole nazaran taşınmasının daha kompleks olmasına rağmen sağladığı kullanım kolaylığı onu yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesine sebep olmuştur.

 

İran’la Yaşanan Kriz ve Sebepleri

 

İran’la 8 Ağustos 1996 tarihinde imzalanan anlaşma gereği  25 yıl süreli ve 10 milyar m3/yıl (plato periyodda) gaz alınması öngörülmüştür. Anlaşmayla 2001'de başlaması planlanan gaz alımlarının 2007'de plato miktarına ulaşması planlanmıştır. Ancak bugün gelinen noktada İran’dan alınan gazın önce azaltıldığı ve ardından ise tamamen kesildiği görülmüştür. Erzurum-Gürbulak’dan sınırımıza girip Kayseri uüzerinden Ankara ve Konya-Seydisehir'e ulaşması planlanan İran Doğalgaz Boru Hattının proje maliyetinin $630 milyon dolar olması planlanmıştır. Boru kapasitesi senede 26 milyar m3 olan bu hat ile 10 milyar m3 İran gazı ve geri kalan kısmı için de Türkmen gazı alınması hedeflenmiştir.

 

Yeni yılın ilk günlerinde Türkiye İran’dan aldığı doğalgazın kesildiğini İran Haber Ajansı İrna’ya bir mülakat veren İran İslam Cumhuriyeti Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamane’den öğrenmiştir. Hamane bu mülakatında İran halkına seslenerek kötüleşen hava şartları sebebiyle İran’ın iç talebi karşılayamaması sebebiyle Türkiye’ye karşı kesintiye gittiklerini ve İran halkının enerjiyi tasarruflu kullanmaları halinde doğalgaz artışı sağlayarak Türkiye’ye yeniden doğalgaz verilebileceğini ifade etmektedir. Veziri Hamane ayrıca Enerji Bakanı Hilmi Gülr ile telefon görüşmesi yaparak İran’ın Türkiye karşısında hali hazırda anlaşmalar çerçevesinde taahhütlerini yerine getiremediğine ve Türk yetkililerden bu konuda özür dilendiğine dikkat çekerek, hali hazırda Türkiye’ye doğalgaz verilemediğini ama yapılmakta olan ve bir hafta ya da en fazla on gün sonra tamamlanacak Parsiyan doğalgaz arıtma tesisinin tamamlanmasıyla Türkiye’ye doğalgaz ihracının yeniden başlayacağını vurgulamıştır. Hamane İran sathında bazı bölgelere de yeterli doğalgaz verilemediğine değinerek, Parsiyan doğalgaz arıtma tesisinin tamamlanmasında yaşanan gecikmeye de bölgede beklenmeyen aşırı yağışların ve tesisin bulunduğu bölgenin su almasının neden olduğunu söylemiştir. On gün içinde Parsiyan doğalgaz arıtma tesisinin tamamlanmasıyla yurt içi ihtiyacı olan doğalgazla Türkiye’ye ihraç edilecek doğalgazın temin edileceğini belirten Veziri Hamane, Parsiyan tesisinin ilk aşamada doğalgaz şebekesine 10 milyon m³ ve tamamlanan ikinci aşamayla şebekeye 25 milyon m³ doğalgaz pompalanacağını umduklarını ifade eder iyimser bir açıklama yapmıştır.

 

RefahYol Hükümeti döneminde imzalanan anlaşmanın 14. maddesine göre (şimdi olduğu gibi doğalgaz tesislerini su basması sebebiyle) mücbir sebeplere dayandırılarak tazminat da ödemeyen İran’ın benzer kesintilere geçtiğimiz yıllarda da gittiğini göz önüne alırsak bu kesintileri tek başına “mücbir sebeplere” dayandırmanın dayanaksızlığı ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar İran İslam Cumhuriyeti Petrol Bakanı Kazım Veziri Hamane bu kesintiyi doğal sebeplere bağlasa da İran’ın bu kesintiği stratejik sebeplerle yaptığı izlenimi ağır basmaktadır. İran’a ABD baskısının devam ettiği ve Irak’da şartların giderek kötüleştiği bu günlerde İran daha önce PKK’ya karşı ABD’nin yapamadığını yaparak Kandil dağını bombalamış ve Türkiye’nin gerçek müttefikinin ABD değil kendileri olduğu mesajını vermişti. İran kış şartlarının kötüleştiği bu günlerde Ankara’ya ikinci mesajını vermektedir. Türkiye’nin bu tür durumlara karşı adeta sigorta olarak gördüğü Şahdeniz Gazındaki hakkından Gürcistan ve Azerbaycan lehine feragat etmesinden sonra Türkiye’nin köşeye sıkıştığını gören İran’ın bu gaz kesintisiyle Türkiye’ye verdiği mesajın Ankara’dan iyi okunması ve buna uygun politikalar geliştirilmesi gerekmektedir.

