Ürün ve servisler distribütörlere dağıtılmıştı. Her şey son derece düzgünce ilerliyordu. Tricia’nın tek derdi ürünleri nasıl yetiştirebileceğiydi. Çin’de üretim yapan şirket hızlıca bu yükselen talebe karşılık verebilir miydi? Tricia sadece Kaliforniya’da değil Portland ve Washington eyaletlerinden de telefonlar almaya başlamıştı. Bir girişimcinin sahip olmak istediği en güzel derde sahipti. Ben bu talebe nasıl yetişeceğim diye uyanıyordu her gün.

 

Öte yandan Ankara’da dijital çözümler üreten teknoloji şirketinin sahibi Umut Bey 2000’li yılların başında oldukça yüksek bütçeler harcayarak Mısır’dan tutun Suriye, Irak ve İran da dahil olmak üzere tüm komşu ülkelerde uzun uğraşılar sonrası distribütörler ağı kurmuş ve onlarla çalışarak şirketini büyütmüştü. Ancak hepimizin de bildiği gibi Türkiye’nin Mısır’la bozulan ilişkileri sebebiyle Mısırlı distribütör aniden ortadan kaybolmuştu. Irak’takiler işe devam edemeyeceklerinin haberini vermişti. Suriye’deki distribütör yolda giderken bir bombanın hedefi olmuştu. Bugün sadece İran’daki distribütörü vardı ancak o da İran’dan para gönderemiyordu.

 

İngiltere’nin Newton Fonu bünyesinde başarılı bir proje yürüten TDEB ekibi ile İzmir Ankara ve İstanbul’daki girişim ve KOBİ’lerle bir araya gelme imkânım oldu geçtiğimiz aylarda. Bu program Türkiye ve İngiltere arasındaki inovasyon bazlı ilişkileri güçlendirmek üzere tasarlanmış bir program. Amaç başarılı şirketlerin İngiltere’ye açılmalarını sağlamak. Orada müşteri, ARGE ortaklığı gibi atılımlarda bulunmalarına destek olmak.

 

Bu program sırasında KOBİ yöneticileri ve girişimcilere karşılaştıkları en büyük sorunları sorduk. Benim birebir gözlemlediğim en büyük sorun şirketlerin komşu dış pazarlarını tek tek kaybediyor olmasıydı. Yukarda anlattığım Umut Bey ve Tricia’nın hikayeleri ile birebir aynı hikayeleri duydum neredeyse.

 

Aynı çalışma sırasında şirketlerin hızla kaliteli yazılımcıları yurt dışına kaybettiğini de duyduk. Yazılımcılar Türkiye’de kendilerine imkân sağlanamamasından şikayetçiydi. Girişimcilerin bir diğer büyük sorunu ise doğru yatırımcıların sayısının çok az olmasıydı. Eh, bunu ben kendim de 6 yıl önce net olarak görmüştüm.

 

Güçlü bir Türkiye ancak KOBİ ve girişimcinin ürünlerini satabileceği pazarların sayısını arttırmakla mümkün olabilecektir. Bu haliyle Ankara’daki girişimciyi, ne İngiltere’deki ne de Kaliforniya’daki bir girişimci ile karşılaştıramayız. Zira diğer ikisi pazarlarına ürün yetiştirmeyi düşünürken, Ankara’da Umut Bey sürekli olarak yeni pazarlar aramak zorunda.

 

Durum böyleyken KOBİ’lerimizden nasıl ARGE yapmasını bekleyeceğiz?

 

Durum böyleyken KOBİ’lerimizden nasıl yeni ürünler geliştirmesini ve inovasyon bekleyeceğiz?

 

Durum böyleyken Türkiye diğer ülkelerle nasıl rekabet edebilecek?

 

Türk ekonomisinin yüzde 99’u KOBİ’lerden oluşuyor. Bu sorular hepimizi ilgilendiriyor. Küçük şirketler kadar büyük şirketleri de ilgilendiriyor. Zira başarılı olamayan küçük şirketler, büyük şirketler için fark yaratacak çözümler de üretemez.

 

(Bu yazı, 18 Eylül 2018 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)