İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın davetlisi olarak üst düzey bir askeri heyetle Türkiye’ye geldi. Bakıri ve beraberindeki heyeti Genelkurmay Karargahı’ndaki kritik görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeyle ilgili olarak “terörle mücadele, bölgesel gelişmeler, savunma alanındaki ikili ilişkiler ve sınır işbirliği” konularının ele alınacağı açıklandı.

 

Heyetin ziyareti üç gün sürmesi planlanıyor. Hulusi Akar’ın yanı sıra Bakıri’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli tarafından kabul edilmesi bekleniyor.

 

İran Genelkurmay Başkanı Bakıri’nin Ankara ziyaretini BİLGESAM Orta Doğu Uzmanı Ali Semin TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Üç Kritik Nokta

 

Bölgedeki dengelerde İran Genelkurmay Başkanın Türkiye ziyaretiyle ilgili ciddi gelişmeler vardır. Bu gelişmelerden bir tanesi bugün Telafer’de bir hava operasyonu düzenlenmesi ve bu hava operasyonlarıyla DAEŞ’in önemli stratejik yerlerini uluslararası koalisyon savaş uçaklarıyla bombalanmasıdır. İkincisi ise Kuzey Irak’taki gelişmeye baktığımız zaman 25 Eylül’deki bağımsızlık referandumudur. Üçüncüsü de Suriye’deki gelişmelerdir.

 

“Ziyaret, Sıradan Bir Ziyaret Değil”

 

Türkiye, İran, Rusya tarafından bu bölgede ABD’nin her ne kadar bu toplantılarda olmasa da ABD’ye karşı gibi görünen bir anlaşma söz konusu olduğunu görüyoruz. Bu üç gelişmeye baktığımız zaman Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle İran’ın ulusal güvenliğinin ya da bölgesel anlamdaki gelişmelerin bu iki ülkeyi yakınlaştırdığını görüyoruz. Şimdi şunu çok açık bir şekilde söylemek gerekmektedir; İran Genelkurmay Başkanı’nın Türkiye ziyareti sıradan bir ziyaret değildir. Daha önce bilindiği üzere, hep Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlar üzerinden diplomatik ilişkiler bağlamındaydı. Artık Türkiye İran ilişkilerinin askeri bir boyutunun da olduğunu görüyoruz. 2006’dan beri terörle mücadele konusunda Türkiye ile İran arasında herhangi bir güvenlik anlaşması olmasına rağmen her hangi bir gelişme yoktur. Bunlar sadece bu bölgedeki Kürtlerle ilgili ya da belirttiğimiz gibi Kuzey Irak’taki referandumla ilgili  değildir. Aynı zamanda PKK terör örgütü ile mücadelede de rol oynanması, Türkiye ile beraber hareket etmesi gerekmektedir.

 

“Körfez Ülkeleri, Milliyetçi Arap Şiileri Yanına Çekmek İstemekte…”

 

Ziyaretin bölgesel anlamına baktığımız zaman son zamanlarda Suudi Arabistan’ın Iraklı Şiilere karşı başlattığı diplomatik  ilişkileri  göz ardı etmemek gerekmektedir. Geçtiğimiz ay  yani Temmuz ayını sonunda Iraklı Şii din adamı Mukteda El Sadr, Suudi Arabistan’ın Cidde kentini ziyaret etmiş orada veliaht ile görüşmüştü. İki gün önce de Birleşik Arap emirliklerini ziyaret etti. Bunlar hepsi İran’a karşı atılan net bir adımdır. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri artık Iraklı Şiileri ve ya bölgedeki diğer Şiileri -özellikle milliyetçi Arap Şiileri- yanına çekmek istemektedir. Mezhep üzerinden yani Humeyni’nin ideolojisi üzerinden siyaset yürüten bölgedeki Arap Şiilerle Arap milliyetçisi olan Arap Şiiler arasında bir ayrıma gittiğini görüyoruz ve bu da İran’ı tedirgin etmektedir.

 

“İlişkilerin İyiye Gittiğini Söyleyebiliriz”

 

İran’ı tedirgin ettiği noktada bölgedeki dengelere bakmak gerekmektedir. Mesela Körfez ülkeleri Arap Irak’taki Şiileri Arap Şiilerinin çoğuyla iletişime ya da diplomatik ilişkiler kurmaya başlamasıyla İran’ın  şu anda bölgede Türkiye ile hareket etmek zorunda kaldığını düşünüyorum. Onun için bundan sonraki süreç birçok gelişmeyle birlikte Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin iyiye gittiğini söyleyebiliriz.