İran Dışişleri Bakanı Manouchehr Mottaki Cumhurbaşkanı Ahmedinejad tarafından azledilerek, yerine İran Atom Enerji Ajansı Başkanı Ali Akbar Salehi atanmıştır. 2005 seçimleri sonrasında Manouchehr Mottaki Ahmedinejad karşıtı kampanyada yer almasına rağmen dini lider Ayatollah Ali Khamenei’nin baskısıyla Dışişleri Bakanı olarak atanmış ve ılımlı bir lider olarak nitelendirilmekteydi.

 

Yapılan bu değişiklikle muhtemelen İran’ın nükleer programı bundan böyle Mottaki’nin aksine İran dış politikasının merkezinde yer alacaktır. Mottaki ABD ve batı ile ilişkilerde daha ılımlı davranılması ve nükleer sorunların dış politikanın merkezinden uzak tutulması doğrultusunda bir politika izlemekteydi. Bu değişimle büyük olasılıkla İran dış politikasında nükleerizasyon dönemi başlayacaktır.

 

2007 yılında Cumhurbaşkanı Milli Güvenlik Komitesi Sekreteri ve Nükleer Müzakerecilerin Başkanı’nı görevden almış ve yerine yakın destekcisi Said Jalili’yi getirmiştir. Bu suretle Cumhurbaşkanı Ahmedinejad hem kendi durumunu güçlendirirken, hem de daha sert bir politika uygulanması konusunda ciddi adım atmıştır. Son yapılan değişikliğinde Dış politikada belirli bir sertleşmenin gündeme gelebileceği değerlendirilebilir.

 

Mottaki’nin neden başarısız addedildiği konusu sürgünde bulunan İranlı diplomat RezaHeidari’nin değerlendirmesine göre şu şekildedir; Mottaki İran’ın insan hakları ihlalleri konusunda BM tarafından alınan kararın önlenmesinde başarılı olamadığı gibi, BM Kadın Hakları Paneli’nde İran’ın yer almasını sağlayamamıştır. Ayrıca, İran’ın Nijerya’ya silah sattığı konusundaki tepkileri yumuşatamamış, ve son olarak, UNESCO’nun yapacağı felsefe konulu konferansın İran’da yapılmasının uygun bulunmaması bardağı taşıran son damla olmuştur[1]. Cumhurbaşkanı bu bahaneleri birleştirmek suretiyle kendi istediği atamayı yapmak için uygun ortamın oluştuğu kanaatine sahip olabilir.

 

Bu değişimle İran dış politikasında ne gibi değişikliklerin olabileceği değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılabilir.

 

·İran dış politikasının merkezinde bundan böyle nükleer konular yer alacaktır. İran denilince akla nükleer programı gelmektedir. Aslına bakılırsa bu husus zaten İran dış politikasının merkezinde yer almaktaydı. ABD ve AB ile ilişkilerde 5+1 ile sürdürülen müzakereler ve Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın (IAEA) verdiği raporlar doğrultusunda uygulanan stratejiler etkin olmaktadır. Bu ilişkilerin hepsinde ana konu İran’ın nükleer programıdır. Bu nedenle İran’a BM, ABD ve AB yaptırımlarının uygulanması gündemdedir. Bütün dış politika bu fasit daire içinde belirlenmektedir. Bu nedenle nükleer konunun daha da merkezde yer alması mümkün görülememektedir. İran’ın Ortadoğu’da Hamas’ı desteklemesi, Suriye ile ilişkileri gibi konular daha tali konular olarak değerlendirilebilir. Türkiye olan ilişkilerde dahi esas konu İran’ın sürdürmekte olduğu nükleer faaliyetlerin etkisidir. Bu konuda ABD ve Batının Türkiye’ye yaklaşımı nükleer programından taviz vermeye yanaşmayan İran ile ilişkilerin sorgulanması doğrultusunda şekillenmektedir.

 

·İran bu değişiklikle dış politikasındaki uygulamalarda daha da fazla sertlik yanlısı bir tavır takınabilecektir. Bu konu pek olası değildir. Çünkü İran bütün müzakerelerde açık bir şekilde tavrını koyarak, nükleer konuların müzakere masasında olmayacağını beyan etmektedir. Buna ilave olarak, her müzakere öncesi nükleer konuda atmış olduğu yeni bir adımı açıklamaktadır. Son olarak “sarı pastayı” elde etmeye Muaffak olduğunu ilan etmiştir. Bu yaklaşım yeteri kadar sert bir pozisyonu ortaya koymaktadır. Bunun ötesi artık müzakerelerin kesilmesi sürecini getirecektir. Bu durum doğal olarak daha fazla yaptırıma mal olacaktır. Bu nedenle İran son derece dikkatli bir dış politika stratejisi uygulamak zorundadır ve bunu hissetmektedir. Ancak, müzakerelere yeniden başlama iradesini beyan etmesi İran’ın sahadan kaçma gibi bir niyetinin olmadığını göstermektedir. Ancak, bu müzakerelerdeki yaklaşımı önemli sonuçlar doğurabilecektir.

 

·İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad iç politikada daha güçlü bir konuma gelecektir. Bu durum zaten planlı bir şekilde gündeme getirilen uyulama olarak görülmektedir. Ancak, dış politikadaki başarısızlığın getirisi olan yaptırımların içerideki yansımalarının yönetimi ne kadar güçlü bir hale getireceği münakaşa konusudur. Son seçimlerle birlikte ortaya çıkan ve gelişmekte olan potansiyel muhalefetin durumu iç politikada dikkate alınması gereken bir olgudur.

 

Sonuç olarak, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın yaptığı bu değişiklik muhtemelen İran dış politikasının esasını nükleer programın teşkil ettiğinin farkına vararak, bu konuda en fazla alt yapıya sahip yetkiliyi müzakereleri sürdürecek en yetkili makama getirme isteğinden kaynaklandığı değerlendirilebilir. Bu doğal olarak Ahmedinejad’ın karşısında muhalif olamayan ve onun arzu ettiği davranışı gösteren bir yaklaşımı da getirecektir. Bu durum Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın İran dış politikasında karşı çıkılamaz bir etkisinin olacağı anlamına gelebilir.

 

Dipnotlar

 

[1] MaxFısher, IranianForeignMinisterFired: Why? December 13, 2010, thttp://www.theatlanticwire.com/opinions/view/opinion/Iranian-Foreign-Mlaşım yinister-Fired-Why-6173