Amerika ve dünyadaki en yakın dostu İsrail’in İran’dan nefret etmesi için biri Şii yayılmacılığı diğeri nükleer silah yapma çabası olmak üzere iki nedeni bulunuyor. İran’ı hedef alan her türlü propagandanın baskıya dönüştüğü bu günlerdeki durum, Irak’ın işgalinden önceki dönemi hatırlatıyor. Ancak Amerika’nın Afganistan ve Irak’ta yaşadıklarından sonra Müslüman bir ülkeyi doğrudan hedef almadan önce çok daha fazla düşünmek zorunda olduğunu bildiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

          

Bu gerçek nedeniyle ABD ve İsrail çıkışlı haberlerle dünya kamuoyu İran aleyhtarlığına zorlanıyor. İsrail ile Hamas arasındaki esir değişiminin yarattığı nispi sıcak hava yerini İran’ın nükleer silah yapma yeteneğine ulaştığı haberleriyle savaş rüzgârlarına bıraktı. Propagandanın zorlamasıyla dünyanın dikkati Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) raporu üzerinde toplandı. Ajans, İran’ın yapımını gerçekleştirerek hazırda tuttuğu parçaları istediği anda birleştirerek askeri amaçla kullanabileceği nükleer bir silaha dönüştürebileceğini ileri sürüyor. İranlı yetkililerin açıklamalarına bakılırsa raporun Amerikan ve İsrail iddiaları doğrultusunda olduğu düşünülebilir. Önceki raporlarda İran’ın nükleer silaha sahip olduğuna ilişkin kesin ifadeler bulunmazken son raporda IAEA’nın değişen başkanıyla birlikte İran’ı zor durumda bırakacak hükümlere yer veriliyor. Bu durum ise İranlı yetkililer ajansın yabancı etkisi altında rapor hazırladığı iddialarına haklılık kazandırıyor.

          

Yürütülen İran karşıtı propagandaya paralel olarak askeri bir hareketliliğin yaşandığı da gözden kaçmıyor. Batı kaynaklı haber ajanslarında; İsrail savaş uçaklarının Sardunya adasının açıklarında uzak mesafe uçuş, havada yakıt ikmali, yerden havaya füzelerden kurtulma tatbikatı yaptığı bildirildi. Yine aynı kaynaklara göre İsrail menzilini arttırdığı Jeriko 3 balistik füzesini de denedi. Bu konudaki haberleri doğrular mahiyette Guardian gazetesinde ise Curise füzeleriyle donatılacak İngiliz savaş gemilerinin İran rotasına gönderileceği haber verildi.

          

İran karşısındaki nükleer kozunu sonuna kadar oynamaya kararlı ABD’nin ve dolayısıyla İsrail’in yaşadıkları en büyük korku, Afganistan’dan başlayarak tüm Körfez ülkelerinde ve Ortadoğu’da egemen olacak bir Şii gücünün gelişimi tamamlamasıdır. Söz konusu her iki devlet, çıkarları ve güvenlikleri açısından gerçekten büyük bir tehdit olan böyle bir Şii gücüne karşı dünyanın nükleer silahlardan duyduğu korkusunu İran üzerinde toplayarak onu yok etmenin yolunu açmaya çalışıyorlar. Asıl hedefleri Şii gücünün yeterli olgunluğa erişmeden kırılmasıdır.

          

Afganistan’ın önce Ruslar sonra da batılılar tarafından işgali dünyada radikal İslamın yeraltına inerek batıya savaş açmasına neden oldu. Batılı politikacıların doymak bilmeyen hırsları ülkelerindeki yabancı ve İslam düşmanlığını körükledi. İslamı aşağıladığını zannedenlerin densizlikleri yetmezmiş gibi bir de İslam ülkelerinin batının müdahalelerine maruz kalmaları bu mücadelenin meşru gerekçeleri olarak kabul edildi. Irak’ın işgali ise Şiilerin sahip oldukları güçlerinin farkına varmalarını sağladı. Amerika Saddam’ı devirerek Şiiliğin fikir, para ve siyaset üreten motoru İran’ı bölgedeki en güçlü rakibinden kurtardı. Şimdi önce kendi eliyle yarattığı sonra da saplandığı bu Irak bataklığından nasıl kurtulacağının çarelerini arıyor.