 

Stratejik Dış Politika Aracı Olarak Doğalgaz

 

Doğalgazın yaşamımızın her alanında vazgeçilmez konuma yükselmesi bu stratejik hammaddeye sahip olan ülkelerin onu bir dış politika aracı olarak kullanmaya başlamalarına sebep olmuştur. Bunu en başarılı bir şekilde kullanan ülkelerin başında Rusya gelmektedir. Rusya’nın enerjiyi ve özellikle de doğalgazı stratejik bir dış politika aracı olarak kullanma isteği Batıda “stratejik şantaj aracı” olarak algılanmıştır. Zira daha önce Rusya’nın doğalgazı bir baskı aracı olarak Moldova, Gürcistan ve Ukrayna’ya karşı kullandığı hafızlarda kalmaktadır.

 

Bölgemizdeki en başarılı dış politika uygulamalarından birisini gerçekleştiren İran’ın özellikle ABD ve Batıya karşı tansiyonu istediği gibi yükseltme ve gerektiğinde düşürme politikasından sonra Rusya’nın uyguladığı “enerjiyi dış politika aracı olarak kullanma” pratiğini uygulamaya başladığı görülmektedir. İran bir yandan dolar yerine euroya geçme politikası güderken diğer yandan da enerjiyi özellikle de doğalgazı bir dış politika aracı olarak kullanmaya başlamış, bunun ilk uygulamasını ise Türkiye üzerinde deneme yoluna gitmiştir.

 

Avrupa’nın en hızlı büyüyen doğal gaz pazarına sahip olan Türkiye’nin 1984’de SSCB ile yaptığı ilk doğal gaz anlaşmasından sonra gaza olan talebi hızla artmış ve 1996’da Rusya Federasyonu ile ikinci doğal gaz anlaşmasını imzalamıştır. Bu tarihten itibaren Türkiye, alternatif doğal gaz kaynaklarına yönelmiş, başta Azerbaycan ve Türkmenistan olmak üzere birçok ülke, Türk doğal gaz pazarı için Rusya’yla rekabete girişmiştir. Rusya’da oldukça etkili olan ‘Enerji Lobisi’nin bu rekabette üstünlük sağlamak için girişimlerine Türkiye’de o dönemki hükümet nezdinde destek bulması, Rusya ile Türkiye arasında Mavi Akım olarak bilinen aynı zamanda Türkiye’de büyük tartışmalara sebep olan üçüncü doğal gaz anlaşmasının imzalanmasına sebep olmuştur. Bu süre zarfında Türkiye Türkmenistan gazından bir netice alamamış, ancak Azerbaycan ile imzalanan Şahdeniz Gazı Projesi 2007 yılı başı itibarıyla tamamlanmıştır. İran ile de yapılan anlaşma gereği bir boru hattı imzalanmış ve ABD’nin bütün itirazlarına rağmen bu ülkeden doğalgaz alınmaya başlanmıştır. İran’dan aldığımız doğalgazda zaman zaman sorunlar yaşanmış ve iki ülke tahkim sürecine girmiştir.

 

Türkiye’nin Doğalgaz Temin Ettiği Ülkeler

 

Türkiye bugün doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 70’ini Rusya’dan karşılamaktadır. Bunun için üç ayrı anlaşma ile iki ayrı güzergahtan gaz alınmaktadır. Bu hatların birisi Batı güzergahı olarak geçmekte ve Rusya-Ukrayna-Moldova-Romanya-Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye gelmektedir. Bir diğer hat ise mavi Akım olarak bilinen ve Karadeniz’in dibinden Türkiye’ye doğrudan çekilen bir boru hattıdır. Diğer yandan Türkiye İran'dan gelen bir boru hattı aracılığı ile de gaz satın alıyor ve Nijerya ve Cezayir'den de sıvılaştırılmış doğalgaz ithal ediyor.

