İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Hüseyin Salami’nin Ağustos ayı içinde İran milli haber ajansı Fars’a yapmış olduğu bir mülakatta, balistik füze üretimi ile ilgili olarak; üretimin pürüzsüz bir şekilde sürdürüldüğünü ve yeterli füze üretecek kapasiteye sahip olduklarını ifade etmiştir. İlave olarak, hava savunma konusunda da yeterli sistemi kurduklarını, uygulanmak istenilen yaptırımların ancak, İran’ın kendi kendine yeterliliğine yardımcı olduğunu söylemiştir. Bu açıklama İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat’ın Şubat 2010’da yapmış olduğu, hava savunmasına yönelik bir füze kalkanı ağı ile ülkeyi ördükleri açıklamasına paralellik göstermektedir.

 

Bu yılın ilk aylarında İran Savunma Bakanı Ahmet Vahidi üretmiş oldukları gelişmiş laser güdüm teknolojisine haiz Qaem füzelerinin hasmın elektronik harp ve takip sistemlerine takılmadan alçak hız ve irtifada uçarak hedefleri tahrip kabiliyetine sahip olduğunu ileri sürmüştür.

 

İran’ın Balistik Füze ile Tanışmasının Geçmişi

 

İran’ın balistik füze teknolojisi ile tanışması 1980’lerin ortalarında başlamaktadır. İran – Irak savaşı sırasında acil harekât ihtiyacı için Suriye, Kuzey Kore ve Libya’dan Sovyet yapımı sıvı yakıtlı Scud-B füzelerini satın almıştır. Mart 1985’de İran Kirmanşah’taki üsten Irak’a ilk Scud-B füzesini ateşlemiştir. Sonraki üç hafta içinde, 7 füzeyi Bağdat’a bir füzeyi ise Kerkük’e atmıştır. Elde edilen başarı üzerine, ilave olarak 300 km. menzilli Scud-B ve 500 km. menzilli Scud-C füzelerinin Libya, Suriye ve Kuzey Kore’den satın alınması yoluna gidilmiştir. Bu füzeler daha sonra modifiye edilerek, Shahap-1 ve Shahap-2 isimlerini almışlardır. Alınan bu füzelerle birlikte, Irak’a ilave saldırılar yapılmıştır. 1986 yılının ikinci yarısı ile 1987’nin Kasım ayına kadar, Bağdat’a 8 Scud-B füzesi atılmış ve diğer şehirlere de füze taarruzları yapılmıştır. Bilahare, Devrim Muhafızları Bakanı MohsenRafiqdust İran’ın Kuzey Kore mühendisleri yardımıyla Scud-B füzelerinin kopyalarını yaptıklarını açıklamıştır. Kuzey Kore ters mühendislik teknolojisi ile Scud füzelerinin yapımını çözen ve Varşova Paktı dışında üretim yapan bir ülke olarak 1980’lerin başında sahneye çıkmıştır. Kuzey Kore yardımıyla İran Scud füzelerinin montaj ve bakımını yapacak yeteneğe kavuşmuştur. 1990’ların ortalarında Tahran Kuzey Kore’den No- Dong orta menzilli balistik füzelerden satın almış ve süratle Shahap-3 denilen milli versiyonunu yapmak için altyapı tesislerini inşa etmiştir. Shahap-3 füzelerinin bazı kritik parçalarının halen Kuzey Kore, Rusya ve muhtemelen Çin’den ithal edildiği değerlendirilmektedir.