 

Irak’ta İşler Yolunda Gitmiyor

          

İşgalin hemen ardından İran’da sürgünde bulunan Şiiler Irak’a dönmeye başladılar. Dönenlerin ilk uğrakları Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi’nin (SCIRI) silahlı birimi olan “Bedir Tugayları” oldu. Şiilerin silahlı gücü olan bu birim Bakr al-HAKIM yönetimi altındaydı. Mensuplarının elinde yeni basım elli ve yüzlük dolar kupürleri bol miktarda bulunuyordu. O günkü Irak Geçici Yönetimi’nin iddiasına göre bu paralar İran’dan geliyordu. (1) İran’ın hiçbir zaman ilişkisini koparmadığı Irak’ın Şii bölgesindeki Necef (çorak toprak anlamında) şehrinin dünyadaki 170 milyondan fazla (2004 verileriyle) Şiinin Vatikan’ı olacağı bildiriliyor. (2) Başka bir deyişle bunun anlamı; bugün toplamı iki yüz milyona varan ve tek yumruk olan bir Şii gücünün İran’ın yönetimi altında batıya kafa tutmasıdır.

          

Silahlı Şii gücü El Kaide’den sonra Amerika’ya yönelen en ciddi tehlikedir. Gerçekleştirdiği saldırılarla ne derece ölümcül olduğunu kanıtladı. İşgalle birlikte mezhep ve etnik ayrılıkçılığın çatışma ortamına atılması nedeniyle Iraklılar güvenlik endişesiyle aşırı uçlara yaklaşmak zorunda kalıyorlar. İşgalcilerin ve Bölgesel Kürt Yönetiminin ret etmesine rağmen K. Irak’ın Kürtleştirilmesine duyulan tepkiler El Kaide ve İran etkisinin artması neden oluyor.

          

K. Irak’ta peşmergenin güvenlikten sorumlu hale getirilmesi girişimleri kutuplaşmayı sertleştirmektedir. Bu konuda Bölgesel Yönetimle Nuri el Maliki arasında işbirliği bulunuyor. Maliki Amerikan çıkarlarına karşı durmayı göze alarak Sünni Arap yöneticileri görevden alırken, Amerikan dostu Barzani boşalan yere peşmergeyi yerleştirmeye kalkıyor. Bu nedenle Diyala’da, Ninova’da ortaya çıkan Sünni Arapların öfkesi boşuna değildir. Gelişmeler Şiiler ile Kürtlerin kazancına yarıyor. ABD planlamalarını bozma pahasına, Barzani müthiş bir beceriyle dengeler arasında oynuyor.

          

İşgal planları yapılırken hiç akıllara gelmeyen bir gelişmeyle Nuri el MALİKİ, Irak’ın başbakanı oldu ve siyasi bölünmüşlükten yararlanarak Dawa partisini ülkenin en etkili gücü haline getirdi. ABD’nin Irak’a demokrasi getirmek iddiasıyla kurdurduğu Sorumluluk ve Adalet Komisyonu (Accountability and Justice Commission- AJC), MALİKİ’nin gücünü arttırmasın hizmet eder hale geldi. Baas partililerin önünü kesmek amacıyla oluşturulan bu komisyonun Sünni Arap politikacılar aleyhinde verdiği kararlar, başbakanın muhalefetsiz kalmasını sağlıyor.