 

Türkiye, yıllık 0rtalama 32 milyar metreküplük doğalgaz almaktadır. Bu gazın yaklaşık yüzde 70’ini Rusya tek başına karşılamaktadır.  Bu ise neredeyse yıllık 20 milyar metreküpe tekabül etmektedir. 2005 senesinde tüketilen yaklaşık 25 milyar metreküplük doğalgazın yarısına yakın bir kısmı Ukrayna üzerinden yani Batı hatlarından alınmıştır. Türkiye aldığı doğalgazın büyük bir bölümünü elektrik üretimi ve ısınma amaçlı kullanıyor. 2004'te tüketilen 22.1 milyar metreküp gazın yüzde 61'ini santrallerde elektrik üretimi için kullanıldı. Yüzde 19'u evlerde ısınma amaçlı kullanıldı ve yüzde 2'si ise gübre oldu. Bugün toplam elektrik üretiminin yüzde 43.8'ini doğalgaz yakan santrallerde üretiyor olması bu kadar su ve kömür kaynakları olan bir ülke için fazlasıyla lükstür.

 

Depolama Sorunu:

 

1987 yılından beri yurt dışından doğalgaz alımı yapılan Türkiye’de yaklaşık 15 yıldır doğalgaz yer altı depolarına ihtiyaç duyulmasına rağmen bu soruna bir türlü nihai çözüm bulunamamıştır. Petrolden farklı olarak yurtdışından alınan doğal gazı depolayamadığı için anında tüketime verilmek durumundadır. Bu durum Türkiye açısından çeşitli sakıncalar doğurmaktadır. Türkiye yurtdışı doğal gaz alım anlaşmalarını “al yada öde” şeklinde yaptığı için depolayamayan ve bu sebeple kullanılamadığı için havaya bırakılan doğal gazın da parasını ödemek durumunda kalınmaktadır. Diğer yandan bu durum stratejik olarak Türkiye’nin doğal gazda yurt dışına olan bağımlılığını oldukça kırılgan noktalara gelmesine sebep olmaktadır. Doğal gaz satan ülkeler de (ki bu daha çok Rusya ve kısmen de İran için geçerli olabilecek bir seçenektir) şu anda olmasa bile doğal gazı Türkiye’ye karşı bir silah olarak kullanma imkanı vermektedir. Rusya Federasyonu doğal gaz sattığı Ukrayna ve Gürcistan’a karşı ilişkilerinin bozulduğu zamanlarda siyasi bir baskı olarak kullanmış ve bu ülkeleri kışın doğal gazı kesmekle tehdit etmiş ve zaman zaman da bu tehdidini hayata geçirmiştir. The New York Times, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını ‘Enerji İhtiyacının yüzde 98’ini ithal eden Türkiye’den daha fazla enerji şantajına açık ülke sayısı çok azdır’ diyerek bu tehlikeyi özellikle vurgulamıştır. Yine RFE/RL Analizcisi Michel Leylveled’de BOTAŞ’ın doğal gaz talebini fazla gösterdiğini vurgulayarak depolama sorunlarını 2005’ten önce çözemeyecek olan Türkiye’nin bu tarihe kadar oluşacak ihtiyaç fazlası doğalgazı ne yapacağını bilmediğini ileri sürmektedir. Ancak 2007’ye girdiğimiz şu günlerde Türkiye’nin enerji politikasını stratejik olarak planlamaktan yoksun zihniyetler depolama sorununu hala çözememişlerdir.

 

Türkiye'nin batısındaki Silivri'de 1.6 milyar metre küp hacmindeki bir depolama tesisinin Haziran 2006’da tamamlanacağı ifade edilmekteydi ancak bugüne kadar bu konuda ciddi bir ilerleme sağlanamamıştır. Diğer yandan İç Anadolu'daki Tuz Gölü'nün altında inşa edilecek 5 milyar metre küplük daha büyük bir depolama tesisi projesine de hız verileceği açıklanmaktadır. Ancak 1987 yılından beri doğalgaz alan bir ülkenin şimdiye kadar yeraltı depolama tesislerini kuramamış olması bir zaifiyetin göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır.