Türkiye ve Brezilya’nın öncülüğü ile 17 Mayıs 2010 Pazartesi günü imzalandığı açıklanan İran nükleer zenginleştirilmiş maddesinin takası ile ilgili anlaşma son zamanlarda İran’ın uzlaşmaz tutumunu değiştirdiğine dair kazanılmış bir diplomatik zafer olduğu ileri sürülmektedir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Geçici üyesi olan her iki ülkenin, İran’ın uzlaşmaya razı hale getirilmesi için ciddi bir çaba sarf ettiği göz ardı edilemeyecek bir gerçektir.

 

Her iki ülke liderleri Nisan ayı başında ABD Başkanı Obama’nın düzenlemiş olduğu “küresel nükleer güvenlik zirvesi” sonrasında, bu zirveye davet edilmeyen İran’ın nükleer programı ile ilgili kaygıları ortadan kaldırmaya yönelik girişimleri, karşılıklı müzakereler yoluyla halledebileceklerine dair fikir birliğine varmışlar ve bunu Dünya’ya ilan etmişlerdir. Bu konuda Nisan ayındaki zirvede ve Mayıs başında yapılan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’nın (NPT) Gözden Geçirme Konferansı münasebeti ile New York’ta bulunan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Başkan Obama ile yaptığı görüşmede, bu konuyu gündeme getirerek, ABD Başkanı’nın olumlu görüşünü aldığını ifade etmiştir.

 

Bilindiği gibi Türkiye ve Brezilya’nın İran’la ekonomik alandaki ilişkileri son derece ileri bir düzeydedir. Türkiye, 10 milyar dolarlık bir ticaret hacmine sahip olduğu İran’dan doğalgaz ve petrol ihtiyacını karşılamaktadır. Bu ülke Rusya’dan sonra ikinci kaynak durumundadır. Brezilya ise, geçtiğimiz hafta sonunda yapmış olduğu bir dizi anlaşma ile İran’la ciddi ekonomik ilişkiler tesis etmiştir. İlk aşamada Brezilya İran’a beş yıl içinde, bir milyar dolarlık gıda ihracatı yapacak ve bunun için gerekli finansmanı sağlayacaktır. İleride bu ticaret hacminin 10 milyar dolara çıkartılması öngörülmektedir. Bu ilişkilerden açık bir şekilde anlaşılacağı gibi, İran’a uygulanacak herhangi bir yaptırımda, Türkiye ve Brezilya bunun dışında kalamayacak ve İran’la ilişkilerini bu kararlara göre sınırlamak zorunda kalacakları için, ciddi ekonomik sıkıntılar içine gireceklerdir. Bu nedenle, Türkiye ve Brezilya’nın soruna müzakereler yoluyla çözüm aramalarının özünde her iki ülkenin milli çıkarlarının yatmakta olduğunu söylemek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır. Tabiatıyla bunun yanında bir de, Türkiye’nin komşusu olduğu ve asırlardır herhangi bir çatışmasının mevcut olmadığı İran’ı karşısına alması riskinin Türkiye’nin mevcut iç sorunlarına yansıması hiç arzu edilmeyen bölgesel dengesizlikler yaratacak anlamına gelmektedir. Bu açıdan bakıldığında, her iki ülkenin yaptırım dışı müzakere yaklaşımları uluslar arası arenada makul ve rasyonel olarak kabul edilmelidir.

 

İran’ın Tutumu ve Ulaşmak İstediği Hedefler

 

Diğer tarafta, İran’ın uluslararası politikadaki krizi her zaman kendi lehine olacak şekilde, son derece dikkatli ve maharetli bir şekilde yönetmeye çalıştığını veya çalıştığını zannettiğini düşünmekteyiz. Bundan önce, İran’ın BM tarafından gündeme gelen üç yaptırım girişimini yine derin ilişkilerinin bulunduğu, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyesi olan iki ülke; Rusya ve Çin tarafından engelleme başarısını gösterdiğini düşünürsek, bu defaki girişiminde de aynı sonucu elde etmede farklı bir senaryo ve aktörlerin seçildiği şeklinde bir şüpheyi beraberinde getirdiği sonucuna ulaşılabilir. Bu safhada, Rusya ve Çin’inde ABD ile uyum içine girdiğini ve İran’a uzlaşmaz tutumunu devam ettirirse yaptırımların yolda olduğu konusunda hem fikir oldukları açıklamaları, artık İran’ın onlardan bir fayda beklemesinin uygun olmadığını gözler önüne sermektedir. Bu durumda BM’in kendisine karşı hareketini dondurmak için elinde tek bir alternatif kalmaktadır. O da Türkiye ve Brezilya’nın sunduğu uzlaşmaya yönelik planı işleme koymaktır. Tabii bunu yaparken planı kendisini en az bağlayacak bir şekilde formüle etmesi önem kazanmaktadır.

 

Bu nedenle yapılan anlaşmada, 1200 kg. az zenginleştirilmiş nükleer yakıtı Türkiye üzerinden takas edeceğini ve karşılığında 120 kg. yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş maddeyi bir yıl içinde yine, Türkiye üzerinden teslim alacağını kabul etmiştir. 1200 kg.lık yüzde 3,5 oranında zenginleştirilmiş uranyum, yüzde 90 ve üzeri oranda zenginleştirerek, bir bomba yapmaya yeterli miktar olarak nitelendirilmektedir. Bununla beraber, anlaşmada İran’ın barışçı amaçlarla nükleer enerjiyi kullanma hakkının NPT çerçevesinde olduğunu bir kere daha teyit ettirmiştir. Herhangi bir şekilde takasın aksaması halinde Türkiye’ye teslim ettiği 1200 kg.lık materyalin kendisine geri verilmesi sorumluluğunu Türkiye’ye yüklemiştir. Bu suretle Türkiye hem muhafazadan, hem de emanetçi olarak ürünün geri iadesinden sorumlu hale gelmiştir. Bu anlaşmanın en önemli noktalarından birisi ve eksik olan kısmı ise, İran’ın bu takasla birlikte kendi nükleer zenginleştirme faaliyetinden vazgeçerek, Uluslararası Atom Enerji Ajansı ile denetimler ve açıklık konularında gerekli mutabakatları sağlayacağı konularıdır. Anlaşmada böyle bir ifade bulunmadığı için İran anlaşmanın hemen akabinde kendi zenginleştirme faaliyetini sürdüreceğini açıklamıştır.

 

İran’ın yapılan bu anlaşma ile sağlamak istediği ortamı ve ulaşmak istediği hedefleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;

 

·Yapılan anlaşma ile BM Güvenlik Konseyi Geçici üyesi olan Türkiye ve Brezilya’yı kendi safına çekmiş olacaktır. Bu suretle yaptırımlar sırasında iki oyun durumu İran’a avantaj sağlar bir ortam yaratabilecektir.

 

·Dünya’ya uzlaşmaz bir İran yerine anlaşabilen bir İran imajı verebilecektir.

 

·ABD ile aynı beyanatları vermeye başlayan iki yakın müttefiki Rusya ve Çin’e yaptığı anlaşma nedeniyle bir mesaj verecek ve BM yaptırımlarının ertelenmesi için bu iki ülkenin yumuşamasını sağlayabilecektir. Dolayısıyla, her iki ülkenin evvelce olduğu gibi ABD karşı yumuşama yönünde tavır sergilemelerine yol açabilecektir.

 

·NPT kapsamında nükleer statüde olmayan ülkelere mesaj vererek, ben uzlaşmadan yanayım ama, nükleer enerjiyi barışçı amaçla kullanmama ABD ve Batı karşı çıkıyor fikrini vererek, lehine uluslar arası bir kamuoyu yaratabilecektir.

 

·ABD ve Batı’ya istediğiniz anlaşmayı yaptım bu nedenle yaptırıma gerek yoktur baskısını yaratabilecektir.

 

·Batı’nın istediğini bu suretle yerine getirdiği izlenimi veren İran, diğer taraftan kendi zenginleştirmesine devam etme imkanı bulacaktır. Siz takas konusunu çözmek istiyordunuz, sorun bu doğrultuda çözülmüştür. Zenginleştirme benim NPT’den gelen doğal hakkımdır iddiasını devam ettirmesine mesnet teşkil edebilecektir.

 

Yukarıda sıraladığımız faydaları İran sağlamaya yönelik olarak bu anlaşmayı imzalamış olabilir. Ancak, ABD ve Batı’nın İran’ı takasa zorlamasından amaç, madem İran nükleer enerjiyi barışçı amaçlarla istiyor, o zaman bunu göstereceği iyi niyet ile teyit etsin ve bu bağlamda;

 

-Birincisi, kendi ülkesinde nükleer zenginleştirme faaliyetlerini durdurarak, bu faaliyetlerinden vazgeçmesi,

 

-İkincisi ve en az birincisi kadar önemli olan, bütün bu faaliyetlerinde Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IAEA) ile tam bir işbirliği ve onun denetimi altına bulunması şeklinde kendini göstermektedir.

 

Yapılan anlaşma ile İran şekil olarak, Batı’nın teklifini kabul etmiş, fakat nükleer programının kontrol altına alınmasını sağlayan yukarıdaki isteklerin hiç birine yeşil ışık yakmamış bir yaklaşım sergilemektedir.

 

ABD, Rusya ve Çin’in yapmış oldukları açıklamalara ve değerlendirmelere göre de yukarıda belirtilen hususların sağlanamadığı değerlendirilerek, İran’ın yine oyun oynadığı kanaati hasıl olmuş ve başta ABD olmak üzere BM yaptırımları için sürecin sürdürülmekte olduğu Daimi Üyeler tarafından ifade edilmiş ve edilmektedir.

 

Yapılan Anlaşmanın Yansımalarının Türkiye Açısından Değerlendirilmesi

 

Türkiye’nin bölgesinde iyi ilişkilerinin bulunduğu ülke ile ileride kendisine muhtelif sorunlar oluşturacak uluslararası problemin çözümünde, müzakere ve barışçı yolların aranmasında son derece iyi niyetle yaklaştığı yadsınamayacak bir geçektir. Bu bakımdan son derece akılcı ve sonuç alıcı bir tavır içinde uluslararası kamuoyuna verdiği sözü yerine getirmenin gururu içindedir. Türkiye ve Brezilya, 5+1’in başarmaya muktedir olamadığı uzlaşmayı sağlayarak bir diplomatik zafer kazanmıştır. Ancak, anlaşmadaki üçüncü taraf olan İran’ın meseleyi ele alış tavrı farklı olduğu için, anlaşmanın kapsamı yalın olarak takasın nasıl yapılacağının ötesine geçememiştir.

 

Önümüzdeki dönemde oluşabilecek hareket tarzlarını aşağıdaki gibi belirtebiliriz;

 

İran takas için önce bir hafta içinde, IAEA’na anlaşma koşullarına uygun bildirimde bulunacak ve bir ay içinde de 1200 kg. yakıtı Türkiye’ye teslim edecektir. Bu süre zarfında ABD ve Batı yapılan anlaşmaya karşı olduklarını ve yaptırımın uygulanmasının gündemden kalkmadığını bildirmesi durumunda, İran yakıtı sevkiyattan vazgeçecek ve ABD ve Batı’yı kendi yapmış oldukları teklife uygun hareket etmemekten dolayı suçlayacaktır. Bu arada İran, Türkiye ve Brezilya’yı suçlayarak, kendisinin aldatılmış pozisyona düşürüldüğünü iddia edecek ve ilişkilerde bir gerilim oluşacaktır. Türkiye muhtemelen ABD ve Batı’yı ikna turlarına çıkacaktır. Ancak, ABD’nin başlangıçtan beri anlaşmaya olan inançsız tutumu Türkiye’yi sıkıntıya sokabilecektir. Anlaşıldığı kadarıyla ABD, Rusya bu anlaşmanın istenilen sonucu sağladığına ikna olmamış bir durumda tavır göstermektedirler. ABD ve Rusya şimdiden yapılan anlaşmanın arzu edilen sonucu sağlamaktan uzak olduğu konusunda görüşler ileri sürmekte olduğuna şahit olmaktayız.

 

İkinci seçenekte, ABD ve Batı İran nükleer maddeyi teslim edene kadar ketumiyet içinde kalmayı müteakip, yine yaptırım uygulama girişimini devam ettirirlerse, bu defa İran yine anlaşmaya uyulmadığı için infial içine girecek ve emanete alınan maddenin Türkiye tarafından geri verilmesini isteyecektir. Bu durumda iki seçenek devreye girebilecektir. Birincisi, ABD ve Batı alınan maddenin geri verilmesine mani olmak için Türkiye’ye baskı yapacaklardır. Bu durumda Türkiye onurlu bir davranış içine girerek maddeyi geri verirse, Batı ile ilişkileri zorluğa girecektir. Bunun geri dönüşü ileride ekonomik ve diplomatik alanda ve hatta Türkiye’nin iç sorunlarında Türkiye aleyhine yansıma şeklinde vücut bulacaktır. Aksi bir davranışla, Türkiye emaneti geri iade etmez ise, bu durumda İran ile ilişkiler sıkıntıya girecektir. Kürt sorunu, doğalgaz ve petrol konularında İran tarafından Türkiye’nin canı acıtılmak üzere her türlü yol denenecektir. Türkiye uluslararası alanda ve Arap ülkeleri nezdinde güvenirliğini kaybedecektir. Üstüne üslük bir de BM de yaptırım uygulanması konusunda oy meselesi gündeme gelince konu büsbütün çıkmaza girme durumunda kalacaktır.

 

Değerlendirme

 

Bütün yukarıdaki olumsuzluklara rağmen, Türkiye değerlendirmenin en sonunda belirtildiği gibi BM yaptırım kararlarının oylanmasında açmaza girmemek için elinden gelen her türlü çabayı sarf etmiş ve takas konusunda uzlaşma sağlayan bir anlaşma elde etmeyi başarmıştır. Bundan sonraki adımlarda ABD ve Batı’nın da uzlaşmacı bir tavırla yapılan anlaşmaya “tu-kaka” demeden, geliştirme yollarını araması akılcı bir yaklaşım olabilir. Rasyonel olanın, önce anlaşmanın uygulanmasını ve yansımalarını görmek ve sonra gelişen durum üzerine karar vermek olduğu değerlendirilmektedir. Bunun ise artık, ABD ve 5+1 tarafından geliştirilecek bir konu olarak, ele alınması zorunlu bir davranış olacağı düşünülmektedir.