İran’da gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 56 milyon kayıtlı seçmenden en az 40 milyonu sandık başına gitti. Mevcut Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani yapılan seçimlerde oyların yüzde 57'sini alan ikinci kez cumhurbaşkanı seçildi. İlk zafer konuşmasını devlet televizyonunda yapan ve reformcu kimliğiyle tanınan Ruhani, "İran ulusu, radikalcilik ve şiddeti değil dünyayla etkileşim yolunu seçti" ifadelerini kullandı. Verilen 41.2 milyon oyun oydan 23.5 milyonunu Ruhani alırken, dini lider Ayetullah Hamaney’in de desteğini aldığı söylenen muhafazakar kanadın adayı İbrahim Reisi'nin ise 15.8 milyon oy alarak seçimi kaybettiği açıklandı. İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, sosyal medyadan yaptığı açıklamada İran’da gerçekleşen seçimlerin "İran ulusunun yükselen ilerleyişini" gösterdiğini belirtti. Hamaney, İran'ın bundan sonra diğer ülkelerle ilişkilerinde ulusal itibarını ve bilgeliğini göstereceğini de sözlerine ekledi. 2013 yılında Cumhurbaşkanlığı  görevine başlayan 68 yaşındaki din adamı Ruhani, 5+1 ülkeleriyle nükleer müzakerelerde anlaşmaya varılmasını sağlamış ve bu anlaşma sonucunda İran'a uygulanan pek çok yaptırım ve ambargo kaldırılmıştı.

 

İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İran halkı  tarafından dünyaya nasıl bir mesaj verildiğini, seçimlerin ilerleyen süreçte İran’ın iç siyasetine, İran’ın Batı ve Türkiye ile ilişkilerine ne gibi etkileri olacağını İran Uzmanı Arif Keskin, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

İran Anayasası’na ve İran’daki siyasi gerçekliğe baktığımızda İran’daki Cumhurbaşkanı birinci ve gerçek güç değildir. Yani İran’daki siyasetin yönü -genel anlamda hem dış politika, ekonomi siyaset, kültürel- bütün anlamda dini lider tarafından belirlenmektedir. Doğal olarak Cumhurbaşkanı dini liderin belirlediği koordinatlar çerçevesinde hareket etmekte yani İran’da Cumhurbaşkanının değişimi ile çok büyük, köklü bir değişimin beklenmemesi gerekimektedir.

 

“İran’da Cumhurbaşkanı Belli Sınırlar İçerisindedir”

 

İran’da gerçekleşen bütün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen arkasından çok büyük umutlar beslenmekte İran’ın iç ve dış politikasında değişime dönük ancak bu değişim büyük oranda yaşanmamaktadır. Yaşanmamasının sebebi; İran siyasal sistemini belirleyenin dini lider olmasıdır. Tabi lider ana koordinatları belirliyorsa, süreci belirliyorsa bu cumhurbaşkanlarının hiçbir etkisi, katkısı olmadığı anlamına gelmemektedir.  Cumhurbaşkanları belli sınırlar çerçevesinde kendi görüşlerini gerçekleştirme olanaklarını bulmaktadır. Tabii ki, bu daha sınırlı ve özellikle de eğer lider ile bu konularda bir uzlaşmaya gidebilirlerse, onun onayını alabilirlerse bunu yapabilmekteler. Örneğin İran Nükleer Anlaşma’ya gitmiştir,  bunun mimarı Hasan Ruhani olarak bilinmekte aslında Hasan Ruhani sadece bu anlaşmayı teknik olarak sağlayan biridir. Bu yönde anlaşmayı ve uzlaşmayı isteyen aslında liderdir. Lider onaylamasaydı zaten böyle bir anlaşma mümkün olmazdı.

 

“Lider-Cumhurbaşkanı İlişkisi İran Siyasi Sisteminin En Önemli Kriz Kaynağı”

 

1979’dan günümüze kadar İran siyasi hayatına bakıldığında, İran siyasi hayatı Cumhurbaşkanı- Lider ilişkisi çerçevesinde, öyle bir eksende yürüyor ve zaten temel buradadır; bu başlı başına bir kriz de üretmektedir. Örneğin şimdi baktığımızda Hasan Ruhani 20 milyon üzerinde bir oy ile Cumhurbaşkanı olmuş ancak İran genel siyaseti konusunda liderin inisiyatifi doğrultusunda, onun belirlediği çizgide hareket etmesi gerekmektedir. Bu İran siyasi siteminin önemli bir çelişkisi ve önemli bir kriz kaynağıdır. Bu nedenden dolayı İran siyasi sisteminden dolayı Lider- Cumhurbaşkanı gerilimi yaşanmaktadır. Baktığımızda 1979’dan sonraki ilk Cumhurbaşkanı Ebu'l-Hasan Beni Sadr kaçmak zorunda kaldı çünkü dönemin lideri Humeyni ile çatışma içindeydi. Ondan sonraki cumhurbaşkanlarına bakıyoruz; Haşimi Rafsancani sekiz yıl cumhurbaşkanlığı yaptı, liderle ihtilafı olması nedeniyle daha sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde onay alamadı. Mahmud Ahmedinejad liderle ihtilafa girmesi nedeniyle bu seçimde zaten aday olma olanağına sahip olamadı. Muhammed Hatemi sekiz yıl cumhurbaşkanı olmuş şu anda basın yasağını yaşamakta yani basınla bile ilişki kuramamakta; görüntü, konuşma yasağı vardır. Baktığınızda hep bu gerilim vardır.

 

“Bu Dönem Ruhani ve Dini Lider Arasında Bir Gerilim Beklenebilir”

 

Bahsedilen gerilim Hasan Ruhani’nin de özellikle de ikinci döneminde kaderi olabilir. Ruhani ve lider arasında da bir gerilim beklenebilir. Bu açıdan bakıldığında Ruhani’nin seçimi kazanması ve özellikle de İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ve muhafazakârların bu seçimi kabullenişi, herhangi bir itiraz ortaya çıkmayışı aslında Ruhani’nin bundan sonra bazı alanlarda kendi istediğini yapma yetkisi verildiği anlamına gelmektedir. Bktığımızda bundan sonra belki Ruhani özellikle Batı ile olan ilişkilerde daha fazla inisiyatif alabilir. Yani daha fazla inisiyatifi Ruhani’ye verebilirler çünkü şu anda hem İran’daki seçmenlerin önemli bir bölümü hem İran’daki devlet yetkililerinin en önemli kaygısı Donald Trump dönemi ABD- İran ilişkileridir. Trump dönemi İran- ABD ilişkilerinin nereye doğru gideceği bu dönem seçimin en önemli motivasyonlarından biriydi. Hatta Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanı olmasının motivasyonlarının biriydi. Yani aslında İran’daki seçmen İran’ın hem bölgede hem de dünya ile gerginliği, çatışmayı istememektedir. 2005- 2013 Mahmud Ahmedinejad dönemini yeniden tecrübe etmek, yeniden geniş çaplı ambargolara maruz kalmak istenmemektedir.

 

“İran, Batı ile Daha Farklı Bir Müzakereye Doğru Yönelebilir”

 