 

2004’e gelindiğinde İran Shahap-3 füzesi üzerinde dikkate değer modifikasyonlar geçekleştirmiştir. Yakıt tanklarının kapasitesini arttırmış, harp başlığının kütlesini azaltmış ve en önemlisi ağır çelik olan ana gövdeyi, hafif ve güçlü olan alüminyum alaşım ile değiştirmek suretiyle füzenin menzilini uzatma başarısını göstermiştir. Bu yeni balistik füzeye Ghadr-1 ismi verilmiş ve uydu denemelerinde gösteri maksadı ile denenmiştir. Hâlihazırda Tahran’ın komşu ülkelerdeki hedefleri vurabilecek 200-300 Shahp-1 ve Shahap-2 füzelerine sahip olduğu sanılmaktadır. 2003 yılından itibaren İran Silahlı Kuvvetleri envanterine giren Shahap-3 füzeleri ile 1000 kg. kadar mühimmat taşıyarak, 900 km. menzil dahilindeki hedefleri vurabilecek kapasiteye ulaşmıştır. 2004 yılında, İran Shahap-3/Ghadr-1 füzelerinin 1600 km. menzile uzanan ve 750 kg. kadar küçültülmüş harp başlığı taşıyan, yeni versiyonlarının testlerine başlamıştır. Bu gelişmelere rağmen, İran’ın sıvı yakıtlı bu füzeleri üretmek ve kullanmak için belirli komponentlerde Rusya gibi dış kaynaklara ihtiyacı olduğu düşünülmektedir. Bu konudaki sıkıntılar Tahran’ı yeni arayışlar içine sokmuştur.

 

Sıvı yakıtlı bu füzelerdeki sıkıntı nedeniyle, İran kendi geliştirdiği katı yakıtlı füze yapımı çalışmalarını hızlandırmak zorunda kalmıştır. Geliştirilen Sajjil füzesi Çin’in teknik ve materyal desteği ile uzun bir gizli çabanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu füze kısa zamanda ateşlenebilmesi ve yüksek hıza ulaşması, ilk atım safhasında (boost-phase) hasımların önlemesi imkânını sınırlaması açısından önemli avantajlara sahipti.

 

İran’ın Katı Yakıtlı Balistik Füze Üretimine Başlaması

 

İran nükleer enerjiyi barışçı maksatlarla kullanma amacında olduğunu ileri sürse de, Batı bu konuda ciddi tereddütler içinde olduğunu her vesile ile ifade etmektedir. Ancak, Şubat 2010’da Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IAEA); İran’ın faaliyetlerinin balistik füzelere nükleer harp başlığı (nuclearpayload) geliştirmeye yönelik olduğunu açıklamıştır[1]. İran’ın halen sahip olduğu balistik füzelerin nükleer harp başlığı taşıma kabiliyetinde olduğuna inanılmaktadır. Ancak, bu konuda İran’ın kompact harp başlıklarını üretme yeteneğine sahip olması gerekmektedir ve halen bu tür bir teknolojiye sahip olmadığı değerlendirilmektedir. Kasım 2008’de İran 2500 km menzilli ve 750 kg. kadar nükleer silah taşıma kapasiteli Sajjil katı yakıtlı balistik füzenin testini yapmıştır. Bu testleri Mayıs, Eylül ve Aralık 2009’da yenilemiş ve İranlı yetkililer tarafından başarılı olduğu açıklanmıştır. Bu füzelerin menzilinin İsrail, Türkiye, komşu Arap Körfez Ülkelerini, Rusya’nın güneyi ile güneydoğu Avrupa’yı kapsama alanı içine aldığı bilinmektedir. 2009 Şubat ayında İran uzun menzilli füze geliştirme programı kapsamında, uzaya bir haberleşme uydusu göndermiş ve bu suretle uzaya uydu gönderebilen ve bu teknolojiye sahip ilk Müslüman ülke unvanına sahip olmuştur. Bütün bu gelişmeler ışığında, İran’ın balistik füze endüstrisi ve teknolojisi konusunda önemli endüstriyel altyapı ve teknolojik kurumlara sahip olduğunu, daha da önemlisi ARGE faaliyetlerini kesintisiz bir şekilde sürdürmekte olduğunun en açık ifadesi olduğunu söyleyebiliriz.

