Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi Türkiye’yi derinden yaralamıştır. Bu cinayet neticesinde bir Türk vatandaşı öldürülmüş ama 70 milyon da yaralanmıştır. Elbette ki, görüşü ve düşüncelerini paylaşmamız söz konusu olmayan Dink’in yaşama hakkının elinden alınmasına, 17 yaşında, birilerinin oyununa geldiği besbelli olan bir çocuk dışında kimsenin de razı olacağını zannetmiyorum. Ancak, Dink cinayeti sonrası yaşananlar oldukça düşündürücü bir şekilde gelişmiştir.

 

Hrant Dink cinayeti ilk bakışta mahalleden birkaç kafadarın ve 'matruşka abilerin' birtakım 'milli hislerle' işlediği bir cinayet olarak gözükmekte ve gösterilmeye çalışılmaktadır. Cinayetin işlenişi, cinayet sonrası katilin elindeki silahı ve beresi de dahil suç aletlerinden kurtulmak istememesi ve adeta ben buradayım der gibi yakalanmak için yapılması gereken bütün hataları yapması bu çocuğun eline silah sıkıştıranların daha sonra da yakalanmasını istedikleri gibi bir izlenim ortaya çıkarmaktadır. Üstelik gazetelere yansıyanlar doğruysa, cinayetten sonra “bir Ermeniyi öldürdüm” gibi dışardan ezberletilmiş kokusu yayan laflar etmesi, konuyu geniş bir oyunun sergilenmesi için yazılan senaryonun sahneye konulması olarak yorumlamamıza sebep olmaktadır.

 

Elbette akla birtakım soru işaretleri gelmektedir. Hrant Dink neden şimdi öldürüldü? Türklüğe hakaret suçundan yargılanmasına rağmen yurt dışındaki Ermeni lobileriyle tartışan, Ermenistan’da “bu ne biçim Ermeni” diye adeta aşağılanan ve hatta Türkiye’deki Ermeni kilisesi ve bir kısım cemaati ile sorunlar yaşayan Dink neden hedef seçilmiştir. Neden birkaç ay önce Dink’in gündemde olduğu bir zaman değil de malum sözde soykırımcıların bütün güçleriyle başta ABD olmak üzere Batılı ülke parlamentolarına yüklendiği Mart ve Nisan ayları arifesinde bir Ermeni gazeteci hedef seçilmiştir? Neden Kerkük’e müdahalenin gündemde olduğu bir dönemde, Türkiye’de yükselen değerlerin milliyetçilik olduğu bir zamanda bu cinayet işlenmiştir? Bütün bu sorulara cevaplar aranması gerekmektedir. Bu sorulara bulunacak cevaplardan yola çıkarak Dink cinayetinin tam olarak aydınlatılması söz konusu olabilir. Yoksa bu cinayet “mahalleden birkaç kafadarın” işi olarak kalmaya mahkumdur. Bu cinayette bütün sorumluluk milli duygular besleyen “mahalleden birkaç kafadarın” üzerinde kaldığı takdirde ve bu cinayetin perde arkasındakiler ortaya çıkarılmadığı takdirde uluslararası camiada daha Hrant Dink’in mezarı bile soğumadan Türkiye’ye yönelik suçlama ve sözde soykırım tasarıları ile Türkiye’nin üzerine gidilecektir. İçeride ise hedefe, yükselen milliyetçilik oturtularak Türkiye’nin özellikle de genç kesimlerin mili duygularını törpülemeye yönelik operasyonlara girişilecektir.

 

Dink cinayeti sebebiyle Türk dışişlerinin ve bazı medya mensupları ile bir takım vatandaşlarımızın aşağıdaki hususları yeniden değerlendirmelerini tavsiye etmekteyiz.

 

Her şeyden önce Dink, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Ermeni kökenli olması ona Ermenistan devletiyle bir bağ kurma ve/veya kurdurma hakkı vermez. Ancak cenaze törenine Ermenistan devleti yetkilileri davet edilerek adeta Ermenistan Türkiye’deki Ermeni vatandaşlarımızın hamisiymiş gibi bir görüntü sergilenmiştir.

 

Ermenistan bu işin bir tarafı değildir ve yapılmamalıdır. Hrant Dink, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır. Dink’in Ermenistan ile vatandaşlık bağı yoktur ve ne Ermenistan ile ne de diaspora ile bu anlamda bir bağı kurulmamalıdır. Düşünün ki, Amerika’da öldürülen İtalyan menşeli bir gazeteci için İtalya’dan veya Çin kökenliler için Çin’den resmi yetkililer davet edilmeye kalkılırsa ne olur?

 

İkinci önemli husus, burada Batıya mesaj verelim derken kantarın topuzunu kaçırmamak lazım geldiğidir. Bu töreni, sadece Batı değil aynı zamanda topraklarının yüzde 20’si işgal edilen, bir milyondan fazla insanı göçmen durumunda, perişan bir halde yaşayan ve her şeyden önemlisi önümüzdeki Şubat ayında bir kez daha yad edilecek olan Ermenilerin yaptığı Hocalı soykırımına uğramış Azerbaycanlı kardeşlerimizin de izlediği unutulmamalıdır.

 

Televizyon kanallarında neden koruma verilmediği hususu hararetle tartışılmaktadır. Elbette ki, devlet her vatandaşını korumakla yükümlüdür. Ancak vatandaşların da kendi sorumlulukları bulunmaktadır. Hele bu vatandaş gazeteci olunca sorumluluk bilinci iki kat artmaktadır. Gazetecilerin ve genel olarak herkesin, başkasının milli manevi değerlerini aşağılayıcı, küçük düşürücü ifadelerden kaçınması ve insanları incitecek tarzda beyanlar vermemesi gerekir. Demokrasi bir tartışma ve özgür iradeyi beyan etme ortamıdır. Demokrasi asla başkalarının hakkını gasp ve onların değerlerini aşağılayıcı bir ortamın yaratılması demek değildir.

 

Bu menfur cinayet sebebiyle Dink taraftarları ve medya bir araya geldi ve “hepimiz Hrant Dink’iz, hepimiz Ermeniyiz” dediler. Necip Hablemitoğlu cinayetinde ve başka siyasi cinayetlerde de aynı grupların Türk Milleti ile bütünleşerek omuz omuza verip “hepimiz Necip Hablemitoğlu’yuz” veya “hepimiz Uğur Mumcu’yuz”, “Ahmet Taner Kışlalı’yız”, 'Gaffar Okan'ız' demediler. Ve her şeyden önemlisi vatanı için teröristler tarafından şehit edilen polisi, askeri bütün güvenlik görevlileri için de hepimiz Mehmetçiğiz demediler, şehit cenazelerini hemen hiçbir televizyon kanalı canlı olarak vermedi ve gazetelerine manşet yapmadılar. Umarım bazı çevrelerin Dink’e gösterdiği hassasiyeti, bundan sonra diğer şehitlerimiz ve Mehmetçiklerimiz için de gösterir “hepimiz Mehmetçiğiz” deme cesaretini de gösterirler.