          

Bu durumu kaderin bir cilvesi olarak yorumlamak yerinde olacaktır. Çünkü ilk günlerde Amerika, Baasçılara karşı amansız bir operasyon başlatarak onları tasfiye etmişti. Aynı Baasçı gerekçesini kullanan MALİKİ, Amerikalıları kendi silahlarıyla vurmuş oldu. Bağdat’taki yönetimini Amerika’ya karşı Baasçı ithamıyla güçlendirdi.

          

Bir Amerikan buluşu olan AJC, bugün artık hiç hesapta olmayan bir şekilde Amerikan politikalarını boşa çıkarıyor. Rahat yönetim sayesinde Irak’ı her geçen gün İran’a biraz daha yaklaştırıyor. Suriye’de ESAD’ı desteklemesi örneğinde olduğu gibi bölgesel politikalarda İran’ın yanında yer alıyor. İran-Irak ve Suriye arasında doğal gaz ve petrol taşıma alanında ortak projeler hazırlanıyor. Irak ekonomisi giderek İran’a daha bağımlı hale geliyor.

          

ABD’nin Irak’tan çekilme planları nerdeyse tümüyle bozulmuş bir durumda. Başbakan Nuri MALİKİ, bütün ısrarlara ve baskılara karşı koyarak işgalci güçlerin ülkede kalma tarihini uzatmadı. Bundan ayrıca Irak’ta kalacak az sayıdaki Amerikan askerlerinin Irak’ın ceza yasasından muaf olma isteklerini de ret etti. Oysa Amerikan silahlı kuvvetleri ve paralı askerleri ülkede keyfi davranmaya alışmışlardı. Bu gelişme onlar için tam anlamıyla bir hayal kırıklığı oldu. Irak başbakanının bu kararlılığının nedeni basit; ülkedeki Amerikan varlığı İran’ın çıkarlarına ters düşmektedir ve İran da bundan rahatsızlık duymaktadır. Bu durumda sonuç İran lehine olmaktadır. İran’ın bir üst düzey askeri yetkilisine söylettiği, Amerikan askeri Irak’tan çekilmek zorunda ve bu aynı zamanda bölgeden çıkmalarının da başlangıcı olacaktır, sözleri bunun kanıtıdır. Bu sözler Washington’un sinirlerini bozmaya fazlasıyla yeterlidir.

 

Yolun Sonu Nereye Çıkar?

          

Şimdiye kadar olanın aksine Amerika, nükleer silahların yayılmasındaki belirleyici rolünü yeterince oynayamıyor. Batının hiçbir zaman vazgeçemeyeceği bir bölgede bulunan Afganistan ve Pakistan’daki varlığının tehdit altına alınmasının telaşını yaşıyor. Bin Laden’in ruhu sadece bu bölgede değil, Kuzey ve Kara Afrika’da kol geziyor.

          

Tüm bunların üstüne Körfez’de ve Ortadoğu’da kendisine iki yüz milyonluk dipdiri bir rakip geliyor. Tek egemen olarak girdiği Irak’ta onca çabasına rağmen karşısında İran’ı görüyor. Dün Saddam’ın Irak’ına güvenmezlerken bugün elleriyle inşa ettikleri Irak karşılarına hasım olarak çıkıyor.

          

Gelişmelerin gidiş yönünün ABD ve İsrail için tehlikeli olduğu açıktır. Bu iki ülkenin endişeleri sadece ekonomik değil, aynı zamanda güvenlik hatta İsrail için varlığının devamlılığına yönelmiş bir tehdit algılamasıdır. Amerika Irak’tan askerini çekse bile elini hiçbir zaman çekmeyecektir. Neredeyse bütün sıkıntılarının kaynağı olarak gördüğü İran’ı baskılarla yola getiremeyeceğini iyi bilmektedir. Bu nedenle kapımızın hemen önünde kıyamet koparmak için her türlü hazırlığı yapacaktır.

  

Dipnotlar         

 

(1) Newsweek, A Free-for-All, Joshua HAMMER, March 1, 2004

(2) A.g.e. Najaf Renewed, Yitzhak NAKASH