Trump döneminde aslında İran hem ekonomik hem siyasi hem diğer anlamda tehditler beklemektedir. Bu önemli tehditleri radikal bir cumhurbaşkanı ile çözmeyeceklerini düşünmektedir. Mahmud Ahmedinejad tecrübesine bakıldığında radikal bir cumhurbaşkanı İran – Batı ilişkilerini daha da gerginleştirebilir. Bu gerginleşme şu an itibariyle İran rejiminin zararına olur. Bu anlamda bakıldığında Hasan Ruhani’nin gelişi aslında İran- Batı ilişkilerinde İran- dünya ilişkilerinde hem seçmenlerin hem de Rejimin farklı bir mesajı olarak yorumlamak gerekmektedir. Büyük ihtimalle Ruhani bu seçimden sonra belki Batılılarla daha farklı bir müzakereye doğru yönelebilir. Yani bunun şu anki Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif işaretini vermiştir: “Netice bize önümüzdeki 4 yıl içerisinde Nükleer Anlaşmanın dışında kalan ambargolar üzerinde çalışacağımızı gösterdi. Yani onların da iptali üzerinde çalışacağız”. Nükleerin dışındaki ambargoları –İran’a yönelik ambargolara bakıldığında terörizm, insan hakları veya füze konuları gibi alanları kapsamaktadır- kaldırtmak için İran’ın ABD ve Batı ile çok daha kapsamlı bir müzakere masasına oturması gerekmektedir. Yani Zarif’in sözünü belki bu şekilde yorumlanmalıdır. Bu süreçte Trump dönemi İran ABD ilişkileri daha mı gerginleşecek veya lider, Ruhani’ye bu olanakları verecek ve Ruhani nükleer anlaşmada yaptığı gibi yeniden ABD ile uzlaşmaya gidecektir. İran’dan gelen şu anki mesajlar çatışmaya, gerginliğe dönük değil daha çok Batılılarla uzlaşmaya dönük bir mesaj verilmektedir. Seçmenin de zaten oyu bu yönde yorumlanmakta ve bu anlamda bakıldığında, Ruhani’nin önümüzdeki 4 yıllık görevi süresinde İran- ABD- Avrupa arasında yeni bir müzakere süreci aralarındaki çok farklı sorunları kapsamlı görüşme sinyalleri olabilir.

 

“İran Seçmeni Rejimin Suriye ve Irak Siyasetini Ciddi Şekilde Eleştiriyor”

 

Tabii ki bunun bölgeye nasıl yansıyacağı bu da önemli bir tartışma konusudur. Çünkü özellikle de Hamaney’in Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlıkları; Suriye gibi Irak gibi dosyalara müdahil olmasını istememekte ve İran seçmeni İran rejiminin Suriye siyasetini, Irak siyasetini ciddi şekilde eleştirmektedir. Tabii bunu açık şekilde söyleyemediler özellikle de İran’daki Reformcular ama Tahran’ın eski Belediye Başkanı Gholam Hossein Karbaschi bunu açık şekilde ifade etti. “İran’ın Suriye siyaseti doğru değil, değişmesi gerekiyor; İran Suriye konusunda daha farklı bir yol izleyebilir” dedi. Bu da bir anlamda onların rahatsızlıklarını göstermektedir. Sorun sadece Suriye değil. İran- Suudi Arabistan ilişkileri de İranlılar açısından önemli bir sorundur. Ruhani geçen dört yıl içerisinde İran- Suudi ilişkilerinde herhangi olumlu bir şey kazanamadı. Herhangi bir ilerleme olmamışt. Önümüzdeki dört yıl içerisinde İran- Suudi ilişkilerine dönük de farklı bir girişim beklenmektedir.

 

“İran- Türkiye İlişkileri, İran Farklı Bir Konseptle Hareket Ederse Olumlu Gelişebilir”

 

İran – Türkiye ilişkileri bir yönüyle Suriye, Irak, Yemen’deki gerginlikle bir şekilde bağlantılıdır. İran Yemen, Suriye ve Irak’ta daha farklı bir konseptle hareket ederse İran- Türkiye ilişkilerinde de olumlu bir süreç başlayabilir. Tabii bu bir ihtimal olarak vardır ancak önümüzdeki süreç içerisinde bunun nasıl şekilleneceğini bakıp görmemiz lazımdır. Çünkü şu anda İran hala seçim havasından çıkmış değildir. Seçimin yarattığı bir sevinç ve yumuşaklık vardır. Doğal olarak bir çok insan burada kendi görüşlerini saklamış, aslında seçim süreci bittikten sonra İran’ın nasıl bir yol izleyeceğini daha net olarak göreceğiz.