 

İran’ın sıvı yakıtlı füze teknolojisinden katı yakıtlı füze teknolojisine geçmesi önemli stratejik bir başarıdır. İran bu suretle mevcut teknolojisini geliştirerek öngördüğü hedeflere ulaşmasına yönelik menzil arttırma çabaları içine girmiştir. Tahran 2200 km. menzilli 750 kg. harp başlığı kapasiteli katı yakıtlı Sejjil-2 füzesini geliştirmiş ve testlerini yapmaktadır. Silahlı Kuvvetler envanterine 2-3 yıl içinde girebileceği değerlendirilmektedir. İran bu şekilde bir füze geliştirme faaliyeti içinde bulunan ve nükleer harp başlığı veya nükleer silaha sahip olmayan tek ülke olarak görülmektedir. Ancak, uygun harp başlığının geliştirilebilmesi için Çin ve Kuzey Kore’den yardım almaya çalıştığı şüpheleri mevcuttur. 

 

Balistik Füzelerin Yayılmasının Önlenmesi Konusunda Uluslararası Anlaşmaların Durumu

 

Batının İran balistik füzeleri konusunda hassasiyeti üzerinde dururken, balistik füzelere sahip olma ve geliştirilmesinin yasaklanması konusunda Dünya’da tek bir uluslararası anlaşmanın dahi olmadığını ifade etmeliyiz. Füze teknolojisi ile ilgili en başarılı girişim 1987 yılında Kanada, Almanya, Fransa, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD tarafından oluşturulan girişim olarak görülmektedir. Füze Teknolojileri Kontrol Rejimi (MTCR) olarak bilinen bu girişim 2001 yılına kadar 34 üyeye ulaşmıştır. Başlangıçta füzelerin, roketlerin, kuruz füzelerinin, insansız hava araçlarının ve asgari 300 km. menzilli ve en az 500 kg. harp başlıklı nükleer silah atmaya elverişli diğer atma vasıtalarının yayılmasının sınırlandırılması amacını taşıyan inisiyatif, 1993 yılında kitle imha silahlarını atmaya yönelik bütün atma vasıtalarını kapsam içine almıştır. MTCR üye ülkeleri için İran başlıca hedef ülke durumuna gelmiştir. 2003 yılında İran’a füze yapımı için gerekli malzeme ve teknoloji transferinin üzerine sınırlama getirilmiştir. Ancak, Çin, Kuzey Kore ve Libya gibi İran’ın gözdesi olan ülkeler bu anlaşmanın imzacısı durumunda değildirler. 2004 yılında Çin’in katılım için başvurusu, bu ülkenin İran’a füze teknolojisi transferinde bulunduğu gerekçesi ile ret edilmiştir.

 

Bu konudaki bir diğer girişim ise, 2002 ve 2003 yılında kurumsallaşan Balistik Füzelerin Yayılmasına karşı Uluslararası Uygulama Kanunudur (the International Code of ConductagainstBallisticMissileProliferation -ICOC). Hague Uygulama Kanunu (theHagueCode of Conduct -HCOC) ve Yayılmanın Güvenliği Rejimi (theProliferation Security Initiative -PSI) olarak da bilinen bu girişim 130 üyeye sahiptir. İran katılımcı pozisyonunda olmayıp, BM Genel Kurulu’nda 2005 yılında alınan kararda ve 2008 yıllında onaylanması sırasında ret oyu veren tek ülke durumundadır. 23 Aralık 2006’da BM Güvenlik Konseyi üye ülkelerin topraklarından ve ülkelerinden İran’a füze teknolojilerini aktarmasını yasaklamaya yönelik 1737 sayılı kararı geçirmiştir.

