İran'da geçtiğimiz hafta başlayan toplumsal olaylar ülkede 1979'dan beri meydana gelen en geniş kapsamlı ve ciddi olaylar olarak değerlendiriliyor. Ülkede meydana gelen son toplumsal hareketin nedenlerini ve olası sonuçlarını tahlil edebilmek için ise İran'da 1979'da inşa edilen teokratik rejimin kuruluş sürecini tahlil etmek elzemdir. Bilindiği üzere İran, 1979'a kadar Pehlevi Hanedanlığı'nın kontrolünde ABD'nin bölgedeki en yakın ve sadık müttefiklerinden birisi olarak süregelmişti. 1979 yılının Şubat ayında gerçekleşen İran İslam Devrimi'nden sonra ise İran, önceki rejimin tam tersine bir dönüşüm yaşarak George W. Bush'un "Şer Ekseni" olarak nitelendirdiği ülkeler listesine girmişti. Öte yandan, ülkedeki rejimin yapısından bağımsız olarak İran, ABD'nin Orta Doğu politikaları açısından mütemadiyen kilit ülkelerden birisi olma vasfını daima muhafaza etmiştir. Bu politika, Pehlevi Hanedanlığı döneminde olduğu üzere zaman zaman ABD'nin desteğini alan bir hükümetin işbaşında olması şeklinde sessiz bir süreç olarak gerçekleştiği gibi, bazen de 1953 yılında olduğu gibi İran petrollerini milleştirdiğini açıklayarak ABD ve İngiltere'nin bölgedeki hayati çıkarlarını riske eden Muhammed Musaddık'ın batı destekli Ajax Operasyonu ile devrilmesi şeklinde pek de sessiz olmayan bir süreç şeklinde tezahür etmiştir. 1979 yılında geri dönecek olursak, meydana gelen İslam Devrimi, Soğuk Savaş döneminde Vietnam Savaşı ile birlikte ABD açısından en travmatik kayıplardan birisi olmuştur. Böylece ABD, o dönem için -halen bugün içinde geçerlidir- hem bölgedeki en yakın müttefiklerinden birisini kaybetmiştir; hem de tarihsel süreç açısından Orta Doğu'daki en kilit mevzulardan birisi olan İsrail'in güvenliğinin sağlanması politikaları özelinde müttefiklerinden birisinin tehdit oluşturan bir aktöre dönüşmesini engelleyememiştir.

 

Öte yandan, İran'da bugünlerde meydana gelen olayların altyapısının sağlıklı bir şekilde tahlil edilebilmesi için şu sorunun cevabının bulunması mutlaktır;

 

"İran İslam Devrimi'ni meydana getiren konjonktür aslında neydi? Bu devrim gerçekten bir İslam Devrimi miydi, yoksa Pehlevi Hanedanlığı'na karşı toplumsal bir hareket sonunda İslam Devrimi'ne mi dönüşmüştü?" Bir diğer ifadeyle, acaba devrimde dolaylı ve doğrudan rol oynayan halk kitleleri acaba gerçekten teokratik bir yönetim mi istemişti?

 

Öncelikli olarak şu noktanın belirtilmesinde fayda var ki İran İslam Devrimi aslına bakılacak olursa temelinde rejimi dönüştürmekten ziyade Pehlevi Hanedanlığı'nın aşırılıklarına ve eski rejimin toplum odaklı olmayan politikalarına -büyük oranda ekonomik sorunlardan kaynaklanan usanmışlık duygusu- verilmiş bir tepkinin toplumsal harekete dönüşmesiydi. Bu durumu kanıtlar nitelikteki gelişmeler ise Pehlevi Hanedanlığı'nın devrilmesinde rol oynayan halk kitlelerinin ideolojik profilinde saklıdır. Aslına bakılacak olursa, devrimin başlangıç fitilini ateşleyen grupların çok büyük bir kısmı seküler veya kültürel anlamda gelenekselci İranlılardan oluşmaktaydı. Hatta bu gruplar arasında komünist ideolojinin destekçileri de vardı. Bu bağlamda, 1979 İslam Devrimi aslında Şah karşıtı çok farklı grupların ve ideolojilerin ortak fayda -şah rejiminin devrilmesi- bağlamında birleşmesiydi. Ancak daha sonrasında Ayetullah Humeyni'nin kitleleri birleştirici etkisiyle İran rejimi teokratik elitlerin kontrolüne geçmiş ve bugün İran'daki mevcut rejim inşa edilmiştir. Elbette ki mevcut rejimin gücü ve halk üzerindeki kontrolü düşünüldüğünde İran halkının yüzde kaçının gerçekten rejime destek verdiğini bilmek çok güçtür.

 

Öte yandan, İran'da geçen hafta başlayan toplumsal hareket -yine 1979 öncesinde olduğu üzere ekonomik sorunlardan ivme kazanmaktadır- akıllara öncelikle Ortadoğu'da domino etkisine yol açan Arap Baharı sürecinin "Fars Baharı'na" dönüşüp dönüşmeme ihtimalini getirmiştir. Öncelikle belirtmek gerekmektedir ki -yine rejimden bağımsız olarak- İran'da toplumsal konsolidasyon klasik Ortadoğu toplumlarına nazaran çok daha farklı ve sağlam temellere oturmaktadır. Bu bağlamda, İran'daki mevcut hareketlenmenin kitlesel bir karşı devrime dönüşme olasılığı çok yüksek değildir. Ancak, ABD ve İsrail'in ülkedeki olayları destekler nitelikteki açıklamaları ve buna karşılık Rusya'nın İran'daki olaylara kesinlikle dış müdahale olmaması yönündeki açıklamaları -bu açıklamalar aslında Rusya'nın İran'daki mevcut statükoyu desteklediği şeklinde de okunabilir-  sorunun uluslararasılaştığı takdirde çok daha farklı ve ciddi bir boyuta taşınma riskini beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, Tahran hükümetinin ivedilikle yatıştırma politikası izleyerek toplumsal hareketin aktörleriyle diyalog platformu kurması en azından sorunun uluslararasılaşmaması için elzemdir. Zira, 17 Ocak 2016 tarihinde İran'a yönelik ambargonun kısmen kaldırılması ve İran'ın batı ile olan ilişkilerini göreceli olarak yumuşatmasının da aslında Arap Baharı'na karşı Tahran hükümeti tarafından alınan bir önlem olduğunu düşünmekteyim. Unutulmaması gereken bir diğer husus da Batı'nın defalarca tecrübe ettiği üzere artık Rus doğalgazı Avrupa için güvenilir değildir -en azından bu noktada İran doğalgazı aslında Batı için Rus doğalgazının alternatifidir.- Bu nedenlerden ötürü İran'ın istikrarsızlaşması da özellikle enerji transferi konusunda AB için istenen bir durum değildir.

 

Son tahlilde, İran gerek toplumsal dinamikleri gerekse sahip olmuş olduğu köklü devlet geleneği bağlamında klasik Orta Doğu toplumlarından farklı bir konuma sahiptir. Bu nedenle, ülkede başlayan olayların en azından şimdilik keskin bir politik veya toplumsal kırılmaya yol açması beklenmemektedir. Öte yandan, ülkeyi ve bölgeyi bekleyen en büyük risk ise Suriye krizinde olduğu gibi ülkenin, küresel güçlerin potansiyellerinin test edildiği bir sahaya dönüşmesidir. Şüphesiz ki uluslararasılaşmış bir İran sorunu başta Orta Doğu olmak üzere tüm küresel sistemi çok büyük bir tehlikeye ve istikrarsızlığa itecektir.