 

Bütün bu gelişmelere rağmen, bu gün Dünya’nın neresinde bir füze testi yapılırsa yapılsın bunun tespiti mevcut teknolojik imkânlarla mümkündür. Nitekim 1998 yılında İran’ın Basra Körfezi’nde uyguladığı bir test ABD tarafından her türlü detayı ile tespit edilebilmiştir. Bu bakımdan İran’ın harp başlığı teknolojisine sahip olması ve bunu uygulamasıyla birlikte bir dizi uçuş testleri uygulaması zorunlu olarak görülmektedir. Bu safhaya gelindiğinde belirlenen faaliyetler nedeniyle gerekli tedbirlerin alınması imkan dahilinde olabilecektir. Ancak, gelinilen noktada Tahran uzun menzilli balistik füzeler dahil, her türlü menzilli füzeler ve nükleer harp başlıkları konusunda gerekli altyapıya sahip duruma gelmiş ve potansiyel tehdit konumuna ulaşmış olacaktır. Diğer bir değişle İran nükleer devlet statüsüne de-facto olarak gelmiş bulunacaktır. Sadece bu teknolojinin birbirine uyumlu çalışması için gerekli deneyim eksikliği mevcut olacağı için, bu safhada İran’ı hedefinden vazgeçirmek için çabalar yetersiz kalabilecektir.

 

 Değerlendirme

 

İran, BM, ABD ve Avrupa Birliği’nin uygulamak için almış olduğu yaptırımlara karşı ayakta durduğunu göstermek açısından belirlemiş olduğu nükleer enerji ve balistik füze konularındaki programlarını ısrarla sürdürmeye kararlı bir görünüm arz etmektedir. Özellikle, balistik füzelere sahip olma, üretim ve yayılmasının önlenmesi konularında uluslararası arenada bağlayıcı, somut bir anlaşma olmamasının İran’a bu alanda hareket serbestisi sağladığı söylenebilir.  Anlaşıldığı kadarı ile İran bütün imkânlarını seferber ederek, balistik füzelere konvansiyonel harp başlığı yüklemek için her türlü teknolojiyi denemektedir. Bu suretle, ABD veya İsrail’in mevcut ana nükleer tesislere karşı mahdut hedefli olarak yapacağı saldırılara karşı mukabele edebilecek yeteneği kazanma imkânı bulabilecektir. Çünkü İran’ı müzakere masasına çekebilmek için Tahran’ın nükleer programının esasını teşkil eden başlıca birkaç tesisin tahrip edilerek devre dışı bırakılması ve bu şekilde bütün programın durmasının sağlanması doğrultusunda bir plan uygulanması son derece mantıklı, mahdut hedefli bir hareket tarzı olarak görülmektedir. Bu şekilde bir harekât başarılı olur ise, ABD ve BM tarafından saldırıların devamının geleceği ifade edilerek, İran ön koşulsuz müzakereye oturmak zorunda kalabilir. Bu nedenle, İran tesis etmiş olduğu hava savunma sistemleri ile bu şekilde havadan yapılacak taarruzlara karşı savunmasını sağlayabilecek ve karşılığında da balistik füzelere konvansiyonel harp başlığı yüklemek suretiyle, hasım olarak belirlediği hedefleri vurmayı planlayacaktır. İran en azından bu yeteneğe ve yetkinliğe sahip olduğunu açıklamak suretiyle caydırıcılık sağlamaya çalışacaktır.

 

Bir diğer veçhesi ise, balistik füze üretiminde ARGE’ye sahip olması ve üretimini devamlı geliştirmesi bu füzelerin ikinci ülkelere satılmasına vesile olabilecektir. Bu suretle İran kendine müzahir ülkeler kazanma fırsatı yakalayabilecektir. Bu bakımdan dikkatle takip edilmesi gereken bir durumun yaratıldığı değerlendirilmektedir.

 

Ancak yapılan bütün bu faaliyetlerin Tahran’ın nükleer programındaki gelişmelerle uyum içinde olduğu düşünülür ve nükleer silaha veya harp başlığına sahip olduğu anda elinde geliştirilmiş, testleri yapılmış ve yüklenmeye hazır balistik füzelerin hazır ve nazır olacağı değerlendirilir ise, ortaya nasıl ve hangi boyutta bir tehdidin çıkacağını tahayyül etmek için kâhin olmaya gerek olmadığı düşünülmektedir.

 

Dipnotlar

 

[1] SouravRoy, Iran’sballisticmissilecapabilities – a realthreatorlots of hot air? Friday, 06 August 201